• Erdoğan'ın “tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet” tekerlemesi, tek parti iktidarının ideolojik olarak AKP şahsında hâlâ yaşadığını gösteriyor.
  • Kürtler, uzatmalı tek parti ideolojisinden çıkış yolu olarak, “Gelin herkesin gönüllü olarak içinde kendini ifade edebildiği yeni özgürlükçü ve eşit bir düzen kuralım” diyor.

HEVAL TAHA

Başlığı Tezer Özlü’den ödünç aldım. Yazar Tezer Özlü, katıldığı 1 Mayıs 1977 mitinginde yaşananlar ardından içine girdiği haleti ruhiyeyi; “Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu” sözleriyle tarif edecek kadar yaralıydı.

Özlü, yüz binlerin katılımıyla büyük bir coşkuyla başlayan mitingin devlet eliyle devreye sokulan provokasyon sonrası katliama dönüşmesi karşısında yaşadığı travmayı uzun süre atlatmakta zorlanıyor. Öyle ki yazar çok sevdiği yurdunu terk etme noktasına geliyor. Özlü’nün yakın arkadaşı yazar Leyla Erbil, Özlü’nün ölümünün ardından yayınladığı “Dostluğun mektupları: Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e mektuplar” isimli kitabında bu süreci Özlü’nün mektupları aracılığıyla bizlere aktarıyor. Tezer Özlü'nün bir başına mücadele ettiği, bu yüzden de kişisel gibi görünen travma, bu coğrafyada yaşayan tüm halkların tarihine yayılmış bir girdaptır aslında. Elbette Özlü hepimiz adına yaptı bu tespiti: “Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu.”

Şurası da muhakkak ki Özlü, “bizi öldürmek isteyenler” derken geniş halk yığınlarını değil, iktidar yoluyla devlet aygıtını elinde tutanları kastediyordu. Cumhur adına cumhura karşı örgütlenen Türk tipi cumhuriyetin vardığı sonuçtu Özlü’nün deşifre ettiği.

Bu deşifreyi biraz daha ileri götürmeye çalışalım. Bu bağlamda CHP’nin ‘Cumhuriyetin kurucu partisi’ olduğu söylemi irdelemeye değer. Aslına bakarsanız saptama doğrudur. 9 Eylül 1923’te CHP kurulup 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilan edilmesi bir tesadüf değildir. Cumhuriyet, CHP teşkilatları dolayısıyla kadroları üzerinden örgütlenmiştir. Cumhurun kendini yönetmek için kurduğu savlanan cumhuriyet CHP kimliğinde somutlaşan tek parti kadrolarının öncülüğünde tekçi bir kimliğin inşası üzerinde yapılandı. Hedef cumhurun kendini yönetmesi değil, yönetilecek bir cumhur yaratmaktır, çünkü tek parti rejimi, tek tip cumhuriyet insanını yaratmayı hedeflerken, yeni cumhuriyetin sosyal yaşamını da CHP eliyle örgütlüyordu. Yeni insan için yeni bir tarih gerekiyordu. Eskiye ait her şeyi toptan yok sayan bir anlayışla yepyeni bir tarih yazımı başladı.

Tarihçi Taha Parla ‘Kemalist tarih felsefesi’ diye adlandırdığı bu tarih anlayışını şöyle tarif ediyor: “Kemalist tarih felsefesi, liberal ve Marksist tarih felsefelerinden farklı olarak, tarih dönemlerinin bir önceki dönemin tohumları içinden çıktığını düşünmez, tarihte süreklilik ve kanuniyet bulunduğunu kabul etmez; faşist tarih felsefesine benzer biçimde tarihin bir noktada durdurulup sıfırdan başlayabileceğini/başlatılabileceğini benimser ya da iddia eder.”

Görüldüğü gibi Türk tipi cumhuriyet, kendisini var eden “cumhuru” da kendi tarif eder. Kendi “yarattığı” vatandaş dışındaki halkları, kültürleri, tarihi derinliği ne olursa olsun hiç kimseyi tanımaz, varlığını kabul etmez. Bunu yaparken de hiçbir kural, kanun, insani ölçüyü baz alma ihtiyacı duymaz.

Tek parti rejiminin kurulduğu 1923’ten başlayarak 1927’ye kadar CHP var olan 63 ilin sadece 57’sinde örgütlendi. CHP Kürdistan illeri Bayazıt, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin ve Urfa’da örgütlenmemiş ya da örgütlenememiştir. Kürdistan’da “siyasal yaşamı denetim altında tutamayacağını anlayan tek parti rejimi ”(tırnak içi belirleme Prof. Ahmet Demirel’e aittir) daha da ileri giderek 1935’te Bingöl, Bitlis, Muş, Siirt, Tunceli ve Van'da da örgütlerini kapattı. Tek parti rejimi boyunca Kürtler cumhuriyet yönetiminde hiçbir biçimde doğrudan temsil imkanı bulamadı. Cumhuriyet, Kürt cumhurunu dışında bırakarak tekçi “Türk cumhuriyeti” olarak örgütlendi. Tek parti cumhuriyeti boyunca Kürt halkı, Ankara rejimi tarafından atanan “milletvekilleri” aracılığıyla “temsil” edildi. Dolayısıyla tek parti iktidarı boyunca cumhuriyet Kürt şehirlerine hiç uğramadı. 1946 seçimlerinde prova edilip 1950 seçimleri ile başlayan çok partili dönemde de tekçi cumhuriyet, başta Kürtler olmak üzere kendinden olmayan hiçbir halkı kapsamadı. Onları yok etmeyi, kendi varlık nedeni saydı.

Bugünün siyasal iktidarının görünen yüzü Tayyip Erdoğan tarafından her fırsatta zikredilen, “tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet” zırvaları da tek parti iktidarının ideolojik olarak AKP şahsında hâlâ yaşadığını gösteriyor. Erdoğan’ın her fırsatta “eleştirdiği” tek parti döneminin ideolojisine sıkı sıkıya bağlılığı, “iktidar” olabilmenin temel koşuludur bu cumhuriyette. Bunu en iyi Erdoğan bilir.

Kürtler, işte tam da bu yüzden, uzatmalı tek parti ideolojisinden çıkış yolu olarak, “Gelin herkesin gönüllü olarak içinde kendini ifade edebildiği yeni özgürlükçü ve eşit bir düzen kuralım” diyor.

Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025'te kamuoyu ile paylaşılan manifestosunda mevcut cumhuriyetin açmazlarına dikkat çekiyordu. Öcalan’ın, “Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir” sözleri, hem tıkanıklığın kaynağını hem de buradan çıkışın yöntemini ortaya koyuyor.

Öcalan’ın modeli bugün her manada derin bir tıkanma ile karşı karşıya olan tekçi Türk Cumhuriyeti cenderesinde sıkışan halk yığınlarının önünde tek çıkış olarak orta yerde duruyor.