ABD ve Çin’in ortak düşmanı
Forum Haberleri —

yapay zeka
- Nixon ve Mao döneminde Çin ve ABD iş birliği yapabildi, çünkü ortak bir sorunları vardı; Sovyetler Birliği. Şimdi de başka bir ortak sorun var; özerk yapay zekâ sistemleri tehdidi.
- Atomu parçalamada olduğu gibi, ya elektrik üretebilirsiniz ya da bomba. Özerk yapay zekâ ile de durum aynı. Sınırsız iyilik yapma ya da muazzam asimetrik silahlar yaratma...
*THOMAS L. FRIEDMAN/Çeviri: Yeni Özgür Politika
ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında önümüzdeki hafta Pekin’de yapılacak zirve, Richard Nixon’ın 1972’de Pekin’de Mao Zedong ile yaptığı görüşmeden bu yana Amerikan ve Çinli liderler arasındaki en önemli karşılaşma olabilir.
O zirve, onlarca yıllık Çin-Amerikan düşmanlığını yumuşatmış ve ABD ile Çin arasında Sovyetler Birliği’ne karşı zımni bir ittifak kurulmasını sağlamıştı. Bu zirve ise dünyanın benzer bir dönüşüm anında gerçekleşiyor; hem Çin hem de Amerika için yeni bir ortak tehdit var. Bu, metastaz yapan bir düzensizliktir ve iki devlet, rekabet ederken aynı anda iş birliği yaparak bu tehdide karşı önlem almazlarsa dünyayı istikrarsızlaştırabilir ve her iki ülkeye de zarar verebilir. Bu meydan okumalar ancak ortak eylemle başarıyla karşılanabilir; başta yapay zekânın kötü niyetli kullanımlarına karşı koruyucu önlemler oluşturmak üzere ABD ve Çin’in birlikte hareket etmesiyle. Zira en son modeller, son derece güçlü siber saldırı kabiliyetleri sergiledi.
Nixon-Mao zirvesinden bu yana dünyada iki paradigma değişimi yaşandı:
* Asimetrik yapay zekâ araçlarının ortaya çıkması. Bu araçlar, küçük ulus devletler gibi küçük ve kötü niyetli aktörleri olağanüstü güçlendirebilir. Bir mağarada dizüstü bilgisayarı, en yeni yapay zekâ modellerine erişimi ve Starlink terminali olan iki kişi, herhangi bir toplumun kritik altyapısına saldırabilir.
* İkinci paradigma değişimi ise küreselleşmeyle ilgilidir. Nixon-Mao zirvesi, dünyayı bağlantısızlıktan çok daha bağlantılı ve ardından da birbirine bağımlı hale getirme sürecini başlatmıştı. Nixon ve Mao, Çin’i küresel ekonomiden izolasyondan çıkarmaya başladığında (bu süreç Deng Xiaoping tarafından devlet güdümlü kapitalizme geçişle muazzam ölçüde hızlandırıldı) ekonomik ve teknolojik bir kuvvet dalgası serbest kaldı.
21.yüzyılın başına gelindiğinde Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması ve dünyanın internetle donatılması, daha fazla insanın daha fazla yerde, daha az parayla, daha fazla şey üzerinde rekabet etmesine, bağlantı kurmasına ve iş birliği yapmasına imkân verdi. İşte bu nedenle 2005’te “Dünya Düzdür” (The World Is Flat) adlı kitabımı yazdım. Teknolojik değişimin doğası gereği her büyük adım, bir öncekinden daha hızlı atılır, çünkü önceki dönemin yarattığı araçlar üzerine inşa edilir. Dünyanın düz olduğu argümanımı ortaya koyduktan yıllar sonra teknoloji ve diğer güçler ilerlemeye devam etti ve bizi, The HOW Institute for Society’nin kurucusu Dov Seidman’ın ifadesiyle, “bağlantılı” (interconnected) halden “birbirine kaynaşmış” (fused) hale taşıdı.
Düz dünyadan kopmak mümkündü. Kaynaşmış dünyadan ise kaçış yok. Artık hepimiz birlikte yükselecek veya birlikte düşeceğiz. Bu durum yalnızca internet, akıllı telefonlar, fiber optik, uydu ve kablosuz iletişimdeki ilerlemelerin bizi teknolojik olarak hiç olmadığı kadar kaynaştırmasından kaynaklanmıyor. Aynı zamanda gezegen ölçeğindeki bir dizi meydan okumanın kaderlerimizi hiç olmadığı kadar birleştirmesinden de kaynaklanıyor. Bu meydan okumalar o kadar geniş kapsamlı ve ulusal sınırlara o kadar kayıtsız ki, ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir devlet onları tek başına ne çözebilir ne de onlardan kaçabilir.
Neler olduklarını biliyoruz: iklim değişikliğini hafifletmek, nükleer ve biyolojik silahların yayılmasını önlemek, küresel göçleri yönetmek, salgınları kontrol altına almak, artık hepimizin bağımlı olduğu küresel tedarik zincirlerini sorunsuz işletmek ve en önemlisi ve acili de yarattığımız bu yeni yapay zekâ türünü yönetmek.
Bu gezegen ölçeğindeki birçok konuda iş birliğini erteleyebildik veya sınırlı iş birliğiyle idare edebildik. Yapay zekânın siber saldırı güçleri konusunda zaman doldu. Bu kutuyu daha fazla ileri atamayız. Artık yolun sonuna geldik.
Microsoft’ta eski araştırma ve strateji başkanı ve bu yeni yapay zekâ tehdidi konusunda hocam ve düşünce ortağım Craig Mundie’nin de belirttiği gibi, ABD ve Çin yıllarca birbirlerini sürekli dürtüklediler, birbirlerinin sistemlerine kötü amaçlı yazılımlar yerleştirdiler ve bilgi çaldılar. Aynı zamanda şunu da biliyorlardı: Eğer Çin bizim elektrik şebekelerimizi devre dışı bırakırsa biz de onlarınkini devre dışı bırakabiliriz; Washington’daki ışıkları kapatırlarsa biz de Pekin’dekileri kapatabiliriz. Nükleer silahlar gibi: “Karşılıklı garantili imha durumunu yeniden yaratmışlardı” diyor Mundie.
Potansiyel olarak çok tehlikeli
Peki şimdi akşam yemeğine kim geliyor? Yeni bir aktörler grubu; potansiyel olarak çok tehlikeli ve sadece ülkelerden ibaret değiller ama ikimizi de tehdit edebilirler. Bunlar, yakın zamanda Anthropic ve OpenAI tarafından açıklanan “agentic” (etkin/özerk) yapay zekâ sistemleridir. Bu sistemler, çok az parayla ve neredeyse hiç uzmanlık gerektirmeden küçük siber saldırganlara hem Çin ekonomisini hem bizim ekonomimizi hem de başkalarınınkini bozma imkânı verebilir. ABD’nin diğer modellerinin (örneğin Google’ın Geminisi) ve yakında Çin’in yapay zekâ modellerinin de aynı güçleri sunacağını söyleyebiliriz. ABD ve Çin’deki şirketler bu özerk sistemleri ilk üretenler olduğu için “bu iki ülkenin dağıtımlarını kontrol etme ve kendilerini (ve sızmaları durumunda herkesi) korumak için savunma mekanizmaları inşa etme konusunda liderlik etmesi gerekiyor” diyor Mundie. Anthropic ve OpenAI, en yeni modellerinin yazılım hatalarını bulma ve istismar etmede o kadar güçlü olduğunu söylüyor ki, her iki şirket de şu an için dağıtımlarını sınırlamayı tercih etti. Bu modellerin vahşi doğaya sızması sadece zaman meselesi; belki de çoktan sızdılar. “Bu, iki ülkenin bir araya gelmesi için büyük bir motivasyon olmalı; zira bu artık her ikisi için de açık ve mevcut bir tehlike” diye ekliyor Mundie.
Bu imkânsız bir şey istenmiyor. Mundie, sözlerini şöyle bitiriyor: “Nixon ve Mao döneminde Çin ve ABD iş birliği yapabildi, çünkü ortak bir sorunumuz vardı: Sovyetler Birliği. Şimdi de başka bir ortak sorunumuz var. Bu başka bir ülke değil, bir teknoloji; özerk yapay zekâ sistemlerinden kaynaklanan asimetrik siber tehditlerin yarattığı yükselen riskler.”
Eski G2 (ABD ve Çin), yeni I7 diye adlandıracağım grupla (Anthropic, Google/Alphabet, OpenAI, Meta, Alibaba Group, DeepSeek ve ByteDance) birlikte çalışmalı. Bu yeni yapay zekâ modellerinden en iyiyi alırken en kötüsüne karşı da koruma sağlamanın yolunu bulmalılar. Hükümetler bunu tek başlarına çözemez, şirketler de.
İran savaşı nedeniyle yeterince dikkat çekmeyen bir gelişme de Trump’ın yapay zekâ modelleri kamuoyuna sunulmadan önce onlara denetim getirmeyi düşündüğü rapor ediliyor. Bu, Trump açısından çok akıllıca bir yaklaşım. İnsanların uyanması gerekiyor: Artık özel şirketlerin, her yönde açığa çıkarabilecekleri güç açısından atomu parçalayabildiği bir dünyaya giriyoruz. Mundie’nin dediği gibi: “Atomu parçalamada olduğu gibi, ya elektrik üretebilirsiniz ya da bomba. Özerk yapay zekâ ile de durum aynı. Sınırsız iyilik yapma gücümüz var ya da muazzam asimetrik silahlar yaratma.”
Özerk yapay zekâ konusunun Trump-Xi gündeminde yer alması bekleniyor. Bu zirveyi, Mao ve Nixon’dan sonraki en önemli ABD-Çin zirvesi yapacak olan şey, iki liderin sadece bu konuyu konuşması değil, hemen bu konuda birlikte çalışmaya karar vermesidir. Sonrası çok geç olacak. Her şey çok hızlı geliyor. Washington, Pekin ve hatta Moskova’daki birçok lider henüz bunu tam olarak kavramamış olsa da, bu Homo Sapiens türünün tarihte ilk kez gezegen ölçeğinde yönetmek, yenilik yapmak, iş birliği yapmak ve bir arada var olmak zorunda olduğu dönemdir. Bunu yapmak için karmaşık, uyumlu koalisyonlar kuracağız ya da hep birlikte ezileceğiz. Kaderlerimiz artık kaynaşmıştır.
* The New York Times'ın dış politika yorum yazarı, üç Pulitzer Ödülü sahibi Thomas L. Friedman'ın makalesi çevrilerek düzenlendi.







