İran’a uygulanan yaptırımlar Ortadoğu’yu yeni bir krizin eşiğine getirecektir. ABD’nin yürüttüğü ekonomik savaşın boyutları İran’da genişleyerek sürdürülmeye çalışılıyor. İran ve ABD kapışması yeni olmamakla birlikte ilk kez bu kadar keskinleşmiş duruma gelmiş bulunmaktadır. Yaptırımların kapsamına bakıldığında İran’ı ekonomik anlamda çökertme planıdır. Daha öncede bir takım ekonomik sıkıntılar yaşayan halk, tepkilerini sokağa taşımış ve beli bir gerilim yaratmıştı. Sokağa ve pazara yansıyan ekonomik sıkıntılar gelecekte İran’ı zorlayacak boyuttadır. Bu gerilimin mantığı İran’ı zor durumda bırakarak ABD lehine bir anlaşmaya zorlamaktır. Bu ne kadar gerçekleşecek; zaman gösterecektir
Bu yaptırımların asıl amacı ise İran’ın artan bölgesel nüfuzunu kırmak, etkisiz hale getirmektir. Hem içerde ve hem de dışarıda İran’ı kuşatmaya alarak sonuç almaktır. Yaptırımların kısa vadede sonuç alacağını beklemek pek mümkün görünmemektedir. İran’ın bölgedeki konumlanması, sahadaki varlığı dikkate alındığında kurduğu siyasi dengelerin mevcudiyeti avantajlar sunmaktadır. Yemen, Lübnan, Suriye, Irak’ta ABD, İsrail ve Suudi Arabistan politikaları ile İran politikaları bir çatışma içinde olmasına rağmen İran’ı geriletememiştir.
İran açısından bir diğer avantajlı konum ise bu yaptırımlarda AB ilkelerinin ne kadar uyup uymayacağıdır. Nükleer anlaşmada dahil birçok konudaki ilişkilerin zarar görmesine pek yanaşmayan kimi AB ülkeleri yaptırımlar konusunda ABD’yi yalnız bırakmıştır. Yaptırımlarda muaf tutulan ülkelerin İran ile olan iş hacimlerine bakıldığında da İran temel bazı kalemlerde ihtiyaçlarını karşılamada nefes borularına sahiptir. Başta Çin ve Kore olmak üzere en büyük pazar alanını oluşturmaktadır. Türkiye ve diğer muaf ülkelerde hatırı sayılır bir ekonomik işbirliğine sahiptirler. Fakat İran’ın bunca avantajlı konumu ve kısmen üstün durumu olsa da kendisini bekleyen çok ciddi riskler vardır. İşinin hiçte kolay olmadığını yakın gelecekte daha iyi anlaşılır olacaktır.
Her halükarda yaşanan bu gerilimin İran ekonomisine bir basınç uygulayacağı muhakkaktır. Halkın yaşadığı sıkıntıların sokağa taşırılması durumunda yaptırımların etkilerini içerde görmek olasıdır. Daha önce yaşanan kitle gösterileri şiddetle bastırılarak yatıştırılmıştı. Toplumsal muhalefetin güçlü bir zemini bulunmaktadır. İran İslam rejimine karşı ciddi bir tepki birikimi de mevcuttur. Kürt ve Beluc halklarının ötekileştirilmiş durumları da eklenince hatırı sayılır karşıtlığı; içinde barındırmaktadır. Rejim karşıtı dinamiklerin harekete geçmesi durumunda rejimi sarsacak kadar önemli bir potansiyele sahiptir.
ABD ve İran arası gerilimin ideolojik arka planı oldukça derin ve köklüdür. Arap sünniliği, ABD evangelizmi (emperyalizmin yayılma ideolojisi olarak da algılanmaktadır) İsrail Siyonizmi, mevcut çelişkileri besleyen en önemli faktörlerdir. Dinsel çelişkilerin yanı sıra ABD yayılmacılığının Ortadoğu politikaları ve BOP’un pratikleştirilmesi önünde İran; ulus devlet olarak ciddi bir engel oluşturmaktadır. İran’ın nükleer silahlanma kapasitesine ulaşması, kıtalar arası balistik füze denemeleri, uranyum zenginleştirme projeleri askeri alanda elde ettiği güç, ABD için tehdit algısını üst seviyelere tırmanmasına yol açmıştır.
İran tarihi, devlet geleneği, kültürel değerleri, siyasi birikimi, devlet yönetme yeteneği, diplomasi deneyimi gibi konularda zengin bir geçmişe sahiptir. Kriz ve kaos süreçlerini yaşayan ve bu konuda deneyli bir ülkedir. Siyasi, askeri, ekonomik, diplomatik alanda kullanacağı rezervlere sahiptir. Bütün bunlar yaptırımların etkilerini tek başına kırmak için yeterli değildir.
İki ülkenin restleşmesinin bölgesel sorunlara yeni sorunlar ekleyeceği kesindir. Bölge devletleri, komşu ülkelerin ticari ilişkilerini olumsuz etkileyecektir. Türkiye bu yaptırımları “Allah’ın lütfu” olarak değerlendirecektir. Her türlü gayri meşru ilişkiye tenezzül ve tevessül edeceği muhakkaktır. Kara para aklamanın yeni yollarını bulacaktır. Yeni Halk Bank’lar, Rıza Zarrab ve Babek Zencavi’ler türeyecektir. İki ülkenin karşılıklı menfaatleri yaptırımlar sürecinde yeniden şekillenecektir. Kürt düşmanlığında daha da ileri gitme ihtimalleri vardır. İran, Türkiye ile yaptırımları delmek için PKK’ye karşı hamleler geliştireceği gibi, ABD’de de Türkiye’yi yanında görmek için PKK’ye karşı bazı kararlara gidebilir. Nitekim son aldığı karar bu işin özeti gibidir.
ABD’nin İran’a karşı ikinci dalga yaptırımları halkları da çok olumsuz etkileyecektir. Bunların başında da Kürt halkı gelmektedir. Fillerin çarpışmasında çimenlerin ezilmesi misali Kürtlere bedel ödeteceklerdir. Kürtlerin bu süreçte parti ve parça hesabı yapmadan ortak hareket etmesinin, ulusal birliği esas alan politikalar oluşturmasının büyük önemi vardır.