Birçok ülke nükleer silahlara sahip olabilmek için savaşların eşiğine gelebiliyor. Bu ülkelerden birisi de malumunuz İran. Bu kapsamda yaptırımlara maruz bırakılmış olan İran bugünlerde daha ağır yaptırımlar ile karşı karşıya.
Kısa bir süre önce İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Rahimi uygulanmak istenen bu yaptırımlara karşı, yani ham petrolüne ambargo uygulanması halinde Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını ilan etmişti.
Buna karşın ABD ise İran ile en ufak bir ticari bağlantısı olan tüm ülkeleri uyarmış, hatta sadece uyarmakla da kalmamış, bu ülkelere göz dağı vermek adına yasal düzenlemelere kadar gitmişti. Ancak kendi yasaları çerçevesinde uygun gördüğü bu parasal yaptırımları uygulanmayacağını da yine kendisi açıklamıştı. Bu bağlamda ABD, daha bir süre kendi müttefiklerini ikna etmek ile uğraşacak gibi görünüyor. Neden mi?
Çünkü İran dünya petrolünün yüzde 40’ını Hürmüz Boğazı üzerinden kontrol ediliyor ve bunun belli bir bölümü ise AB ülkelerinin ihtiyaçlarını gideriyor. Örneğin; Yunanistan petrol ihtiyacının yüzde 35’ini İran‘dan karşılıyor. Bu konuda Yunanistan’ı izleyen diğer AB ülkeleri ise İspanya ve İtalya.
Ekonomik krizin maddi ve manevi olumsuzluklarını yani sonuçlarını en fazla omuzlamak zorundan bırakılan, Almanya ve Fransa tarafından sayısız yaptırımlara tabi tutulan Yunanistan, bu sefer de pertolünü nereden alması gerektiği konusunda yaptırımlara tabi tutulmak istenmekte.
Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, Ekonomik Kriz nedeni ile Yunanistan’a dayatılan ekonomik yaptırımlar arasında, harcamaların kısıtlan madığı tek alan silah alımı. İşin en üzücü tarafı ise borçlarını ödeyememesine ve savaşmasını gerektirecek herhangi bir durum olmamasına rağmen, Yunanistan‘ın silah almış olması. Silah satan ülkelerin başında ise Almanya geliyor.
Tekrar konumuza dönecek olursak, İran’a yönelik gelişebilecek en ufak bir uygulamadan etkilenecekler arasında sadece AB ülkeleri yok. Hindistan, Çin ve Rusya‘da İran ile petrol ticareti yürüten ülkeler arasında yer alıyor.
İran sahip olduğu gücün farkında olan bir eda ile çok rahat bir şekilde kafa tutuyor gibi görünmesine rağmen, mevcut konjöktörün kendisinden yana işlemesinin avantajlarından yararlanıyor. AB ülkelerini ekonomik anlamda büyük bunalımların eşiğine getiren Ekonomik Kriz, bu ülkelerin İran ile kapalı kapılar arkasında bir uzlaşma yolu aramalarına neden oluyor. Fakat alternatiflerin geliştirilmesi halinde bu durum tersi yönde değişebilir.
AB ülkelerinin bu bağlamda alternatifler geliştirmek üzere yürüttüğü çabaların sinyalini ise ilk olarak Fransa lideri Sarkozy vermişti. Sömürgesi haline getirdiği bazı Arap ülklerinin bu bağlamda yeterli olup olamayacağı ise henüz netlik kazanmış değil.
Ancak mevcut durum içerisinde AB ülkeleri bütün ihtimalleri hesaplamış olsa gerek ki, bir taraftan Türkiye‘nin aracılığında, İran‘la görüşmeler gerçekleştiriyor, bir taraftan alternarifler geliştirmeye çalışıyor, diğer bir taraftan ise İngiltere‘ye ait en büyük savaş gemisini Körfez’e göndermeyi kararlaştırıyor.
Netice itibariyle İran’a yönelik bir müdahalenin kapıda olduğu görülüyor. Çünkü İran oynayabileceği en güçlü kozunu oynamış bulunuyor.
Nitekim İran konusunda yaşanan gelişmeler kısa bir süre sonra meydana gelebilecek bir kaos ortamını belirlemesi açısından bölge halklarını yakından ilgilendirmektedir. En başta da Kürt halkını ilgilendirmektedir. Çünkü ölüm, Kürt halkını bulduğunda Kürtlerin dışında neredeyse herkes sessiz kalabiliyor.