Kadının şiddete karşı yürüttüğü mücadeleye rağmen dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi İran’da da yasal, toplumsal, ekonomik, ulusal, cinsiyetçi alanlarda kendini farklı şekillerde gösteriyor. 

İran’da kadın şiddetine yönelik resmi bir bilanço şimdiye kadar yayınlanmadı. Bazı dönemlerde bilanço ortaya çıkarılmaya çalışıldı ancak anında önü kesildi. Çünkü elde edilen verilere göre kadınların yüzde 66’sı aile içi erkek şiddetine maruz kalıyor. Öte yandan ataerkil zihniyet bu şiddeti erkeğin doğası olarak yansıtmaya ve kadına dayatmaya çalışıyor. “Kadın beyaz elbiselerle erkeğin evine gider ve ne olursa olsun beyaz kefen ile çıkar” anlayışını kabul ettirmeye çalışıyor.


Kadının sığınağı yok

İran’da kadının sığınacak bir evi yok. Konuyla ilgili açıklamada bulunan İranlı yazar Mehrengiz Kar, rejimin sözde aile temellerini korumak adına kadın sığınma evi açmadığını söylüyor. Kadınları savunmasız bırakan bu durum, her türlü şiddete kapı aralıyor. Dolayısıyla kadına yönelik var olan şiddet, kadının ruh dünyası ve psikolojisinde derin izler bırakıyor. 23 Şubat 1994 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından imzaya açılan Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Sözleşmesi, İran tarafından hala imzalanmadı. Kadına yönelik şiddet, hukuk alanında da sistematik bir şekilde sürüyor.


Kadın şeriat yasalarıyla esir alınmış

Peki İran’da kadınlar, yasalar karşısında ne durumda? Maddeleyelim:

*  Siyasette sadece seçme hakkı bulunan kadının, yasaları değiştirmede hiçbir belirleyici rolü yok. 

* İran’da yasalar şeriattan türediği için kadın esasen erkeğin yarısı olarak görülür. Medeni Kanun’un 1105. maddesine göre ise kadın erkek arasındaki ilişkide erkek, her zaman evin reisidir. 

* Nigehban Şurası’na göre kadın, erkeksiz dışarıya çıkamaz, babasının cenaze törenine dahi tek başına gidemez.

* İslami Ceza Kanunun 631. maddesine göre eşini başka biriyle gören erkek, eşini öldürebilir ve bu durumda erkeğe ceza verilmez. 

* İslami Ceza Kanunu’nun 102. maddesine göre recm cezasında erkek beline kadar, kadın ise göğsüne kadar gömülmek zorundadır.

* İran’daki çalışma kanunu, kadın ve erkeğe göre değişiklik arz ediyor. Çalışma ve iş yasasının 10. maddesine göre evli olmayan kişilerin devletin kurum ve kuruluşlarında çalışması yasak. 

* Daha önce yüzde 60’ı kadınlardan oluşan üniversitelerde Ahmedinejad yönetiminden bu yana mühendislik başta olmak üzere birçok bölüm kadına yasaklandı. Sözde İslam dini bu bölümleri okumayı kadına uygun görmüyordu!

* Diğer yandan rejim, yaşam alanlarını topluma, özellikle kadına daraltıyor. Dış mekanlar insanlar için cehenneme dönüştürülmüş durumda. Hiç kimse istediğine göre giyinemiyor, hareket edemiyor. “Toplumsal fesatçılığı” önlemek için her sokak başında polis aracı bekliyor. Önünden geçen başı açık her kadının uyarılması gerekiyor. Uyarıyı dikkate almayan kadınlar ya tutuklanıyor ya da cezalandırılıyor. İslami Ceza Kanunu’na göre başı açık gezen kadın, 74 kırbaç ile cezalandırılıyor.

* Stadyuma gitmek ve futbol maçı izlemek, kadına yasak!


Kadın devrim alanlarından uzaklaştırıldı

İran’da devrimlere öncülük eden kadın, her dönemde farklı gerekçelerle devrim alanlarından uzak tutulmuştur. 1979 devrim sürecinde haklarını talep eden kadınlara “Ülkede devrim yeni gerçekleşti, herkesin devrim görevlerini yerine getirmek için seferber olması gerekiyor” denildi. Daha sonra patlak veren İran-Irak savaşında da haklarını talep eden kadınlara, “En kutsal hak, kadınların savaşın ön ve arka cephelerinde ülke toprağını savunmasıdır. Süreç ulusal savunma sürecidir” denildi. Kadınlar da bunu gerçekleştirdi. Savaştan sonra haklarını isteyen kadınlar bu defa, “Allah’ın kanunu ile İslam şeriatı denilen bir şey var, buna karşı çıkan Allah’a savaş açmış demektir ve cezalandırılmalıdır” cevabını aldı. Böylelikle yüzyıllara yayılan İran kadın mücadelesi, mollaların çıkar ve istemleri doğrultusunda yazıldı.


Kadın yüzünü Avrupa’ya çevirdi

Kuşkusuz kadın haklarının ihlali ile çöküş tarihini sadece Humeyni döneminden başlatmıyoruz. Çünkü esasen ataerkil sistem olan, iktidarın babadan oğula geçtiği Şah sistemi, her ne kadar moderniteden bahsetmiş olsa da bunun gereğini hiçbir zaman yerine getirmemiştir. İran Şahları, modenleşmeyi giyim kuşam olarak algıladı. Bundan dolayı Rizaşah, Islahat Kanunu adı altında sözde bazı reformlar yapmaya çalıştı. Kadınlar zorla başını açmak zorunda bırakıldı. Batı üniversitelerinde okumak için kadınlar, dalga dalga Avrupa’ya gönderildi. Eğitim sistemi de Avrupa ülkelerindekine göre yeniden şekillendirildi. 

Sanatsal ve kültürel zenginliğe sahip olan kadim İran toplumunda Kürt kadının asimile edilmesi teşebbüsü de Rızaşah döneminde de gerçekleşti, ancak amacına ulaşamadı. 

İran geleneklerinin ve ailevi sisteminin sözde reformcu Şah tarafından çökertilmesi, İran toplumunda da olumsuz etki yarattı. Kendine yabancılaşma ve dışarıyı esas alma duygusu en çok bu süreçte boy gösterdi. Eğitim sisteminde de kadına kendisini her zaman fiziki olarak değiştirmesi ve erkeğe göre hareket etmesi öğretildi.

Humeyni’nin eğitim sisteminde her şeyin aniden değişmesi, toplumu şoke etti. Başı açık, modern kadına bu defa başörtüsü takma, Allah’ın emir ve fermanları ile hareket etme dayatıldı. Kadın da bu sürecin mağduru haline geldi.


‘Eve kapanan kadın kutsaldır’

İran’da ailenin kutsanması, kadına hayatın alanlarını daraltmaya yönelik bir proje olarak hayata geçti. Kadının okuması ve çalışması bu argümanla engellendi. Daha sonra din adı altında ailenin anlamı ve önemi hakkında kapsamlı propaganda yapılmaya başladnı. Bu amaç için 24 saat yayın yapan medya kuruluşları, kadının nasıl da kutsal bir anne olduğunu, eve kapanması gerektiğini, çocuk dünyaya getirmenin kutsallığını, kadının eşine itaat etmesi gerektiğini ve ülkenin geleceği olan çocukları doğurmanın ne kadar önemli olduğunu enjekte etmeye çalışıyor. Hatta, “Eve kapanan, evde emek harcayan kadın, dışarıya çıkan ve çalışan kadından bin kat daha kutsaldır” yaklaşımı sergileniyor. Kadının eve kapatılması için elden ne geliyorsa, yapılıyor. Cami ve televizyon ekranlarına çıkan hocalar, günlerce evliliğin kutsallığından dem vuruyor. Ancak toplum artık bunların sözüne itibar etmiyor, ciddiye almıyor.


Yasal fuhuş: Sixe

İran’da kadınlara fuhuş dayatılıyor. Tecavüzcü erkek, rejim tarafından her zaman korunuyor. Öte yandan “sixe” (geçici evlilik) adı altında rejim tarafından yaptırılan fuhuş, rejimin şiddet ve baskı düzeyini gözler önüne seriyor. Her erkeğe binlerce “sixe” sahibi olma olanağı verilirken, kadın “sixe” süresi boyunca -artık kaç ay sürerse!- başka bir kişi ile “sixe” olamıyor. Ancak erkek aynı anda binlerce kadını kendisine “sixe” yapabiliyor. 

Sixe, fuhuşun açıkça yapılan halidir. Tek farkı, “sixe evliliğinin” hoca tarafından kıyılmasıdır. İran toplumu, özellikle Kürdistan toplumu, din adı altında gerçekleştirilen bu yanlışı hiçbir zaman kabul etmedi. Ancak sixe oranı yine de görmezden gelinemez.


Rejim kadın 

mücadelesini engelleyemez

Kendisine dayatılan anlamsız yasaklara karşı yaratırıcı yöntemlere başvuran İran toplumu, özellikle kadınlar, rejim ne yaparsa yapsın taleplerinin önünün alınamayacağını gösteriyor. Toplumsal ağlar da bu siyasete karşı çıkıyor ve bunu toplumun geneline yayıyor. Her baskı ve inkara karşı kadın, farklı bir tarzı deniyor. Okuldan iş, spor, gezinti alanlarına kadar kadın erkek ayrımı yapılıyor. Bu anlamsız yasalara karşı İran toplumu hiçbir zaman baş eğmedi. Örneğin stadyuma gitmek ve futbol maçı izlemek kadına yasaklı. İranlı kadınlar bu kanunu kınamak için yıllardır stadyumların önüne giderek, farklı yol ve yöntemlerle tepkisini ortaya koyuyor. Kadının stadyuma girmek için verdiği mücadele hala sürüyor.


ROJHILATLI KADINLAR

boyun eğmiyor!


İran rejiminin toplum ve kadına yönelik kırım politikalarına karşı Kürt kadını, yıllardır mücadele ediyor. Rojhilatlı kadınlar, 2004 yılında, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplumu yaratmak ve korumak için Doğu Kürdistan Kadın Birliği’ni (YJRK) ilan etti. YJRK, İran ve Doğu Kürdistan’da hem halk içinde hem de hayatın diğer alanlarında İran rejimine karşı ideolojik ve askeri faaliyette bulundu. YJRK mücadelesi, Doğu Kürdistanlı ve İranlı kadınlar arasında özgürlükçü mücadeleyi geliştirdi. 2014 yılında 4. Konferansını gerçekleştiren YJRK, adını Doğu Kürdistan Özgür Kadın Topluluğu (KJAR) olarak değiştirdi. KJAR da Doğu Kürdistan Kadın Savunma Güçleri (HPJ) adı altında kendi bünyesinde askeri örgütlenmeye gitti.

KJAR ve askeri kolu HPJ İran ve Doğu Kürdistan’daki kadın mücedelesinin kolektif yöntemidir. Birçok kurum ve kadın bireysel mücadele yöntemlerini ön plana çıkarsa da, İran’da var olan sistem ve gerçeklik bireysel yöntemlerin sonuç almasına fırsat vermiyor. Tersine bireysel çıkışlar ve mücadele yöntemleri çözüm getirmiyor, kadın için bedelleri daha da ağır oluyor. Zaten rejimin de istediği dönüşü olmayan bireysel yöntemlerin ön plana çıkması. Bu yüzden de KJAR çözümün adresi olarak öne çıkıyor; kadına dayatılan intiharı, ölümü reddederken, bunun yerine mücadele ve çözüm fırsatını sunuyor. 

KJAR’ın önemi ve gerekliliği ele alınırken irdelenmesi gereken bir konu da kadınların İran’dan kaçışıdır. Rejimin baskıları nedeniyle kadınlar yurtdışına göç ediyor. Batılı ülkelerin de bu kaçışın zeminini hazırladığı bir gerçek. İran’da kadınlar erkeklere oranla daha eğitimli. Buna rağmen mezun olan kadınlara iş imkanı tanınmıyor. Ülkeyi terk etmelerinin bir nedenini de işsizlik oluşturuyor. 

KJAR kaçış yerine kadınlara mücadele ideolojisi ve alternatiflerini sunuyor. Topraklarında kalarak yurtseverlik bilinciyle mücadele etmeleri için kadınları örgütlüyor, güç veriyor. “Ülkeden gitmesi gerekenler kadınlar değil, egemenler olmalı” diyor. 

KJAR topraklarında kalarak bunun mücadelesini veriyor, rejimin vahşeti, idam sistemi ve tüm baskılarına meydan okuyarak özgürlüğün kapısını aralıyor. 


GELAWÊJ EWRÎN