
İran, günümüzde şeriat yasalarıyla yönetilen bir ülke olduğu için insan haklarının ve özellikle kadın haklarının en çok ihlal edildiği bir anayasa ve politikayla yönetiliyor. Bugün bu politikanın günlük yansımaları normal insani değerlere göre bir vahşet durumunu almaktadır. İran’da, 1979 yılından bu yana uygulanan şeriat hükümlerine göre bir kadının ailesi dışında bir erkekle fiziksel temasta bulunması (selamlaşma vb. konularda bunun içindedir) yasaktır. Geçtiğimiz günlerde İranlı sinema oyuncusu Leyla Hatemi, Uluslararası Cannes Film Festivali’nde jüri üyeliği yapmıştı. Bu törende Jüri Başkanı Gilles Jacob’la selamlaştığı sırada onunla yanak yanağa öpüştüğü için Leyla Hatemi İran’da molla rejimi tarafından büyük tepki almıştı.
Kacar döneminde kadınların durumu
İran kültür bakanı yardımcısı Hüseyin Nusabadi Hatemi’nin ‘İranlı kadınların onurunu zedeleyen bir davranış’ sergilediğini açıklamış ve İran şeriat yasaları Leyla Hatemi’ye ‘kırbaçlama’ cezası verildiğini açıklamıştı. Yine 2007 yılında kendisine tecavüz etmek isteyen istihbaratçı Mortaza Abdulali’yi öldürdüğü için Dekoratör Reyhaney Jabbari geçtiğimiz günlerde idam cezasına çarptırılmıştı. Günümüz dünyasında sıradan herkesin selamlaştığı gibi selamlaşan Hatemi’ye ve meşru savunmasını yapan Jabbari’ye verilen bu cezaları daha iyi anlamak için İran’ın meşrutiyet döneminden günümüze kadar ki kadın politikalarına bakmakta yarar var
Nusrettin Şah Kacar döneminde İran, İngiliz ve Rus işgali altındaydı. Bu dönemdeki işgal ve zulme karşı gerçekleşen Meşrutiyet İnkılabının (Meclisli krallık) en büyük destekçileri yaşamın hiçbir sahasına katılma hakkı olmayan kadınlar oldular. 1906’da Muhammed Eli Şah döneminde gerçekleşen Meşrutiyet İnkılabı, oğlu Muzaffer Şah Eddin tarafından da imzalandı. Kacar dönemi İran henüz bir sanayi toplumuna geçiş yapmamıştır. Bu dönemde kadın yalnızca tarlada iş görüyordu. Yani kadının yaşama veya topluma katıldığı tek saha tarladır. Bu dönemde kadının yaşadığı zorlukların dile getirildiği tek alan, edebiyatın şiir dalıydı. Dönemin birçok şair kadını, dönem kadınının yaşadığı zorlukları şiirle dile getiriyorlardı.
Kacar döneminde İngiliz işgali altında olan İran’da toplum tarafından çok yaygın kullanılan ve başta Şah olmak üzere saray erkekleri tarafından da çok fazla tüketilen nargilenin ülkeye ithali de İngilizler tarafından gerçekleştiriliyordu. Bu duruma tepkili olan toplum bir süre sonra tepkisini protesto gösterilerine dönüştürdü. Bu protestoyu desteklemek amacıyla Saray kadınları da Şah’a ve Saray erkeklerine nargile vermediler. Bu İran’da henüz iradi bir varlığı söz konusu olmayan kadının ilk siyasi çıkışı olmaktadır.
Dönemin insanlarını demokrasi, parlamento, oy verme, parti ve insan hakları gibi kelime ve olgularla buluşturması bakımından önemli bir kazanım olan Meşrutiyet İnkılabı, ne yazık ki en büyük destekçisi olan kadınlar için aynı şeyi ifade etmedi. Çünkü kadın açısından değişen hiçbir şey olmadı. Hakeza Meşrutiyet İnkılabının birinci yasası ‘kadına oy hakkı yoktur’ biçiminde düzenlendi. Bu yasa mahkumlar içinde geçerli kılınarak kadınlar, suçlularla aynı kefeye konulmuş oldu. İkinci yasası ise ‘Şah erkek olmak zorundadır’ biçiminde oldu. Bu durumdan şikayetçi olan ve o dönemde gazetelere makaleler yazan bazı kadınlar, Osmanlı kadınlarının sahip olduğu hakların aynısını İran kadınları içinde yazılarında talep ettiler.
İranlı kadınların ilk başkaldırısı
Dönemin kadınları bütün dışlanmışlıklarına rağmen en hassas süreçlerde hep sahnede oldular. (Örneğin o dönemde ülkenin dış borçlanmalarından dolayı parlamenterler, Şah’a bir banka projesi sundular ve dönemin bütün kadınları projeyi desteklemek amacıyla altınlarını ve diğer değerli eşyalarını getirip bankaya verdiler.)
Meşrutiyet İnkılabı döneminde yaşanan zamlardan yani pahalılıktan dolayı kadınlar, Şah’ı protesto etmek amacıyla ellerinde sopalarla sokaklara döküldü ve zorla dükkanlara kepenk indirttiler. Bu protestolarda Şah’ın askerlerini kadınların üzerine salmasıyla birçok kadın hayatını kaybetti. Hal böyle olunca kadınların ucuzluk sloganları, özgürlük sloganlarına dönüştü. Bütün kadın kayıplarına rağmen bastırılamayan gösteriler sonucunda Şah geri adım attı. Pahalı olan her şeye indirim getirildi. Dönemin İranlı bilim insanları ve sosyologlar, İran kadınının bütün yasal haklarından mahrum kalma durumu üzerinde hiçbir zaman durmadılar. Çünkü kadın gelişimini kötü yorumluyorlardı. Yani olumsuzluyorlardı. Zira dinin dahası Şialığın etkisi çok fazlaydı düşünceleri üzerinde. Kısacası Meşrutiyet İnkılabı İran kadınına mevcut durumunu ağırlaştırmaktan ziyade hiçbir şey kazandırmadı.
1925 Rıza Şah Pehlevi dönemi
Kacarlardan sonra İran’da aslen Kazak olan Rıza Şah Pehlevi dönemi başladı. Şah soyundan gelmeyen ilk İran Şahı olan Pehlevi, İngilizlerin eliyle ülkenin başına getirilen bir diktatördü. Ancak sonradan Avrupai bazı yaptırımlar gerçekleştirmek istemesiyle kadınlar açısından kendi dönemini oldukça kazançlı bir dönem kıldı. Hatta bu dönemi İran kadını açısından küçük bir Rönesans olarak yorumlamakta mümkündür. Zira Pehlevi Şah olduktan 10 yıl sonra (yani 1935 yılında), İran’ın güçlü dini dogmalarını kendi çıkarları doğrultusunda az da olsa çatlatmıştır. (Hatırlanacağı üzere Rönesans da, kilisenin dogmalarının parçalandığı bir atılım olarak yorumlanır.) O döneme kadar çarşaflı olan ve hiçbir toplumsal faaliyete katılmayan yani adeta toplumun bir parçası sayılmayan kadının çarşafını açtırır. Onun bu hükmüne din dogmaları ve erkek zihniyetinin etkisinde kalmış kadınında dahil olduğu binlerce erkek ve imam karşı çıksa da ve karara karşı büyük protesto gösterileri gerçekleştirdilerse de, Pehlevi aldığı kararı hayata geçirdi.
Şah’ın kadın açısından yaptığı reform, bununla sınırlı kalmadı elbette. Kadını tarladan alıp fabrikaya soktu. Kadına eğitim hakkı tanıdı. Adeta, siyaset hariç kadının toplumun her sahasına girmesinin yollarını açtı. Ülkenin diğer yarısının da (yani kadınlarında) artık tahsil sahibi olmasıyla, İran hiç olmadığı kadar gelişti bu dönemde. Artık sahneye yavaş, yavaş meslek sahibi kadınlar çıkıyordu. Toplum da artık yavaş yavaş her sahada karşına çıkan kadını kabullenmeye başladı. Bu dönemin birinci ironik çelişkisi böylesi bir diktatörden kadına bu hakların verilmesi olur iken, ikinci ironik çelişkisi ise, bu haklar için önceden kadının bir talebi olmaması yani hakların kadının talebi üzerine kadına verilmemiş olması oldu. (Kacar döneminde yapılan pahalılık protestolarında kadının bir direniş geçmişi var, fakat bu tür protestolar Rıza Şah pehlevi döneminde daha gelişmemiştir.)
Bu ikinci ironik çelişki, kadının daha fazla hak talebinde bulunmasının önünü aldı. Oy hakkı, siyasete girme vs. gibi. Zira İran kadını Pehlevi döneminde de oy hakkına sahip olmadı. Pehlevi, çarşafı kaldırdı ve kadını kısmen de olsa topluma dahil etti ama hem kadınıyla erkeğiyle tamamen eril bir zihniyete sahip olan toplumu hem de kadını bu reformla ikiye böldü yani parçaladı. Kendi bilincine hala varmamış olan yani eril zihniyete sahip kadın (ki bu kadın Şahın reformlarını da benimsemiyordu) ile kendi bilincine kısmen de olsa varan kadın (bu kadında canı pahasına Şahın reformlarına sahip çıkıyordu) olmak üzere kadınlar ikiye ayrıldı. Ancak okuyan kadınlar Şahın sarayındaki kadını dahi aşacak bir düzeyi yakalayamadılar.
Zira hala eril zihniyetten bütünüyle kurtulamamış ve erkeği tanrı görüyorlardı. Bu da daha fazla ilerlemelerinin önünde ciddi bir engel teşkil ettİ. İlginçtir ama bu dönemde Oxford gibi dünyanın en meşhur üniversitelerinde okumuş olan ve özgürlükten dem vuran İranlılar, hiçbir zaman kadının bu durumunu yadırgamadılar. Ve kadının yasal birçok haktan mahrum kalmış olmasını hiçbir zaman eleştirmediler. O dönemde kadının daha fazla özgürlük taleplerini dillendiren tek kesim kısmen sosyalistler ile zaman zaman gazetelere makale yazan kadınlar oldu. Kısaca Rıza Şah Pehlevi döneminde kısmende olsa bilinçlenen İranlı kadınlar Şah’ın yürüttüğü ince siyasetle dönemin dinamikliğine göre istenilen düzey yakalanamamıştır.
Muhammed Rıza Pehlevi dönemi
Muhammed Rıza Şah, babasının hayata geçirmek istediği reformların devamcısı oldu. Oğul Şah, iktidara gelir gelmez ilk yaptığı şey, kadınların sorunlarını dillendireceği bir kadın derneği yaptırtmak oldu. Bu ilk adımından 21 yıl sonra İran’a karşı uygulanan siyasi ambargoyu kırmak için içe dönük Beyaz Reformlar adı altında yeni bir reform süreci başlattı. Beyaz Reformlar adlı reform paketinde şu değişiklikler yer alıyordu; “ekonomik istikrar için dış ihracat ve ithalat yasaklarının kaldırılması, toplumun her ferdinin eşit haklara sahip olması, kadına oy hakkının tanınması ve kadının parlamentoya girmesi, Şah’ın yerine geçecek olan veliahtın 20 yaşını doldurmadan ülkeyi yönetmemesi. Bu süre zarfında da yerine vekaleten annesinin ülkeyi yönetmesi.”
Babasının döneminde olduğu gibi, kendi döneminde de imamlar bu reformlara şiddetle karşı çıktı. Ama oda babası gibi yaptı ve 6 ay sonra reformlarını hayata geçirdi. Hamaneyi Şaha karşı isyana kaldİran da bu reformlar oldu. Hamaneyi yandaşları bu reformlardan hareketle Şahın İslam karşıtı olduğu propagandasını yaptılar. Ve propagandayla kadını ve erkeğiyle binlerce kişiyi Şaha karşı ayaklandırdılar. Bu ayaklanmalarda kadın, erkek, çocuk binlerce insan, yaşamın yitirdi. Tabi bu ayaklanmalara karşın, imamları ve yandaşlarını protesto amaçlı binlerce kadın da iki defa protesto gösterisi yaptılar. Ve ülkenin diğer kadınlarını Şahın Reformlarını sahiplenmeye çağırdılar.
Dönemin toplumu demokrasi bilincinden yoksun olduğu ve kadınlar egemen eril zihniyetin etkisinde oldukları için, o dönem parlamentoya giren kadınlar, toplumdaki bütün kadınların sesi olamadılar. Bu yüzden de sembolik kaldılar. Hatta bu durum bugün içinde geçerliliğini korumaktadır. Bu dönemde hükümette iki kadın bakan sıfatıyla yer aldı. Bu İran tarihinde bir ilkti. Gerçi dönemin ilkleri çoktu; örneğin orduda komutan subay astsubay düzeyinde kadınlar vardı. Bu arada hemen hatırlatalım ki Şah bu reformları toplumun yarısını oluşturan kadının desteğini arkasına alacağı hesabıyla gerçekleştirmiştir. Muhammed Rıza Şah döneminin siyasi bakımdan kadına bazı kazanımları oldu denilebilir. Ancak bu kazanımlar, babası döneminde yaratılan parçalanmayı da (kadının parçalanması) iyice derinleştirdi.
1979 molla İslam devrimi
İran İslam Devriminin en dikkat çekici girişimi İran İslam Yasasında yer alan 14. maddede kadın, erkek, çocuk herkesin kanunlar nezdinde muhakkak eşit olduğu belirtilir. Yalnız bu madde ne İnkılabın başında ne de bugün hiçbir zaman pratik uygulamasını bulmadı. Yalnızca bu madde değil, aslında kadına verilen yasal hakların hiçbiri pratik uygulamasını bulmadı. Hepsi İran İslam Yasası kitapçığının sayfalarının üzerinde kaldı. İran İslam Devriminin dikkat çekici diğer bir ikinci girişimi ise Devrimin öncüsü Hamaneyi’nin onayı için yapılması planlanan halk referandumu öncesi, tüm ülke kadınlarını bütün yasal haklarına sahip olma vaadiyle ve özgür, bağımsız bir ülke için sloganıyla referanduma oy kullanmaya çağırması oldu. Bu devrimden hemen 3 ay sonra oldu. Oysa İslam Devriminin oluş gerekçesinin başında, Şah’ın içinde kadına oy hakkı ve parlamentoya girme hakkının olduğu Beyaz Reformlar gelmektedir. Referandumda kadınlar Hamane’ye büyük destek verdiler ve referandumu kazanan hamaney kadına karşı gerçek politikalarını devreye koydu.
İktidarı devralan mollalar kısa süre içerisinde iş başında bulunan kadınlardan 5 belediye başkanı 22 parlemento üyesi, 330 yerel yönetim meclislerinin üyesi ve binlerce akademisyen, sanatçı, diplomat, devlet memuru, eğitimci vb kadın görevlerinden uzaklaştırılmıştır. (İran’da 1982’de kabul gören, ancak 16 yıl sonra yani 1998’de yürürlüğe konulan şura Kanununa (yerel yönetimler-idari-seçim kanunu) göre şura seçimlerinde kadınlarında seçme ve seçilme hakları var. Ancak bu çok pratik bulmadı.) Kadınları siyah kefene sarmayı yeterli görmeyen rejim bütün kadınları hareme kapatma çabası içinde iken başlayan İran-Irak savaşı bir nebze de olsa kadınları bundan kurtarmıştır. Çünkü yıllarca süren bu savaş için milyonlarca erkek cepheye (İran molla rejimi kadınların savaşmasını günah olarak benimsiyordu ve kadınları savaşa dahil etmiyordu) gittiğinden kadınların işgücünden yararlanma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Kadınlar devreye girmezse sistemin çökeceğini gören mollalar üretim, eğitim, sağlık vb alanlarda kadınları işe alınca kadının toplumsal yaşamın dışına itilme siyaseti boşa çıkmış oldu.
Fiilen ortaya çıkan bu durumun maalesef çok fazla garantisi yoktur. Çünkü rejimin tüm idaresi sadece erkeklerin oluşturduğu yasalar üstü kurumların vereceği fetvalara bağlıdır. Ayrıca İrandaki kadın son derece örgütsüz ve cins mücadelesinden uzaktır. Kadınlar 1963’te Muhammed Rıza Şah döneminde kazandığı parlamentoya girme hakkına bu İnkılap döneminde de sahip olmaya devam etti. Yalnız bu kadın parlamenterler nasıl ki Şah döneminde toplumdan kopuk koyu bir Şah yandaşlığı çizgisi izledilerse, bu dönemde de aynı şekilde koyu bir Hamaneyi yandaşlığı çizgisi izleyerek yine toplumdaki kadının sesi olmayı başaramadılar.
Bu dönemde kadınlar üzerine müthiş tezatlıklar taşıyan çok yaygın tartışmalar oldu. Tartışmaların başında, kadının hakim, rehber, imam, en yüksek İslam mercii, iktidar (cumhurbaşkanı), bakan, belediye başkanı vs. olup olamayacağı ve cihat yapıp yapamayacağı tartışmaları geliyordu. Bu tartışmalar imamlar ve Ayetullahlar arasında yapılıyordu. Bazı Ayetullahlar, İslam karşısında tüm insanların eşit olduğu iddiasından hareketle kadınların yukarıda saydığımız şeylerin hepsini erkek kadar yapmaya hakları olduğunu dile getiriyorlardı. Ülkenin uzmanları da onları destekleyen açıklamalarda bulunarak, bu görevleri yapabilecek insanların ahlaki vasıflara ve o işleri yapabilecek diğer tüm vasıflara sahip olduktan sonra kadın, erkek olması fark etmez dediler. Bunun üzerine Ayetullah Emini, kadınlar kendi haklarına sahip çıkmalı beyanatında bulundu. Ancak imamların hepsi ve Ayetullahların çoğunluğu bunu şiddetle red ediyor ve bunların yalnızca erkek tarafından yapılabilecek görevler olduğunu savunuyorlardı. Bu haklardan biri olan kadının hakimlik yapabilmesi hakkı, Hatemi döneminde kadın parlamenter Şahbano Emani tarafından bir daha dile getirildi ise de onay görmedi. Bu durum, belediye başkanlığı noktasında da kendisini aynı şekilde göstermektedir. DEVAM EDECEK
RUMET MARDİN