* Suriye’de pratik anlamda savaşı sürdüren, siyasi alanda mücadele eden İran devletidir. Rojava’daki gelişmelerin de aleyhine geliştiğini görüyor. Türkiye ile ilişkileri Kürtlere karşı devam ediyor.


* Yeni dönem İran’ında dışarıya karşı ılımlı bir üslup tercih edilirken özellikle Kürtlere yönelik işkence ve idamlar daha da arttı. Kürtlere yönelik baskılar sadece fiziki de değil; ekonomik, kültürel ve politik baskılar da devam ediyor.”



Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Koordinasyonu Üyesi Şerzad Kemanger, PJAK Kongresi’nde kurulan Demokratik Özgür Toplum Hareketi’nin (KODAR) Doğu Kürdistan’daki çalışmaların geleceğine dair önemine işaret ederek, İran devletinin baskılarının kaynağında da Kürtlerin yoğunlaşan ve kurumsallaşan mücadelesiyle baş edememesi olduğunu belirtti. Rojava ile umutlanan PJAK’ın KDP ile ilgili karamsarlığı da arttı. Şerzad Kemanger, Şu net tespitle birlikte soruyor: “Biz, Esad rejimine de, Molla rejimine de, Kemalist rejime de düşman gözüyle bakıyoruz ve siyasetimizi de ona göre yürütüyoruz. Peki KDP’nin yaklaşımı nedir?”
Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Koordinasyonu Üyesi Şerzad Kemanger ile PJAK 4. Kongresi’ni, İran devletinin Kürtlere yönelik baskılarını ve idam politikasını konuştuk. PJAK Kongresi’nde kurulan Demokratik Özgür Toplum Hareketi’nin (KODAR) Doğu Kürdistan’daki çalışmaların geleceğine dair önemine işaret eden Kemanger, İran devletinin baskılarının kaynağında da Kürtlerin yoğunlaşan ve kurumsallaşan mücadelesiyle baş edememesi olduğunu belirtti.

PJAK 4. Kongresi yakın zaman önce gerçekleştirildi, yeni bir döneme mi geçildi?

PJAK’la ulusal mücadeleyi yeni bir aşamaya getirdik. Toplumun her katmanını temsil eden kurumlar oluşmalıdır, dedik. Kadın, gençlik ve toplumun her alanında kurumlar örgütlenecek. PJAK’ın devrimci, demokratik çalışma yapısıyla, Doğu Kürdistan’da KODAR (Demokratik Özgür Toplum Hareketi) kuruldu. Kurumlarımızda eşbaşkanlık uygulanmaya başladı. Artık ideolojik ve siyasi çalışmalarımız, KODAR içinde devam edecek.
Kongremizde, yeni çalışma yöntemi başlatıldı. Siyasi, kültürel ve toplumsal alanda, yeni bir tarz ortaya konuldu. Doğu Kürdistanlıların yoğunlukla yaşadıkları bölgelerdeki çalışmalarımız ve bilgilendirmelerimiz devam ediyor. Hem Doğu Kürdistan’da/Xorasan’da hem de İsveç, Almanya ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde çalışmalarımız devam ediyor.
Yani, halkımız çok iyi biliyor ki, tek bir kişi veya parti, toplumun ihtiyaçlarına cevap olamaz. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere toplumun her kesiminde örgütlü, güçlü olmak zorundayız. Siyasi, kültürel, sosyal ve diplomatik her alanda çalışmalı; hareketimizi güçlendirecek ve tanıtacak her alanda faaliyetleri sürdürmeliyiz. Eğer Doğu Kürdistan halkı çalışma sistemimizi kabul etmemiş, PJAK’ı benimsememiş olsaydı, bu kadar başarı ve ilerleme yakalayamazdık.

İran devleti, hareketinize karşı sert bir düşmanlık yapıyor. İdam ve işkenceler devam ediyor. Bunun da başarılı olmanızı hazmedememeleriyle ilgisi var mı?

Halkımız mücadelemizi, çalışmalarımızı yıllardır yakın takip ediyor ve destekliyor. İran Hükümeti de bundan dolayı, mücadelerimiz karşısında çok zor durumdaydı. Yani, devlet çok iyi biliyor ki, biz onların yönetimine, sistemine alternatif bir hareketiz. İran devleti, PJAK karşısında mücadele edemez hale geldi. Bundan dolayı da idamlarla, işkencelerle ve başka türlü baskılarla halkımızı sindirmeye çalışıyor. Aslında bu yöntemler, Kürdistan’ı sömürgeleştiren tüm egemenlerin yöntemleridir. Türk devleti de 90’lı yıllarda 4 bin köyü yaktı, boşalttı. Binlerce insanımızı faili belli cinayetlerle katletti. İşkenceler, katliamlar yaptı; sürgünler gerçekleştirdi. Peki Kürt halkının mücadelesini geriletebildi mi? Bunu başaramadığı gibi büyük bir yenilgi yaşıyor. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi olmasaydı, AKP Hükümeti tabiri caizse dileğince at koşturacaktı. İran devleti de böyle... Eskisi gibi Kürt halkını dilediği gibi yönetemiyor. Kürt halkı üzerindeki hakimiyetini kaybetti. Bundan dolayı da idamlarla, işkencelerle ve baskılarla sindirmeye çalışıyor. Biz de PJAK olarak karşılık verdik tabii. Halkımızın yalnız olmadığını, artık bir öz savunma gücünün olduğunu belirttik.
Biz Kürtler, tüm baskı ve işkencelere rağmen Ortadoğu’daki halklarla demokrasi ve barış içinde yaşamaya çalışıyoruz. Eğer İran devleti bize başka alternatif bırakmazsa, biz de alternatifsiz olmadığımızı, kendi yol ve yöntemlerimizi devreye koyacağımızı bilmesi gerektiğini söylüyoruz. Fakat belli ki İran devleti, tüm uyarılarımıza rağmen halkımız üzerindeki baskı ve işkencelerine devam edecek. Gelinen aşamada, halkın tüm ihtiyaçlarını karşılamak için yeni bir sistemin gelişmesi gerekiyordu. İran devletiyle de dolaylı görüşmelerimiz oldu; ancak bize hazır olmadıklarını ve böyle bir sistemi kabul etmeyeceklerini bildirdiler. Aslında İran devleti, demokratik, eşit, adil bir sistemi kabul etmeyeceğini söylüyor.

İran devletinin yaklaşımında geçmişten bugüne bir değişim var mı?

İran devleti, iç ve dış olmak üzere iki başlı bir politika sürdürüyor. Avrupa ve diğer dünya ülkelerine karşı son derece yumuşak ve sinsi bir politika; ama içte baskı politikası... Kürdistan politikaları da dış dünyaya karşı kirli, sinsi ve oportünistçedir. Eskiden Kürtlere karşı politikalarını yumuşak, sinsi yürütüyor; gizli bir asimilasyon uyguluyordu. Şimdiyse açık, aleni, hiçbir gücü tanımaksızın idam ve işkencelere devam ediyor. Bazen geri adım atıyorsa bu da halkın mücadelesiyle oluyor.
İran devleti, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki gelişmeleri de yakından takip ediyor. Kürt halkının Ortadoğu’da bir güç olduğunu çok iyi biliyor.
İran’ın baskıları sadece Kürtlere karşı da değil. İran’da yaşayan tüm halklara baskı ve sindirme politikası uyguluyor. Ama Kürtlerin Ortadoğu’daki ve İran’daki gücü devleti korkutuyor.

Son dönemlerde İran’ın uluslararası güçlerle arasını bir nebze de olsa düzelttiği gibi bir izlenim var...

Evet, uluslararası alanda bir yumuşama var. Çünkü Suriye dengeleri değiştirdi. Fakat İran’daki halklar üzerindeki baskılar artırıldı. Özellikle Kürtlere yönelik işkence ve idamlar daha da arttı. Kürtlere yönelik baskılar sadece fiziki de değil. Ekonomik, kültürel ve politik baskılar da devam ediyor.
Uluslararası güçler, iki yüzlü bir politika izliyor. Avrupa’daki demokrasi ve insan hakları politikaları gayri ciddi, sahte ve kirlidir. Çıkarları gereği İran’a büyük tavizler veriyorlar. Bu, İran devletinin de işine geliyor. Aralarında zımni bir anlaşma var. Özellikle Ahmedinecad döneminde idamlar daha da arttı. Avrupa’nın hiçbir devleti, hiçbir partisi, siyasetçisi de bu idamlar karşısında tek bir söz söylemedi.

İran’ın Suriye’deki savaşla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’de yürütülen savaş, Esad ve muhalifleri arasındaki bir savaş değildir. Eğer Esad savaşı tek başına yürütüyor olsaydı, şimdiye kadar savaş biterdi. Pratik anlamda savaşı sürdüren İran devletidir. Siyasi alanda mücadele eden de İran’dır. İran Suriye’de, Irak’ta ve Türkiye’de Kürtlere karşı hep savaş içerisinde oldu. Çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Şu anda Rojava’daki gelişmelerin de kendisine karşı geliştiğini görüyor. Bundan dolayı da El-Kaide, El-Nusra gibi radikal İslamcı örgütlerin hem siyasi hem de askeri olarak en büyük destekleyicisi, İran devletidir. Şu anda İran’la Türkiye ilişkilerinde bir soğukluk var; ama diplomatik alanda Kürtlere karşı ilişkileri devam ediyor. İran, Kuzey Kürdistan’da devletle yürütülen sürece de kesinlikle karşıdır. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl bir çözüme kavuşmasını istemiyor. Tarih boyunca İran devleti hiçbir zaman Kürt sorununun demokratik çözümünden yana olmadı.

KDP’nin siyasetini, bölgedeki güçlerle ilişkisini ve Rojava’ya yönelik son politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her toplumda farklı görüşler, düşünceler olmalıdır fakat KDP’nin içine girdiği tutum, farklı bir görüş, düşünce olarak açıklanamaz. Rojava’ya karşı resmen bir düşmanlık siyaseti güdüyor. Bu kabul edilebilecek bir yaklaşım değil, izahı da yok. Çok iyi görülüyor ki, KDP İran’ın ve Türkiye’nin siyasetini sürdürüyor. Kürt cephesi bellidir; eğer Kürt siyaseti yürütmek istiyorsan, cephe bellidir. Ama şimdi yürüttüğü siyaset, ne bugün ne de yarın için Kürtlere hizmet ediyor.
Rojava halkımız, kendi siyasetini, kendi inancı, gücü ve kuvvetine dayanarak yürütüyor. KDP ise Rojava’ya her türlü yardımı, desteği sağlaması gerekirken düşmanlık yapıyor. Bu siyasetinden vazgeçmezse, yarın altından kalkamaz hale gelir.
Biz, Esad rejimine de, Molla rejimine de, Kemalist rejime de düşman gözüyle bakıyoruz ve siyasetimizi de ona göre yürütüyoruz. Peki KDP’nin, bölge hükümetinin yaklaşımı nedir?
Bizim için önemli olan partilerin ve şahsiyetlerin Rojava’daki mücadeleye nasıl baktıkları değil; Rojava ve dört parçadaki halkımızın çıkarları için ne yaptıklarıdır. Halkımız da Rojava’daki gelişmeleri anbean takip etmekte, değerlendirmektedir. KDP’nin siyasetini de bilmekte, değerlendirmektedir. Kimin tarih karşısında hangi hesabı vereceğini zaman gösterecek. Halkımıza bir kez daha, Rojava Devrimi’ni desteklemeye, İran’daki idamlara ve baskılara karşı da her alanda tepkilerini yükseltmeye çağırıyoruz.


RONİ YILDIRIM/AMSTERDAM