Irkçılığın bir hastalık olduğu bilinen bir gerçek. Tedavisi ise hastalığın yayılma derecesine bağlı olarak bazen mümkün olabiliyor, çoğu zamansa ölene kadar bulaştığı bünyede farklı formlar altında yer edinebiliyor. Birçok defalar hastalığın yan etkilerine direkt olarak maruz kalmamdan dolayı, bilimsel analizlerle çözümleme yapma ihtiyacı bile hissetmeden sadece kişisel deneyimlerim üzerinden konuşabilme konforuna da sahibim.
Geçtiğimiz haftaki haberlerde dikkatimi çeken bir olay, ırkçı bir liderin iyileşme isteği gösterircesine bir süredir liderliğini yaptığı gruptan istifa etmesi oldu. Özellikle son dönemlerde medyatik sokak eylemleriyle adını sıkça duyurmayı başaran İngiliz Defans Ligi isimli aşırı sağcı sokak örgütlenmesinin lideri konumundaki Tony Robinson takma isimli vatandaş, bir basın açıklaması yaparak aşırı sağ ideolojinin verebileceği zararları fark ettiğini, tüm Müslümanları artık düşman olarak görmediğini fakat İslamcı ideolojiyi tehlikeli bulduğunu ve demokratik yolları kullanarak bu ideolojiye karşı savaşmaya devam edeceğini belirtti.
Tony Robinson, Londra’ya bir saat mesafedeki bir kasabada yaşayan sıradan bir İngiliz iken yabancı düşmanlığı hastalığına yakalanarak sokaklara çıkıyor ve kendi gibi düşünen genellikle holigan karakterli insanlarla bir araya gelerek spontane eylemlilikler yapmaya başlıyorlar. Her ne kadar ırk kavramı halen tartışmaya açık olsa da, bilindik kalıplar çerçevesinde Tony Robinson aslında İngiliz bile değil. 1960’larda muhtemelen maddi imkansızlıklar sebebiyle İrlanda’dan göç etmiş bir ailenin İngiltere’de doğan bir çocuğu. Kısa bir dönem yine aşırı sağcı bir parti olan Britanya Ulusal Partisinde legal siyasete dahil olmuş olsa da bu macerayı yeterince eğlenceli bulmadığından olacak daha aktif bir eylemlilik göstermek üzere arkadaşlarıyla birlikte İngiliz Defans Ligi’ni kuruyorlar. Lee Rigby isimli İngiliz askeri Londra’da sokak ortasında İslamcı aşırıcılar tarafından öldürülünce bu holigan formatlı grup hızlı bir şekilde toplanarak cami önlerinde İslam karşıtı eylemler düzenlediler ve zaman zaman medyadaki görünürlüklerini arttırmak için şiddete de başvurdular.
Tony Robinson’ın neden aniden böyle bir dönüşüm gösterdiği net olarak bilinmese de, şimdiden çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. Kimileri artık 3 çocuk sahibi bir aile babası olduğu ve aşırılığın zararlarını fark ettiği için dönüştüğünü söylerken kimileri de Müslümanları tanıdıkça İslam’a beslediğin düşmanlığın ideoloji seviyesine indirgediğini söyleyenler var. Diğer kabul gören bir varsayım ise daha önce yine medyatik konumdaki birkaç şahsiyetin, hele ki uçta kabul edilen hayatları olan bazı bireyler, normal bir hayata geçiş yaptıktan sonra eski anılarını yayınlamak veya aşırılık konusunda uzman kabul edilmek suretiyle bundan bir rant edindiği şeklindeki teori. Gerçek motivasyonu ne olursa olsun bunun pozitif bir değişim olduğunu ve asıl buna odaklanmamız gerektiğine dair yorumlar da olmadı değil tabi.
İngiltere gibi ulus-devlet kavramını halk nezdinde geride bırakmış bir ülkeler bütününde, aşırı sağ oluşumlar ırk kavramından ziyade yerli-yabancı ayırımına odaklanıyorlar. İskoçya’nın önümüzdeki sene bağımsızlık için referanduma gittiğini ve bu referandumun sonucunda ayrılma kararı çıkarsa İngiltere’nin resmi olarak bu kararı tanıyacağını dikkate alırsak artık İskoç, İrlandalı veya Gallerlileri düşman olarak gösterme politikalarının pek işe yaramayacağı bir gerçek. Düşmandan yoksun aşırı sağ ideolojilerin ise ayakta duramayacakları da diğer bir gerçeklik. Bu durumda hemen yeni ‘öteki’ler ve doğal olarak yeni düşmanlar bulmak şart oluyor. Neo-liberal politikaların uzunca bir süredir yürürlükte olduğu, halkın giderek fakirleştiği ve şirketlerin daha da arsızlaştığı bir ülkede işsiz kalan veya satın alım güçleri eskisinden kötü olan halkın en alt kesimini, tüm sorunların sebebinin yabancılar olduğuna inandırmak çok zor olmasa gerek. Bir nevi ‘bak yavrum uçak geçiyor’ deyip ilacı ağzına tıkamak gibi bir durum.
Irkçı liderin dönüşümü
İngiltere Gündemi