Irkçılık, bir politik rejim ve proje olarak devlet tarafından geliştiriliyor; devletin ayrıcalıklarını koruduğu Türkler tarafından yeniden üretiliyor. Bu realiteye işaret eden Sosyolog Güllistan Yarkın, ”Türkiye’de de rejim Türk üstünlüğü üzerine inşa edilmiştir. Kürtler, Türklüğü ve Türkçeyi üstün olarak inşa eden sistemin mağdurlarıdır” dedi.
HABİBE EREN / JINNEWS / ANKARA
Kürtlere dönük ırkçı saldırıların bireysel olarak ele alınamayacağını ve ırkçılığın devlet tarafından geliştirildiğini vurgulayan Sosyolog Güllistan Yarkın, ”Bu yoğun saldırı sürecinde Kürtlerin toplumsal konumunun ne olacağını yine Kürtlerin ve ırkçılık karşıtı Türklerin direniş gücü belirleyecek” dedi.
Sakarya’d Kürtçe konuşan baba ve oğula ”Kürt müsünüz, Suriyeli mi?” diye soran H. U. isimli fail, ”Evet Kürt’üz” yanıtı üzerine ”Zaten sizi sevmiyorum” diyerek belindeki silahı çıkararak ateş etti. Irkçı saldırıda baba Kadir Sakçı yaşamını yitirirken, oğlu ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Sosyolog Güllistan Yarkın, iktidar tarafından üretilen milliyetçi söylemlerin toplumu nasıl etkilediğini ve son dönemlerde yeniden hortlatılan ırkçı saldırılara ilişkin konuştu.
Bireysel olarak ele alınamaz
Bir kişinin konuştuğu dilden veya etnik-ulusal kimliğinden dolayı saldırıya maruz kalmasının fail açısından kesinlikle bireysel bir suç olarak ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Yarkın, ”Dolayısıyla hem politik hem de toplumsal bir suç ve tekçi anlayışla önemli oranda ilişkili. Bu suçu, ırkçılık üzerine inşa edilmiş toplumsal rejimden bağımsız olarak ele alamayız” dedi.
Irkçılığı devlet geliştiriyor
Bugün ırkçılığın, bütün dünyada bir politik rejim ve bir proje olarak devletler tarafından geliştirildiğini; gündelik alanda devletin ayrıcalıklarını koruduğu etnik gruplar ve grubun bireyleri tarafından yeniden üretildiğini kaydeden Yarkın, ”Türkiye’de de rejim Türk üstünlüğü üzerine inşa edilmiştir. Türkiye’de yaşayan Kürtler, Türklüğü ve Türkçeyi üstün olarak inşa eden sistemin mağdurlarıdır” şeklinde konuştu.
95 yılın 50 yılı çatışmalı
Yaşanan sürecin inşa edilmiş siyasal rejimle olduğu kadar savaşın-silahlı çatışmaların seyri ile de yakından ilgili olduğunu anımsatan Yarkın, şunları söyledi: ”Kürt (Ermeni ve Süryani) toprakları Cumhuriyet döneminde 1920’li ve 1930’lu yıllar boyunca savaş süreci yaşadı. Büyük çoğunluğu Kürt olan binlerce insan bu dönemde hayatını kaybetti. Bölgedeki silahlı çatışmalar 1970’teki komando operasyonlarını ve 1970’lerin sonundaki kaos ortamını saymazsak 1940’lı ve 1970’li yıllar arasında durakladı. Fakat çatışma süreci 1984 yılında tekrar başladı. 95 yıllık Cumhuriyet döneminin yaklaşık 50 yılını Kürtler çatışmalı ortamda geçirmiştir diyebiliriz ve bu çatışmalar zorunlu askerlik, zorunlu öğretmenlik vs. uygulamaları nedeniyle Türklerin hayatını da önemli düzeyde etkilemiştir. Aslında bu 50 yıllık çatışma ve 50 yıllık çatışmasızlık dönemi bin yıllık Türk-Kürt ilişkilerinin de bir özetidir. Bin yıllık Türk-Kürt ilişkileri Selçuklulardan Akkoyunlular’a, Karakoyunlular’dan Osmanlı’ya Osmanlı’dan Türkiye’ye çatışmalar ve çatışmasızlıklar dönemleri tarihidir. Dolayısıyla bugün Kürtlere dönük ırkçı saldırılar da bu çatışma ve çatışmasızlık süreçlerinden önemli oranda etkilenmektedir. Örneğin, 1930’lu yıllarda da Türk şehirlerine sürgün olarak gönderilen Kürtler, birçok ırkçı saldırıya uğramıştır. Bu saldırıların bazıları ölümlerle sonuçlanmıştır. O dönemi yaşayanların hatıralarına baktığımızda Kürtlerin bu yerleşim yerlerinde ‘kuyruklu Kürt’, ‘eşkıya’, ‘yabani’ vs. olarak inşa edildiğini görüyoruz.”
Savaşın seyri ile paralel
1999’da ilan edilen ateşkesin bozulmasının ardından Kürtlere dönük fiziksel saldırılarda, linç girişimlerinde önemli bir artış görüldü. 2005’te Newroz’daki bayrak provokasyonu ardından Türkiye’nin birçok yerinde bayrak mitingleri ve Kürtlere dönük saldırılar gerçekleşti. Aynı şekilde 2015’te ateşkesin sona ermesinin ardından da ırkçı saldırılar birden arttı ve Kürtler saldırılara maruz kaldı. Yarkın, bunları hatırlattıktan sonra ”Dolayısıyla savaşın seyri ile Kürtlere dönük ırkçı saldırıların artışı veya azalışı arasında paralellikler olduğu açıkça ortadadır. Silahlı çatışmalar ve savaş ortamı Kürtlerin hayatını Türklere göre kat be kat etkilemektedir” dedi.
Türk üstünlüğünün yeninden inşası
Bu tehdit algısının Kürtlerin ve Türk olmayan veya Türkleşmeyi reddeden “ötekilerin” siyasi, kültürel ve toplumsal konumlarının alt konumda tutulmasının devamlılığının sağlanması arzusu ile yakından alakalı olduğunun altını çizen Yarkın, belirli dönemlerde bazı gruplara dönük tehditteki artışın, bu grupların ikincil toplumsal konumlarının onlara hatırlatılması, hiyerarşik olarak toplumsal sınırların yeniden çizilmesi ve Türk üstünlüğünün yeniden inşa edilmesi çabası ile ilgili olduğunu dile getirdi.
Yeni ırkçı saldırılara zemin
Son yıllarda Kürtlere dönük saldırılarda yaşanan ciddi artışa işaret eden Yarkın, bu saldırıların ”bunlar zaten terörist”, ”bölücüler”, ”hainler”, ”kırolar”, ”en iyi Kürt ölü Kürt’tür” vb. söylemler ile meşrulaştırıldığına dikkat çekti. Yarkın, ”Siyasi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bu tarz saldırıların ardından hükümet yetkilileri genellikle kınama açıklamaları yapmıyorlar ve bu saldırılar çoğunlukla cezasız bırakılıyor. Bu saldırıların cezasız bırakılması ise yeni ırkçı saldırılara maalesef zemin hazırlıyor” diye konuştu.
Hedeflenen tüm Kürtlerdir
”Ayrıca bu saldırılarla sadece saldırıya uğrayan Kürtlere değil bütün Kürtlere kim oldukları, nerede ve nasıl durmaları gerektiği, kimin kurallarına göre yaşamaları, düşünmeleri ve konuşmaları gerektiği hatırlatılıyor” diyen Yarkın, bu yoğun saldırı sürecinde Kürtlerin toplumsal konumunun ne olacağını yine Kürtlerin ve ırkçılık karşıtı Türklerin direniş gücünün belirleyeceğine dikkat çekti. Yarkın, ”Direniş sadece siyasal alanda değil, kültürel ve gündelik alanda da gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu konjonktürde Kürt bireylerin toplumsal alanda Kürtçe konuşması,Kürtçe yayınların güçlendirilmesi, Kürtçenin özendirilmesi önemli bir direniş alanı olarak karşımıza çıkıyor” diye ekledi.
Saldırılardan bazıları
- Uludağ Üniversitesi’nde okuyan M.C. isimli Kürt öğrenci ırkçı saldırıya uğradı. M.C.’nin çenesi kırıldı.
- 11 Haziran 2017’de Nallıhan’da Ülkü Ocakları Başkanı’nın da aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişilik bir grup, Kürt işçilere saldırdı. Aralarında Beypazarı’ndan gelenlerin de bulunduğu belirtilen grup, Kürt işçilerinden birisini inşaatın balkonundan attı, diğer işçilere de zorla bozkurt işareti yaptırdı. İşçilerin anlatımına göre polis izlemekle yetindi.
- 7 Temmuz 2017’de Samsun’un Terme ilçesinde Urfa’dan fındık işçisi olarak gelen ve çadırda kalan ailelere kaldıkları yerin karşı tarafında bulunan Şuayipli Mahallesi tarafından kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce tüfeklerle ateş açıldı. Açılan ateş sonrasında aynı çadırda bulunan 36 yaşındaki Perihan Akın ve 27 yaşındaki Nurcan Patak yaralandı.
- 30 Aralık 2017’de Balıkesir Kepsut Cezaevi’nde 11 yıldır tutuklu bulunan Ulaş Yurdakul cezaevinde ırkçı bir grup tarafından linç edilerek katledildi.
- 1 Eylül 2016’da 3. Havalimanı inşaatında çalışan 36 yaşındaki evli ve iki çocuk babası Mehmet Aytaç’ın oda arkadaşı tarafından yakılarak katledildiği ortaya çıktı. Erganili olan Mehmet Aytaç’ın ağabeyi Suphi Aytaç, olayın ırkçı bir saldırı olabileceğini söyledi.