Almanya Gündemi
Bundan iki yıl önce Antep'te Suriyeli mültecilere karşı yoğun tepkiler başlamış, hatta bu gerginlik diğer kentlere de sıçramıştı. Sosyal düzenin bozulmasından mülteciler sorumlu tutularak, dezenformasyona dayalı haberler yayılarak, ırkçı gruplardan beslenen, devletinde göz yumduğu saldırılar organize edilmiş ve gergin bir atmosfer yaratılmıştı. Gerginliğin önünü alamayan polis, güya güvenlik adına mülteci aileleri otobüslere doldurup güvenli alanlara götürmüştü. Görüntülerde mültecilerin şaşkın ve çaresiz bakışları, en çok hafızama kazınan görüntülerdi. Saldırıların sıcak olduğu dönemde mülteciler olası saldırılardan dolayı, kısıtlı yaşam alanlarından dışarıya uzun bir süre çıkamamıştı.
Geçtiğimiz hafta Almanya'da ırçı gösterilerin sıklıkla yaşandığı Saksonya eyaletinin Clausnitz kasabasında benzer görüntüler yaşandı. Kasaba'da mültecileri kalacakları yurtlara taşıyan otobüs, kalabalık bir grup ırkçı tarafından durduruldu, ırkçı sloganlar atıldı. Olay anına ait görüntülerde otobüste bulunan mültecilerin korktukları, iki kadının birbirine sarılarak ağladığı, bir kadının ise saldırganlara sert tepki gösterdiği net bir şekilde görüldü. Duygusal hafızamıza işlenen bu görüntüleri konunun gerisinde bırakan diğer bir görüntü var ki; polisin sert davranışları ve atılan sloganların içeriği. Göstericileri "tahrik" ettiği düşünülen mültecileri otobüsten orantısız bir güçle çıkaran polis ve polisin davranışlarından aldığı yüksek moralle kendilerini halkın temsilcisi sıfatıyla deklere ederek "biz halkız" sloganı atan ırkçılar bu fotoğrafta odaklanılması gereken önemli iki ayrıntı. Zaten olayın ardından Chemnitz Emniyet Müdürü Uwe Reußmann'ın mültecileri olayları provoke etmekle suçlayıcı açıklamaları ırkçıların cesur davranışları hakkında bize yeterince argüman sunuyor.
Düşünsenize; mülteciler kendilerine saldıran bir gruba gülücüklerle değilde, parmak göstererek karşılık verdiği için polis müdürü tarafından suçlanıyor. Basına yansıyan başka önemli bir bilgi ise mültecilerin kaldığı yurdun müdürünün ırkçı söylemleri ile bilinen Almanya için Alternatif (AfD) partisi üyesi olduğu. Olayların ardından her ne kadar görevine son verilse de, ırkçı saldırıların yoğun yaşandığı bir bölgede böylesi bir bilginin atlanması ciddi bir sorumsuzluktur. Ayrıca haftasonu yaşanan başka bir saldırı da yine aynı eyalette Bautzen kentinde yaşandı. Mültecilere ayrılan bir bina sevinç gösterileri eşliğinde ateşe verildi. Polise göre failler içkinin etkisiyle kendisinden geçmiş bir kaç sarhoş. Fotoğrafın bütününe baktığımızda iki olayda da aynı sonuca varıyoruz: Faillerin polisin manevi desteğini aldığı. Hatırlarsanız Köln'de yılbaşı gecesi meydana gelen hala soru işaretli olayların ardından ırkçı gruplar, kadınları korumak adına halk savunmaları adı altında önüne gelen mültecilere saldırmıştı. Son örnekte ise halkın temsilcisi olarak yine mültecilere saldırıyorlar.
Son yaşanan ırkçı saldırılar resmi kanallardan beslenen ırkçılığı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Baskın toplum mentalitesi, erk destekli ırkçı dinamiklerle diğer toplulukları "öteki" konumuna iter. Nitekim devlet erki kendi dengelerini korumak adına bu dinamiklerden hep beslenmiştir. Kendilerini asıl unsur görerek ötekileştirici bir atmosfer yaratan bu ırkçı gruplar, egemen unsurlar tarafından beslendiği için dinamik yapılarını hala koruyabiliyorlar. Örneğin Federal İstatistik Dairesi'nin açıkladığı rakamlara göre Almanya'da 2015 yılında mülteci yurtlarına yönelik 1005 saldırı yaşandı. Verilere göre bu rakamlar geçen yıllarda yaşanan saldırılarının çok çok üzerinde. Zaten faillerin çoğuda belirlenemiyor. Toplumda bu ırkçı dinamikleri harekete geçiren anlayış zayıflatılmadığı müddetçe, Almanya'da artık endişe yaratacak duruma gelen saldırılar da sonlanmayacak, istatistiklerinde doğruladığı üzere giderek artacaktır. Bu nedenle Almanya'da mülteci krizine paralel olarak sorgulanması ve tartışılması gereken bir konu da "resmi makamdan beslenen ırkçılık" olmalı.