AKP’nin "değerlisi" General Necdet Özel’in Kürt direnişçilere karşı top atışlarına başlaması, hırsızlıkları perdeleyen yeni gündemin sis tabakası olarak algılanıyordu.
Öte yandan, bizleri enayi yerine koyup, din de pazarlayan AKP iktidarı, bu perdenin gerisinde, Faşizan "tekliğin" ırkçı belgesi, yankısız unutulmaya yüz tutuyordu.
Taraf gazetesinin geçenlerde yayımladığı bir belgeyle, AKP’nin artık dikiş tutmayan yalanlarından biri daha patlıyor, "ileri demokrasi" dediklerinin, aslında Faşizmin temel içgüdüsü ırkçılığın tahkimatı olduğu ortalığa saçılıyordu.
Belgeye göre, Maliye Bakanlığına alınacak personel için düzenlenen yazılı sınavdan sonra, adaylar zehir hafiye istihbaratçılar tarafından, eşi ve benzerine sadece Faşist rejimlerde rastlanan ırkçı bir güdüyle, mavi, yeşil ve kırmızı renkle fişleniyorlardı.
Belgeye göre, Muş’lu bir aday, yazılı sınavda en yüksek puan aldığı halde, adının hizası kırmızı kalemle Kürt diye çizildiği için eleniyor, yerine AKP Faşizminin badem bıyıklısı alınıyordu. Bir başka adayın baba adı Ali Haydar’dı. Ali Haydar ismi Aleviler arsında yaygındı. Haliyle, Türk-İslam Faşiziminde Ali Haydar’a yer yoktu. O da eleniyordu.
Demek ki neymiş? Yalnız askeri darbeler sürecinde değil, AKP tipi yalanlar dolambacı "ileri demokrasi" aşamasında da Faşizmin hayaleti, hiç eksik değildi.
Irkçı "güvenlik soruşturması" 12 Eylül askeri darbesinde başlatılmış, darbe Anayasa ve yasalarını uygulamak üzere, iktidara gelen seçilmişler döneminde sadaketle yürütüldü. Fındık toplamaya çıkan Kürtlere, Karadeniz şeridi "bölge" ilan edildi. Sadece güvenlik soruşturmasında "sağlam" raporu alabilenler, kölelere has kamplara kabul edildiler. Sonra kazma, kürek işi arayan Kürtlere sıçratıldı, ırkçı fişleme. CHP’nin de iktidar ortağı ve İstanbul, İzmir, Ankara belediyelerine hükmettiği 1990’larda, Kürt işportacılar sokaklardan kovularak, "Türk ırkı Kürt zararlılardan" korundu.
AKP, Faşişan devlette devamlılık ruhuna sadıktı. Türk kimliği arayışı olan, yeni soy, sop icadı yolunda, "ata"dan, "ecdada" evriliyordu. Osmanlılık, AKP’nin medeni diliydi, güya. Onlardan öncekiler, neresi olduğunu bilmedikleri bir Orta Asya kuraklık ve açlığından kaçıp Türk göstermişlerdi. Korkudan kimliğini, kişilik ve dinini inkar etmiş herkes, Türk’tü. Ataları kurttu. 1920’lerde kağıt paraların üstüne konan, yeni ayı delip geçen kurt motifi, kurt soyundan gelme "tekliği" simgeliyordu.
AKP-Fethullah Gülen teşkilatı koalisyonu, yeni bir keşifle, "kurt ata"yı atıp, "ecdat" olarak yerine, Osmanlı’yı monte etmiş, ama ataların yadigarı ırkçılık "baki"ydi.
AKP, "Osmanlı insaniyetinden" öncekiler gibi, Kürtlere yasak şehirler ilan etmedi. Daha kestirme yol bulundu. Kürtlerin karın tokluğuna bile olmayan ücretlerle çalıştırıldığı inşaatlar, önce "galeyana gelmiş Türkler" tarafından basılıyor, evleri, eşyaları talan ediliyor, sonra hakları bile ödenmeden, polis zoruyla şehir dışına sürülüyorlardı.
Başka halklar da ırkçılıktan nasibini alıyordu. Kutsal Türk kızı Sabiha Gökçen’in, aslında Hatun adında bir Ermeni kızı olduğunu yazan Hrant Dink, Genelkurmay bilidirisiyle mahkum ediliyor, MİT tehdit ediyor, sonra katil harekete geçiyor, Malatya’da Hıristiyanlar, Trabzon'da rahip katlediliyor, TC tarihi boyunca Ermeniler Rum, Yahudiler eskisi gibi vergi ödevi var, hakkı yok "birinci sınıf vatandaş" kalıyordu.
Aynı Türkler Avrupa iş sahibi, siyasetçi, devlet kapılarında personeldi.
Fakat, aidiyetini kimliği, kişiliğini inkat etmemiş, "ben bir Türküm, ırkım uludur" diye bağırmamış, ya da AKP-Fethullah Gülen koalisyonundaki gibi "Türk-İslam" durağında demir atmamış, bir tek Kürt gösteremezsiniz, devlet katlarında. General’den vazgeçtik, bir tek ast subay, polis şefi bile…
Diyeceksiniz ki, İsmet İnönü, Cemal Gürsel, Turgut Özal Cumhurbaşkanı bile oldu. Doğru, ama İnönü’nün adı Kürdistan'da kırım ve kan sesiydi. Gürsel, "size Kürt diyenin yüzüne tükürün" diyordu. Turgut Özal, 1990’lardaki insanlık yangınlarının kibritçisiydi.
Kimileri, Kürtlerin orduya yükselişine AKP’nin makbul Generali Necdet Özel’ini bile örnek gösterebilirler.
İznini almadığım için adını yazamayacağım bir okurum bile, askerlerin yasına koşarken, yolda şenliğe katılan bu "değerli" General’i Kürt gösteriyor ve şöyle diyordu:
"Silvanlıyım. Kepolu Mahmut ağanın, aslen Bitlisli Xalê Fayik diye bir köylüsü vardı. Kızı Mensure, Bitlisli bir astsubay olan Metin Özel’le evliydi. Mensure abla ile bir konuşmamızda, General Necdet Özel’in kocası Metin Özel’in amcası oğlu olduğunu söyledi. Yani General aslen Kürttür."
Necdet Özel Kürt olabilir. Ama Kürtler arasında, gaddarlığın simgesi olarak, "kimyasal" lakabıyla tanınıyor. Yeniçeriler de devşirmeydi. Her bahar, doğdukları köyleri, anaları, babalarının ocağını talana çıkan Osmanlı Yeniçerileri de devşirmeydi. İçlerinde en gaddarı, Kanuni’nin veziri Sırp Sokullu Mehmet Paşa’ydı. Doğduğu Skoloviç’te taş taş üstünde bırakmadı.
Kürdistan’daki yangın ve yıkım için iki elini birlikte kaldıran Abdulkadir Aksu’nun has adamı dünün ANAP’lısı, bugünün AKP’lisi Sebgetullah Seydaoğlu da, sülale boyu "devlete hizmet sunmuş" Demirel’e, Çiller ve Ağar’a Diyarbakır temsilciliği yapmış Galip Ensarioğlu bile şimdi Kürt. Taşeronluk, devşirmecilik bir yana, ama ırkçı vandallık örneği olarak Kürtçe eğitim yasak da, bu ikili yasakçı iktidarın kol başları olarak Kürtçe pankartların altında oturup, kandırılacak Kürt arıyor…
Diyeceğimiz bu ikili, Mehmet Metiner, Hüseyin Çelik ne kadar Kürt ise general de o kadar Kürt.
Kırmızıya boyanmış fişler ise "süreç" diyen AKP’nin insaniyet boyunun ölçüsü. Yalanına kanmak isteyen, metreyle ölçebilir boyunu…
Irkçılık atadan ecdada mirastır!..
Bizler, "gündem" diye, "darbe yapıp, beni hırsızlık, dolandırıcılık, kalpazanlık üstünde yakaladılar" lafına ters takla attırıp ortalıkta dolananların "dedim, dedi"leriyle uğraşırken, perde gerisinde pek çok olay güncelden çıkıyor, karta kaçıyordu.