Birileri aramızdan ayrılıp gider.

Birileri iz bırakıp gidebilir; ama yazmaya değmez. 

Birileri gider iz bırakmaz. 

Ve giden herkes için yazılmaz.

Bizim insan coğrafyamızda; 

Genlerimize akraba olanların yaşadığı topluluklarda;

Sosyalizme inananların dünyasında;

Lenin’den, Ho Amca’ya;

Mao’dan Che’ye, Kabral’a, Rosa’ya, Erich Mühsam’a kadar biriken mirasla gönül bağı olanların, aramızdan ayrılıp giden, ırmağı sonuna kadar yüzen Vedat Türkali için, saygıya durduğuna inanıyorum.

Türkali’nin son günü, ilk günü gibiydi.

Biyolojik, yaşıyla bilinç yaşı arasındaki ters orantı, bana, adam olacaksan böyle ol dedirtecek kadar öğretici oldu.

Türkiye’deki kemalist ırmağı tersine yüzen o yaştaki ender ve son kalelerden biri olarak tarihe geçti.

Irmağı tersine yüzdü, çünkü komünizmi nasyonal kılanlardan uzak durdu.

Doksanlı yılların sonunda, İngiltere Parlamentosunda birlikte katıldığımız bir panelde, Kürdistan’daki mücadeleyi mutlak yok sayan Türk devletinin haksız savaşına karşı dik bir duruş sergiledi.

Dinleyicileri şaşırtan tabii ve kararlı duruşu beni derinden etkiledi.

Çok teori değil, siyasal yaşama dair kuramlar aktardı.

Tecrübeleri, yüzyıllardır süzülüp gelen, tüm haklı mücadelelerin takipçisi gibi konuştu.

IMC’deki son söyleşilerinden birinde, konuşmada zorluk çeken, sözünden feragat etmeyen direnişçiydi.

Herkes konuşabilir; silahlar susmayabilir…

Haklı olanların bilinçleri köreltilemez, söylevleri engellenemez.

O söyleşiden dinleyiciye kalan mirası, ancak böyle özetleyebilirim. 

Mao’ya dayanan bir komünist kadro, Vedat Türkali’yi "Vedat Amca“ olarak andı.

Eski TKP’li bir kadro onu, "Yüzyılın“ çınarı olarak betimledi.

Bir zamanların "Maocu Bozkurt“ları ile "Sosyal Faşistleri“nin bileşkesi Vedat Türkali oldu.

Onu dokunulmaz kılan, sonuna kadar Marksist kalmasıydı.

"Son gün ilk gündür“ felsefesinin kanıt adamıydı.

Devlet’e boyun eğmedi.

Kürdistan’ın en zor geçiş süreçlerinde, geleceği kazanacağından kuşku duymadığını yazdı.

Türk devleti, bitti;

Türkali "bitmedi“ dedi.

Ankara, kentleri yıktı, köyler boşaltıldı. 

Türkali, çocuklara dokunmayın, cesaretiniz varsa "vurun beni!“ gibi durdu.

Kahkahalar atacak kadar değil, yaşamı ve güzellikleri kucaklayacak kadar dolu gülümserdi, konuştuğunda.

Eğer varsa talan, yaşama dönekçe saplanmak üzereyse hançer, Vedat Türkali kadar vakur durun ve onun, çocukluğundan hiçbir şey kaybetmeyen, miras yüklü, umut dolu gülüşünü unutmayın hiç.