Türkiye, iş cinayetlerinde Avrupa birincisi iken, "Dünyaya Gelmek ve Yaşamak İçin En İyi Ülkeler Sıralamasında” ise 51. sırada! Yılda ortalama 1.200 kişinin inşaat ve maden sektörü başta olmak üzere, "iş cinayetine” kurban gittiği bu ülkede maalesef insan hayatı halen her şeyden ucuz. Bu oran, her fırsatta "yeni Türkiye” diye gürleyen AKP döneminde de aynı olduğuna ve iş cinayetleri hız kesmeden devam ettiğine göre,  geldiğimiz noktada ucuz işgücünün, insan emeğinin, insan onurunun hiçe sayıldığı bir durum söz konusu. Üstelik, mevsimlik tarım işçilerinin her yıl "trafik cinayetlerinde” yaşamını yitirdiğini unutmazsak, aslında sayı yılda 1.200’ün çok üzerinde!

Yoksulluğun, yoksullaştırmanın en fazla olduğu Kürt illerinden Çukurova’ya pamuğa, Karadeniz’e fındığa giden zorunlu göç mağdurları, zaten günde 10-20 TL yevmiyeyle çalıştırıldıkları için, onu da yol parasına harcamamak adına bir kamyon kasasına istiflenip yollara düştüklerinde, geçirilen kazalar kaza değil "cinayetin başka tezahürü” aslında. Buna bir de sigortasız çocuk işçiler dramını eklersek, fotoğraf tastamam bir Türkiye klasiği, eskisi yenisi yok!
Son olarak, İstanbul Mecidiyeköy’de, "yeni” zenginler otursun diye yapılan rezidans inşaatındaki asansör faciasında on işçi yaşamını yitirdi. Hikaye aynı hikaye; müfettişlerin çalışma koşularına ve iş güvenliğine dair verdiği olumlu raporları neye dayalı olarak verdikleri soruları yetkililerce yanıtsız bırakılırken, verilen olumsuz raporlarınsa gereği yapılmış değil. Aynı durum Soma Katliamı için de benzerdi, emekçilerin yaşamının insan yaşamından sayılmadığı tüm iş alanlarında da benzer! Soma’da, "yaşam odaları” bulunmamasına rağmen, geldikleri denetlemelerde her seferinde "olumlu” rapor veren müfettişle kamu çalışanlarına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca soruşturma izni dahi verilmemesi, AKP’nin insan hayatına, insan emeğine verdiği değerin başka bir göstergesi.
Hal böyle olunca, en son yaşanan asansör faciasının üzerinden 24 saat geçmeden, Eskişehir’de, Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş.’de çalışan 30 yaşındaki emekçi Halil Taykaya’nın vinçten düşerek ölmesi ve bu satırları yazdığım esnada da Bursa İnegöl’de bir fabrikadaki patlamanın ardından onlarca işçinin ağır şekilde yaralanması vicdan taşıyan kimsenin susmayacağı olaylar.
Ya Şırnak’da, Zonguldak’da bir kömür ocağında, ya sırf "yeni” zenginler otursun diye görgüsüzce inşa edilen gökdelen gibi AVM, rezidans inşaatlarında; ya pamuk tarlalarına doğru yollarda, her gün ama istisnasız her gün bu ülkenin emekçileri, yoksulları, sahipsizleri can veriyor.. Tablonun bir tarafında da okulunu bırakıp yollara düşen minik mevsimlik tarım işçileri, sokakta çalışmak zorunda bırakılan çocuklar ve yine onlar gibi güvencesiz, sigortasız çalıştırılan ev emekçisi kadınlar, kız çocukları var..
Diyecek çok şey yok aslında!
Lüks rezidans merakınız da siz de yerin dibine batın demek lazım!
Amerika’da, Avrupa’da okuttuğunuz çocuklarınızın yanında bir de zeytin karası gözleriyle çamura bulanmış elleriyle okullarından edilip kömür ocaklarında diri diri gömülen çocuklardan utanın demek lazım!
İnsan olun demek lazım, insan! Başka bir şey değil!