Türkiye de son 13 yıldır yaşanan iş cinayetleri normal görüldüğünden işverenlere göre Türkiye dünyanın en ucuz iş gücü ülkelerinden biri haline geldi. Neo-liberal politikaların her geçen gün daha fazla uygulanması bu kazaların meşru görülmesine yol açıyor. Özellikle yeşil sermayenin, gözü kara bir hırsla büyüme istemi, sorunların önünü açmış durumda.
Türkiye’de, AKP hükümetinin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana 15 bin 70 işçi yaşamını yitirdi. AKP’nin 13 yıllık iktidarında üç katına çıkan taşeron işçi sayısıyla “taşeron cumhuriyetine” dönen Türkiye’de, Tuzla Tersaneleri, Davutpaşa, Ostim, Soma, Karadon, Ermenek, Esenyurt, Torunlar gibi yüzlerce iş cinayeti ile enerji, inşaat, maden, tarım ve ulaşım gibi iş kollarında yaşanan iş cinayetleri iki katına çıkarak 91 yılın rekorunu kırdı. Bu rakamlara rağmen AKP hükümeti sürekli Türkiye’nin büyüdüğünü söylemektedir. 7 Haziran genel seçimlerine giderken Türkiye’nin her konuda geliştiğini iddia eden AKP’nin yöneticilerine, gerçekleri aktarmadıklarını hatırlatmak lazım.
Öncelikle, işçi cinayetlerinin tek sorumlusu AKP hükümetidir. Kendi insanına bugüne kadar değer vermemiş olması, ne insani ne ahlaki ne de İslami ölçülerle izah edilebilir. Bu kadar insanın ölmesi bir yana, bir insan bile ölmemeliydi. AKP, bu ölümlerin sorumlullarını yargılamak ve nedenlerini ortadan kaldırmakla da yükümlüdür. İş güvenliği, sosyal haklar sağlanarak, işçi emeğinin karşılığı verilmiş olsaydı Soma gibi toplu iş cinayetleri yaşanmamış olacaktı.
Türkiye’de onlarca kömür ocağının uluslararası normlara göre işletilmediği biliniyor. Yani her an yeni bir (Soma) yani iş(çi) katliamı yaşanabilir. Çünkü AKP hükümeti artık mevcut devletin tüm imkanlarını uluslararası sermayeye ve ülkenin yeşil sermayesine peşkeş çekmiş durumda. AKP, bu ölümler karşısında çözüm bulmak yerine kadere razı olmayı dayatıyor. Erdoğan’ın dediği gibi “Bu işin fıtratında var’’ deyip geçiştirecek miyiz, yoksa dayatılan bu kaderi değiştirmek, haklarımızı elde etmek için mücadele mi edeceğiz?
İşçi sınıfı 150 yıl öncesinden itibaren barbar kapitalizme karşı haklarını nasıl elde ediyor? Bu hakların kazanılması için sendikal faaliyetlerin yeniden ele alınması, programları, politikaları ve mücadele anlayışının sonuç alıcı biçimde belirlenmesi şart.
AKP hükümeti ve Erdoğan’ın suçu örtbas etmek için dünyadaki iş kazalarını örnek göstermeleri de trajik. 1800’lerde Avrupa koşullarını 2014 yılında referans almak ve iş cinayetlerini bu sonuçlarla izah edip, “normal” karşılamak, hatta ölen işçileri suçlamak insan zekasıyla alay etmektir. Soma Davası’nın şimdiden anlattığı budur. Bu yaklaşımlar devam ederse, diğerlerinde olduğu gibi bu yargılamadan da bir sonuç çıkması mümkün değil. Yargılamayı ancak halk yapar. Bu nedenle 16 Mayıs, bu yargılamanın meydanlara taşırılması ve AKP’yle kopuşun sağlandığı bir tarih olmalı. Yoksa katledilen işçilere karşı halk olarak da hesabımızı veremeyiz.
16 Mayıs’ta, iş cinayetlerinin durdurulması için Türkiye’nin her yerinde yapılacak eylemler oldukça anlamlıdır. Örgütlenmek, mücadele etmek ve onuruyla, emeğiyle yaşanacak yeni bir ülke için ele ele vererek memleketin sahiplerinin kimler olduğunu AKP hükümetine hatırlatmak gerekiyor. Çünkü hükümetin ekonomik programı, insan emeğinin daha fazla sömürülmesi üzerine kuruludur. Var olan işsizliği gidermek, işçi emeğinin doğru değerlendirilmesi ve hakkının verilmesi yerine “daha fazla işçi, daha ucuz emek” politikasını sürdürmek hükümetin temel ekonomik stratejisidir. 16 Mayıs, bu öngörü(süzlük) ile bu halkı, bu emeği artık yönetemeyeceklerinin ilan edildiği bir gün olmalı ve 7 Haziran da bu ilanın gereğini ispat etmeli.