İnsanın insanlaşması toplumsal üretimle başlıyor. Hayat üretim demektir. Hayat durmaz, en kaotik günlerde bile hayat devam eder, üretim de... İşçi sınıfı dünyanın her köşesinde, her an “nöbet”tedir.
Şu bir sayfalık yazının okura ulaşmasında bile kaç kişinin emeği var, bir düşünün. Bir günlük yaşamımızı düşünelim: Bir insanın, bir günlük yaşamında kaç kişinin emeği var? İçinde yaşadığımız fırtınalı günler, şiddetli çatışmalar bu gerçekleri gölgeleyemez. En haklı savaşların yapılabilmesi için de önce üretim şarttır. Savaşçıların yiyeceği, içeceği, giysilerinin üretilmesi gerekir. Kılıç-kalkan devri çoktan geçtiğine göre günümüz silahlarının üretimi, çok büyük bir savaş sanayiini zorunlu kılıyor. İşte işçi sınıfının gücü hayatın her alanında üretmesinden ve çarkları elinde tutmasından geliyor.
İşçi sınıfı kendiliğinden bu gücünün farkına varamıyor. Mücadele içinde bilinçleniyor ve bu gücünü dar-bencil çıkarları için değil, toplumun tümünü özgürleştirmek için kullanmayı öğreniyor.
“Bunlar basit, temel gerçeklerdir” denilip geçilmemeli. İçinde bulunduğumuz dönemde hayati ve belirleyici önem taşıyor. Tüm ezilenlerin, her alanda mücadele birliği şarttır.
Kapitalist-sömürgeci sistem büyük bir çıkmaz içindedir.
Bütün kimlikleri tekleştirmeye çalışan sistem artık zorlanıyor. Sistemin herkese zorla giydirmeye çalıştığı tek tip zırhlar parçalandı. Kürdistan’ın her köşesinden ve toplumun her kesiminden özgürlük çığlıkları geliyor.
Sistem, büyük bir işsizler ordusu yaratarak bütün işçileri baskı altına almaya çalışıyor. Böylece işçileri mevsimlik-geçici-taşeron işçisi diyerek sendikasız-sigortasız-kaçak ve bedava fiyatına çalıştırıyor. Taşeron sistemiyle işçileri tümden köleleştiriyor. İşten çıkarmalarla, işsizlik baskısıyla işçi ücretlerini en düşük düzeyde tutuyor. Gözlerini bürüyen aşırı kar hırsıyla işçi haklarını, işçi sağlığı ve güvenliğini hiçe sayıyor. Cüzdanlarında, banka kasalarında işçi kanı var.
İşte bu nedenle Cizre’de, Lice’de, zindanlarda her gün öldürülen Kürtlerin çığlıkları, tersanelerden, inşaatlardan Ermenek ve Soma’ya kadar madenlerdeki işçi cinayetlerinde, katliamlarında ölen işçilerin feryatlarına karışıyor. Cizre’de katledilenlere, zindanlardaki hasta tutsakların ölümüne yer vermeyen “Ana akım medya” denen tekelci sermaye medyası, işçi grevlerine de bir cümle olsa bile yer vermiyor. İşçiler biraz da onlar için davul çalıyor gibi.
DİSK-Birleşik Metal-İş üyesi işçiler temel hakları ve istemleri için greve başladı. Ama bu sadece kendi dar ekonomik çıkarları için değil, toplumun tümünün demokratikleşmesi için yapılan bir direniştir. Son 20 yılın en büyük grevidir. DİSK üyeleri ve yöneticileri Kobanê direnişinin en sıcak günlerinde Rojava halkının yanında oldular. Bugün de HDP temsilcileri ve örgütleri direnişçi işçilerin yanındadır.
Bütün ezilenlerin, hayatın her alanında mücadele birliğini yaratması, hepimizi de özgürleştirmenin tek yoludur.