- Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, insanca yaşamak isteyen işçilerin barışın sağlanması için mücadele etmesi gerektiğini söyledi.
Emek ve demokrasi güçlerine bu süreçte önemli bir rol düştüğünü belirten Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, “Müzakere sürerken, mücadeleyi yükselten tarafta olmalıyız. Seyirci pozisyonunda ve edilgen değil, barış sürecinde özneleşen bir tutumun gelişmesi lazım” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen ciddi bir somut adım atmayan Türkiye, 2026 yılı için savunma ve güvenlik sektörüne toplam 2 trilyon 155 milyar TL ödenek ayırdı. MA'dan Roza Arpa'ya konuşan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev Yapı İş) Genel Başkanı Özgür Karabulut, barışın gerçek karşılığının kaynakların emekçilere ve halka aktarılması olduğunu vurguladı. Karabulut, Kürt meselesinin çözülmesi halinde tüm kesimlerin refaha ulaşacağını belirterek, “İnsanca bir yaşam olacak. Kürt sorunu birçok sorunu da beraberinde getirdiği için çözülmesi gerekiyor. İstihdam politikalarından göç meselesine, çevre meselesinden ekolojiye, tarım politikalarından üretime kısaca her şeyi belirleyen bir unsur. O anlamda bunun çözülüyor olması ve çözümüne dair adımların atılıyor olması, işçiler açısından da rahatlamanın önünü açacaktır” dedi.
Savaşa ayrılan bütçe
Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın kendine yetebilen kaynaklarının savaşa ve ranta ayrıldığını vurgulayan Karabulut, şunları söyledi: “Savaşın, çatışmanın, kutuplaşmanın olduğu yerde toplum kendi demokratik taleplerini isteyemez. Bu demokratik talepler öne çıkarıldığında savaş ve çatışma perdesiyle görünmez kılınır. Devletin resmi kaynaklarında da milyarlarca dolar bütçe dolaylı yoldan güvenlik gerekçesiyle savaş sermayesine ayrılmış durumda. Bu toplumun ihtiyaçlarına; eğitime, sağlığa, gençliğe, çocuklara, kadınlara ayrılabilecek bir bütçeyken, savaşa ayrılıyor. Bu durum, devam eden barış sürecinin nihayete ermesiyle doğrudan topluma yansıyabilir. Bu yüzden barış talebinin yükselmesi gerekiyor.”
Afrika'ya kadar paramiliter güçler
Yoksullaşmanın en temel unsurlarından birinin savaşa ayrılan bütçe olduğunun altını çizen Karabulut, şöyle devam etti: “Bu direkt olarak harcanan rakamlar, bir de örtülü olarak harcananlar var. Mesela iktidar, özel savaş politikalarıyla toplumu demokratik mücadelenin dışına itmek için milyonlarca bütçe kullanıyor. Güvenlik gerekçesiyle Kürdistan'ın birçok alanına barajlar inşa ettiler, bunların hepsi para demek. Bizim vergilerimizden çıkan bu paralar, iktidarın çözümsüzlükte ısrar etmesiyle özel savaş politikalarına gitti. Bu durum yalnızca Türkiye'nin iç işleriyle ilgili bir durum değil. Yaklaşık 15 yıldır Suriye'ye milyonlarca dolar para gidiyor. Türkiye orada da militarist güçleri destekliyor. Yine Afrika'da paramiliter güçlere milyarlarca dolar para aktarılıyor. Bu, Türkiye halklarına yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik olarak dönüyor.”
Kürdistan'ın kaynaklarını, devlet yok ediyor
Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana Kürdistan’daki geçim kaynaklarının devlet tarafından yok edildiğini vurgulayan Karabulut, şöyle konuştu: “Örneğin Kürdistan’ın en büyük geçim kaynağı olan tarım yok edilmiş durumda. Orada tarımla geçimini sağlayan toplum toprağını işlemeyince, hayvanını otlatmayınca, hayvancılık yapamayınca büyük şehirlere ucuz iş gücü olarak geliyor. Çoğu işçi, kamyon kasalarında, inşaatlarda iş cinayetlerine kurban gidiyor. Kürdistan kentlerinde işsizlik yüzde 60 ile 70 düzeylerine gelmiş durumda. Devlet, orada istihdam meselesini politik bir argüman olarak kullanıyor. Toplumu, domine edeceği ve kendi yedeğine çekebileceği bir duruma getiriyor. Bunu yaparak Kürt halkının özgürlük mücadelesini boğup Kürdistan'ı insansızlaştırarak, üretimden koparıyor.”
Karabulut, Harran Ovası ve Dicle Fırat Havzası’nda elektrik üretildiğini, ancak köylülerin elektriği kullanmak için yüksek miktarlarda ödemeler yapmak zorunda olduklarını söyledi.
Çözümsüzlüğün çoklu krizi
Süreç kapsamında emek, barış ve demokrasi güçlerine önemli bir rol düştüğünü ifade eden Karabulut, “Şu anda devlet ve Kürt Özgürlük Hareketi arasında bir müzakere süreci var. Biz de müzakere sürerken, mücadeleyi yükselten tarafta olmalıyız. Seyirci pozisyonunda ve edilgen değil, barış sürecinde özneleşen bir tutumun gelişmesi lazım. Bugün 100 yıllık bir sorunun çözümü için adımlar atılıyor. Artık inkar edilen Kürt halkının varlık sorunu ortadan kalkmış durumda. Bunun anayasal güvencesi için de yasal adımlar atılmalıdır. Ama bunun yanı sıra çözümsüzlüğün yarattığı çoklu kriz de var. Ekonomik, ekolojik, toplumsal kriz ve benzeri… Bu krizleri ortaya çıkaran nedenler kalkmadığı sürece ve Kürt halkının hakları anayasal güvenceye alınmadığı taktirde toplumda başka krizler ortaya çıkacaktır” dedi.
İnsanca yaşamak istiyorlarsa
“İşçi ve emekçiler, insanca yaşamak istiyorsa barışın sağlanması için mücadele etmek durumunda" diye Karabulut, şunları dile getirdi: "Yoksulsak bunun temel sebeplerinden bir tanesi savaş. Asgari ücret bu kadar düşükken, savaş uçaklarına ve savaş sanayisine milyarlarca dolar ayrılabiliyor. Ülkede bir bütçe var ama bu bütçenin nereye aktarıldığı ve nereye gittiği önemli. Bunun işçilere ve topluma gelmediği kesin. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Bir merminin fiyatı nedir, bunu biliyor muşunuz' diye sormuştu. Biz bir merminin fiyatını bilmek ve mermiye fiyat biçmek durumunda değiliz ama ekmeğin 20 lira değil de 5 lira olması, elektrik faturaları ve kiraların daha ucuzlaması, düşen alım gücünün yükselmesi için mücadeleyi yükseltme sorumluluğuyla karşı karşıyayız. İnşaat kolunun yüzde 60-70’i Kürt emekçilerden oluşuyor. Çantası sırtında şantiye şantiye gezerek güvencesiz koşullarda çalışıyorlar. Bu sürecin hayata geçmesi, durumunda çalışan emekçinin kendi topraklarında en azından güvenceli bir yaşama kavuşmasına vesile olacaktır. En önemlisi de sendikal örgütlenmenin önündeki engeller de kaldırılacağı için çalışma, yaşam ve barınma koşullarına dair daha fazla söz söylenecek.” İSTANBUL
***
DEM Parti: Faiz silinsin
DEM Partili Ali Bozan, çiftçilerin vergi, SGK ve Bağ-Kur borçlarının yeniden yapılandırılması amacıyla Meclis'e kanun teklifi sundu. Teklifte gecikme faizi ve tüm fer'i alacakların silinmesi, ana borcun ise 60 ay boyunca faizsiz taksitlendirilmesi öngörülüyor.
DEM Parti Mersin Milletvekili Bozan, gerekçesinde tarımın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sektör olduğunu vurgulayarak, son yıllarda mazot, gübre, yem, sulama ve enerji maliyetlerindeki artışın çiftçiyi üretim yapamaz hale getirdiğini ifade etti. İklim krizi, kuraklık, doğal afetler ve ürün fiyatlarındaki istikrarsızlık nedeniyle üreticilerin borçlarını ödeyemediğini ifade eden Bozan, “Gecikme faizleri ve cezalar ana borçları katlayarak çiftçiyi üretimden uzaklaştırıyor. Üreticiyi borç altında ezmek değil, üretimde tutmak devletin asli görevidir” dedi.
Kanun teklifiyle çiftçilerin kamuya olan borç yükünün hafifletilmesinin hedeflendiğini belirten Bozan, şunları kaydetti: “Teklifimizle vergi, SGK ve Bağ-Kur borçlarına ilişkin gecikme faizi, gecikme zammı ve tüm fer’i alacakların silinmesini, yalnızca ana borcun ise hiçbir faiz uygulanmadan 60 ay boyunca eşit taksitlerle ödenmesini öneriyoruz. Çiftçiye nefes aldıracak bu düzenleme, üretimin devamlılığı açısından hayati önem taşıyor.”
***
53 bin esnaf kepenk indirdi
Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da 5 ayda 53 binden fazla esnaf kepenk indirdi.
Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun (TESK) Ticaret Sicil istatistiklerinden yapılan derlemeye göre; yılın ilk 5 ayında açılan esnaf işyeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,66 oranında azalarak 134 bin 234’ten 121 bin 261’e geriledi. Aynı dönemde kapanan esnaf işyeri sayısı ise yüzde 8,15’lik artışla 49 bin 905’ten 53 bin 98’e yükseldi.
BirGün'den Ebru Çelik'e konuşan Prof. Dr. Aziz Konukman, esnafın dezenflasyon yalanlarının ardından enflasyon altında ezildiğini belirterek, "Yüksek kâr marjıyla çalışan büyük firmalar maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtıp yüksek gelir grubuna satış yaparak bu süreci daha rahat atlatabiliyor. Küçük işletmeler aynı imkâna sahip değil. Artan maliyetlerini fiyatlarına ekleyemiyorlar, çünkü talepte ciddi bir daralma var. Enflasyon programı da zaten talebi baskılamayı hedefliyor. Yüksek fiyatlar alım gücünü düşürüyor, işsizlik artıyor ve tüketici sayısı azalıyor. Bu nedenle artan maliyetleri fiyatlarına yansıtamayan, yüksek işsizlik ve enflasyon nedeniyle müşterilerini kaybeden esnaf ve küçük işletmeler ciddi bir krizle karşı karşıya. Açıklanan istatistikler de bunun bir yansıması" dedi.
Krediye erişim sorunlu
Krediye erişimin de ayrı bir sorun olduğunu; faiz artışlarıyla birlikte krediye ulaşmanın zorlaştığını kaydeden Prof. Konukman, şunları söyledi: "Ürettiklerini satmak, stok yapmak ve depolamak yüksek finansman maliyetleri nedeniyle giderek zorlaşıyor. Sonuçta işletmeler piyasadan çekilmeye başlıyor. İşletmeler kapanırken yenilerinin açılması bu tabloyu değiştirmiyor. Yeni işletmeler kurulabilir ya da sermayesi güçlü kesimler piyasaya girebilir. Hatta ayrıcalıklı kredi olanaklarına erişebilenler bu süreci daha kolay aşabilir, ancak bu durum, küçük esnafın yaşadığı yapısal sorunları ortadan kaldırmıyor. Stagflasyonist bir ekonomik ortamın işletmeler için elverişli olduğu söylenemez."
***
İşverene ‘fon'dan transfer
Meclis’e sunulan “torba teklif” ile İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işverenlere destek verilmesi öngörülüyor.
İşten çıkarılan işçiler “işsizlik maaşı” alabiliyor. Bunun için bazı şartlar aranıyor. İşsizlik maaşı ödemeleri ise sigortalı çalışanların brüt maaşlarından kesilen ve işveren ile devlet katkılarıyla oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan gerçekleştiriliyor. Muhalefet ve sendikalar yıllardır “işsizlik maaşının” artırılmasını, yararlanma koşullarının kolaylaştırılmasını talep ediyor. Fon kaynaklarının işverenler için değil işçi için kullanılmasını talep ediyor. Cumhuriyet'te Mustafa Çakır'ın haberine göre; AKP’nin Meclis’e sunduğu “torba teklife” göre fondan işverenlere destek verilmeye devam edilecek. 2026'da uygulanmaya başlayan ve 2025 yılı sigortalı sayısını koruyan imalat sektörü işletmelerine teşvik ödemesi yapılmasını sağlayan destek mekanizması, 2027 ve 2028’de devam edecek. Düzenleme ile imalat sektöründe kayıtlı istihdamın korunması, işgücü maliyetlerinin azaltılması ve üretim kapasitesinin desteklenmesi amaçlanıyor. Mevcut düzenlemede yer alan uygulama yapısı korunarak teşviklerin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile KOSGEB üzerinden yürütülmesi, finansmanın ise İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmasına devam edilecek. Uygulamaya alınan teşvik kapsamında 2025 yılı sigortalı sayısını koruyan işletmelere sigortalı başı 3 bin 500 TL teşvik ödemesi yapılmıştı. Teşvik ile sektördeki işten çıkarmaların önüne geçilmeye çalışılmıştı. İşverenlere mali destek sağlanmıştı. Teşvik ve destekler kapsamında 2026'da toplam 51 milyar TL, 2027'de 62 milyar TL ve 2028'de 75 milyar TL olmak üzere toplam 188 milyar TL kaynak kullanılması öngörülüyor.
Teklifte yer alan başka bir düzenleme ile turizm işletmelerine sigorta prim desteği sağlanması amaçlanıyor.
***
Emekliler: Geçinmek imkansız
En düşük emekli aylığının 23 bin 552 liraya çıkarılmasına tepki gösteren emekliler, artan yaşam maliyetleri karşısında maaşların yetersiz kaldığını söyledi.
En düşük emekli maaşının 23 bin 552 liraya yükseltilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sinoplu emekliler, mevcut ekonomik koşullarda bu tutarla geçinmenin mümkün olmadığını belirtti. ANKA'ya konuşan emekliler, artan kira, gıda ve temel ihtiyaç giderleri karşısında maaşların yetersiz kaldığını ifade ederek, emekli aylıklarının en az açlık sınırı seviyesine çıkarılması gerektiğini söyledi. Emekli Muzaffer Gençdoğan, son dönemde temel tüketim ürünleri ve hizmetlere peş peşe zam yapıldığını dile getirerek, enflasyon farkı adı altında yapılan maaş artışlarının kısa sürede eridiğini söyledi. Gençdoğan, "Birkaç gün önce çok sayıda tüketim malına ve hizmete zam geldi. Bu zamları dikkate aldığımızda enflasyon farkı adı altında yapılacak ücret artışının hiçbir anlamı kalmıyor. Emekli maaşının en az açlık sınırı düzeyine çıkarılması gerekiyor. Çünkü 23 bin 552 liralık maaşla kira, elektrik, su, telefon ve doğal gaz giderleri karşılandığında bir hanenin aylık maliyeti 40-50 bin lirayı buluyor. İnsanların bu parayla geçinmesi mümkün değil. Eğer gerçekten zam yaptık denilmek isteniyorsa en düşük emekli maaşı açlık sınırına yükseltilmelidir. Aksi halde emekliler yaşam mücadelesinde yalnız bırakılmış olur" dedi.
Emekli İsmail Hakkı Gülenç ise mevcut maaşın yalnızca kira giderini dahi karşılamaya yetmediğini belirterek, "Bir ev kirasını bile karşılamıyor. Açlık sınırı ortada. Bana göre en az 50 bin liranın üzerinde olması gerekir. Hatta 60 bin lira seviyesinde olmalı. Açıklanan rakam bunun çok altında kalıyor" diye konuştu.
1999 yılında emekli olduğunu söyleyen Rasim Akliman da geçmiş yıllarda emekli maaşıyla ev yapabildiğini, ancak bugün aynı imkanların ortadan kalktığını ifade etti.
Hasan Yüksel ise yapılan artışların hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığını belirterek, "Artık sosyal hayatımız kalmadı. Bir çay içip eve dönüyoruz. Simit bile alamıyoruz. Üç-beş bin lira zam alıyorsunuz ama o da kısa sürede eriyip gidiyor. Köşede biraz birikiminiz olmazsa yaşamanız mümkün değil" dedi.
***
Sendikadan oldubitti
Bursa Korteks fabrikasında 6 Temmuz'da grev ilan eden TEKSİF, 7 Temmuz'da grevi kaldırdı. Sendikanın işverenin düşük ücret zammını kendilerine danışmadan kabul ettiğini öne süren işçiler, toplu iş sözleşmesi değil "satış sözleşmesi" imzalandığını söyledi.
Bursa’da Zorlu Holding bünyesindeki Korteks Polyester İplik Sanayi’nde 6 Temmuz’da başlayan grev, ertesi gün Toplu İş Sözleşmesi’nin (TİS) imzalanmasıyla hukuken sona erdi. İşçiler, TİS yetkisine sahip Türkiye Tekstil, Örme ve Giyim Sanayii İşçileri Sendikası’nın (TEKSİF) işverenle vardığı anlaşmanın kendi iradelerini yansıtmadığını savunarak sendika yönetimini protesto ediyor ve birçok işçi imzalanan sözleşmeyi “satış sözleşmesi” olarak niteliyor. Borsaya açık bir şirket olan Korteks, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı bildirimde toplu iş sözleşmesinin imzalandığını ve grevin sona erdiğini duyurdu. Şirket açıklamasında sözleşmenin mali hükümlerine ilişkin ayrıntılara yer vermedi. İşveren, işçilerin protestolarına ilişkin herhangi bir değerlendirme de yapmadı.
Yaklaşık bir yıldır süren TİS görüşmelerinde uzlaşma sağlanamaması üzerine TEKSİF, 6 Temmuz’da grev kararını uygulamaya koymuştu. Sendika, grev öncesinde yaptığı açıklamalarda, işverenin ilk 6 ay için önerdiği yüzde 13,5’lik ücret artışını yüksek enflasyon karşısında yetersiz bulduğunu belirterek, “Haklı taleplerimiz karşılanıncaya kadar mücadelemiz sürecek” mesajını vermişti. Grev, yalnızca bir gün sürdü. Taraflar, 7 Temmuz’da anlaşmaya vardı ve şirket KAP’a yaptığı bildirimle üretimin yeniden başladığını duyurdu.
Evrensel'e konuşan işçiler, sendika yönetiminin kendilerine görüşmelerin ertesi gün süreceğini söylediğini, hatta bazı yöneticilerin “Patronla yalnızca bir çay içmeye gidiyoruz” diyerek toplantıya geçtiğini, ancak kısa süre sonra TİS'in imzalandığının duyurulduğunu söylüyor. İşçiler, işverenin grev kararına neden olan ücretlere yüzde 13,5 zam teklifinin esaslı bir değişiklik yapılmadan kabul edildiğini söylüyor. TEKSİF sözleşmenin hangi temelde imzalandığına ilişkin henüz bir açıklama yapmadı.
İşçiler iki temel itirazda bulunuyor:
* İşçilerin kabul etmediği sendikanın da grev gerekçesi olarak ilan ettiği düşük ücret teklifinin kabul edilmiş olması.
* Bu karar alınırken sendika üyesi işçilerin onayına başvurulmamış olması. BURSA