Görüşmelerden önce açıklama yapan Türk Cumhurbaşkanı ABD’yi bilgilendirdiklerini ve işgalde kararlı olduklarını, Dış İşleri Bakanı da QSD ile ilişkisini kesmesini istediklerini söyledi.
QSD Genel Komutanlık Üyesi Newroz Ehmed ise çözümden yana olduklarını, ancak olası Türk saldırısına karşı tüm alana yayılacak savaş için hazırlıkları da ihmal etmedikleri vurguladı.
Kürt düşmanlığı motivasyonuyla oluşan AKP-MHP-Ergenekon koalisyonunun yönettiği Türk devleti, Kuzey Kürdistan’da imha operasyonlarını sürdürürken savaşı taşırdığı Güney Kürdistan’da işgal alanları genişletmeye Rojava’yı da tamamen işgal etmeye yönelik çabalarını sürdürüyor.
Rojava’yı da kapsayan Kuzey-Doğu Suriye’yi, ‘Güvenli Bölge’ adı altında ABD’nin onayıyla işgal planını dayatırken, onay almazsa da ‘Barış Koridoru’ adıyla işgal edeceğini açık açık söylüyor. ABD’nin bu konuda geçen ay Suriye Özel Temsilcisi başkanlığındaki heyeti göndererek yaptığı görüşmelerde, Türk devleti işgalden vazgeçirilemedi. Dün de yeniden görüşmek için Ankara’ya gelen ABD askeri heyeti, Türk yetkililerinin işgal tehditleri altında görüşmelere başladı. Kuzey-Doğu Suriye yönetimi ve QSD de bir yandan ABD ile görüşmelerini sürdürüyor, diğer yandan olası saldırıya karşı teyakkuz durumunda.
Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal tehditleri devam ediyor. Türk devleti, halkların ortak ve güvenli bir yaşam sürdürdüğü Kuzey- Doğu Suriye sınırında ‘Güvenli Bölge’ adı altında 30 kilometreyi aşan alanın boşaltılmasını hedefliyor.
Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi ise sınırda kentlerindahil edilmediği en fazla 5 kilometrelik ve Türk devletinin denetiminde olmayan bir alanı öneriyor. Özerk Yönetim, devriyelerde Uluslararası Koalisyon güçlerinin ve Türkiye’nin yer alabileceğini ancak kentlerde değil, boş arazilerde gezebileceklerini söylüyor. Bu öneriler ilgili mercilere sunuldu ve bu önerilerin gerçekleşmesi durumunda zorla yerlerinden edilen Efrînlilerin de tekrar kentlerine dönmeleri şart koşuldu.
Tüm Kürt kentlerini kapsıyor
Kuzey-Doğu Suriye’nin Dêrik, Tirbespiyê, Qamişlo, Amûdê, Serêkaniyê, Dirbêsiyê, Girê Spî, Kobanê ve Minbic kentleri tartışılan ‘Güvenli Bölge’nin kapsamına giriyor. Böylece tüm Kürt yerleşim yerlerini işgal etmek isteyen Türk devletinin ‘resmi’ gerekçesi ise ‘sınır güvenliği’. Halbuki, buradan Türkiye’ye yönelik bir saldırı yok. Cizîr İnsan Hakları Derneği’ne göre işgalci Türk devletinin 2011’den beri Kuzey Kürdistan-Kuzey- Doğu Suriye sınırında -Efrîn hariç- işlediği hak ihlalleri şöyle: 223 kişi katledildi, 3 kişinin organları çalındı, onlarca kadın tecavüze uğradı ve kaçırıldı. 332 kişi yaralandı ve 15 kişi işkence gördü. Türk askerleri sınır hattındaki 129 köyde çiftçilerin tarlalarında çalışmasına ve topraklarına yaklaşmasına izin vermiyor. Askerler yüzünden ekilemeyen arazinin yüzölçümü ise en 27 bin 633 dönüm.
ABD askeri heyeti görüşüyor
QSD ve Kuzey-Doğu Suriye Yönetimi ile görüşüne ABD, orta yol bulmaya çalışıyor. Bunun için geçen hafta Cuma günü Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey başkanlığındaki bir heyeti Ankara’ya gönderen ABD, buradan sonuç alamayınca dün de bir askeri heyet gönderdi. ABD askeri yetkilileri ile görüşmeler dün saat 10.00’da Tük Milli Savunma Bakanlığı binasında başladı. ABD askeri yetkilileriyle yapılan müşterek çalışmanın ilki 23 Temmuz’da gerçekleştirilmişti. Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, anlaşma sağlanamadığını, QSD’yi koruma sözünde durduklarını ama görüşmeler devam edeceğini açıklamıştı. Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise yaptığı açıklamada, “Sürecin oyalamaya dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Beklentilerimizin karşılanmaması halinde, ulusal güvenliğimizi sağlamak üzere her türlü önlemi alabilecek kabiliyete ve yeteneğe sahibiz” demişti.
Heyetten önce yine tehdit
ABD heyetinden bir gün önce Bursa Şehir Hastanesi ve İstanbul-İzmir Otoyolu ortak açılış töreninde konuşan Türk Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan, “Afrin’e girdik. Cerablus’a da girdik. El Bab’a da girdik. Şimdi de Fırat’ın doğusuna gireceğiz. Biz bunu Rusya ile de paylaştık. Amerika ile de paylaştık” dedi.
Ertesi gün de Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 11. Büyükelçiler Konferansı’nın açılışında şunları söyledi: “Milli güvenliğimize tehdit oluşturan konularda ABD’nin somut adım atması gerekiyor. ABD’nin Suriye’de PKK YPG ile angajmanını sonlandırmasını bekliyoruz.”
Kürtlerin statüsü olmasın
QSD Genel Komutanlık Üyesi Newroz Ehmed ise dün ANHA’da yer alan söyleşisinde, Türk devletinin Türkiye sınırına asla bir saldırı gerçekleşmediğini, tehdit oluşturmadıklarını bildiğini, buna rağmen DAİŞ yenilgisinden sonra tehditlerini arttırdığını hatırlattı. Türk devletinin, “Güney Kürdistan’da Kürtler statü elde etti, bu bölgede de edecekler. Sınırımızda böyle bir şeyin gerçekleşmesine asla izin vermeyiz” dediğini, asıl meseleninin de bu olduğunu söyleyen Ehmed, “Türk devletine saldırmak gibi bir amacımız yok. Zaten içeride halkımıza yönelik saldırılarla uğraşıyoruz. Ama Türk devleti ‘Güvenli Bölge’ adı altında bölgemize girmek istiyor. Halbuki halk ve savunma güçleri olarak bölgemizin en güvenli yer olduğunu söylüyoruz. Halklarımız huzur içinde, kimliklerini ve inançlarını yaşıyorlar. Çok fazla sayıda göçmen bugün Kuzey-Doğu Suriye’de yaşıyor” dedi.
Açıkça işgal etmek istiyor
Artık topraklarında savaşın devam etmesini istemediklerini, Türk devletinin savaş bahanesi olarak öne sürdüğü konuları diyalog yoluyla çözebileceklerini kaydeden Ehmed, şöyle devam etti: “Türk devleti tüm dünyanın gözleri önünde açıkça bir başka ülkenin topraklarını işgal etti. Bab, Cerablus, Ezaz, İdlib ve Efrîn ortadadır. Şimdi de aynı bahanelerle Kuzey-Doğu Suriye topraklarını işgal etmek istiyor. Bölgemiz zaten güvenlidir ama ‘Güvenli Bölge’ için de açığız. Çünkü halkımızın bir kez daha savaşla karşı karşıya kalmasını istemiyoruz. İmkan oldukça da bu güçlerle sonuca ulaşmak istiyoruz. Halkımızın memnun kalacağı ve Türk devletinin öne sürdüğü sebeplerin ortadan kalktığı bir sonuç.”
Sicili açık; girip işgal ediyor
Sınır güvenlik güçlerini oluşturabileceğini ve Rojava tarafından saldırı gerçekleşmeyeceğinin garantisini verebileceklerini ifade eden Ehmed, “Ancak Türk devleti bölge halkının kendi savunmasını yapmasını istemiyor. Biz de dışardan bir gücün savunmasını kabul etmiyoruz. Herkes bilmeli ki Türk devletinin ‘bölgede olmalıyım’ sözlerini kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü Türk devleti girdiği her yeri işgal ediyor ve orada kalıyor. Sınırda o kadar insanımız katledildi, bölge halkının bunu kabul etmesi mümkün değil.”
Suriye ile anlaşmalı mı?
Ehmed, Türk devletinin 32 kilometreyi kabul ettirmek için bazı güçlerle ve Suriye rejimiyle plan yaptığını açıkladı. Buna göre; 32 km Türk devletinin elinde olacak. Suriye’nin güneyine de başka güçler girecek. Bu şekilde tüm bölgeyi kendi aralarında parçalamak ve büyük bedellerle elde edilen değerleri de ortadan kaldırmak istiyorlar.
DAİŞ de eşlik ediyor
Türk devleti her tehdit ettiğinde DAİŞ de bölgede saldırılarını yoğunlaştırdığına, son dönemde gözle görülür bir biçimde arttığına dikkat çeken Ehmed, “Bu da Türk devletinin DAİŞ’i tekrar canlandırmak ve onun üzerinden bölgeyi kontrol etmek istediğini, o da olmazsa bölgeyi karıştırmak istediğini gösteriyor. Son süreçte DAİŞ’lilerin ailelerinin kaldığı kamplarda açıkça tekrar ortaya çıkacaklarını dile getirdiler. İstihbarat birimlerimizin yakaladığı DAİŞ’in gizli hücreleri ‘İntikamımızı alacağız, yeniden döneceğiz’ diyor. Bu da büyük bir tehlikedir. DAİŞ’in canlanması yalnızca bölge için değil tüm insanlık için tehlikelidir. Evet, DAİŞ’lileri bir yere kadar cezaevlerinde tutabiliriz ama bu bizi de çok zorluyor. Bu çeteler için uluslararası bir mahkeme kurulmalı” şeklinde konuştu.
ABD tarafı da çözüm istiyor
Bir süre önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Kenneth McKenzie ve ABD’nin Uluslararası Koalisyon temsilcisi William Roebuck ile görüştüklerini hatırlatan Ehmed, şunları paylaştı: “Amerikalı yetkililerle Türk devletinin tehditleri, ‘Güvenli Bölge’ konusundaki şartlarımız, çözüm için diyalog ısrarı, DAİŞ’in uyuyan hücreleri konularını görüştük. Amerikalı temsilcilerin tutumu bölgede savaş yaşanmadan bir çözümün sağlanması şeklindeydi. Türk devletinin tehditleri çözümün önünü tıkıyor. Son görüşmeler bir sonuca ulaşmasa da süreç devam ediyor ve görüşmelerimiz sürüyor. Kuşkusuz biz de bir sonuca varmak istiyoruz ama sonuç halkımızı memnun etmeli.”
Diyaloga açığız, teslimiyete değil
Zorlu ve zahmetli süreçlerde halkın desteğiyle kazanımlar elde ettiklerini kaydeden Ehmed, şöyle sürdürdü: “Biz de halkımızı koruyacağız. Halkımız kendi toprakları dışında hiçbir yerde yaşayamayacağını biliyor. Türk devleti saldırırsa halkımızı savunmak için çok güçlü bir savaş yürüteceğiz. Diyaloga açığız ve çözüm çabalarına destek vermek istiyoruz ama her yerde büyük bir direniş de gösteririz.
Her şeye rağmen saldırırsa
Eğer Türk devleti çözüme yanaşmazsa ve savaş isterse bizim de savaşa hazır olduğumuz bilinmelidir. Bir yere saldırı olursa savaş orayla sınırlı kalmayacaktır. Türk devleti Efrîn’de yaptığı gibi şimdi de bölgeyi parça parça işgal etmek istiyor ama yapılacak savaş bir parçayla sınırlı kalmayacak. Türk devletiyle uzun bir sınırımız var. Eğer savaş olursa tüm sınır savaş alanına döner. Kuşkusuz savaş halk için büyük bir tehlikedir. Bahsedilen bölgede tüm halklardan milyonlarca sivil yaşıyor. İkincisi de olası bir savaş bölgedeki tüm dengeleri değiştirir. Suriye’de farklı farklı güçler var ve Suriye rejimi de tüm bölgeyi bir kez daha kontrolü altına almaya çalışacaktır. Bölgede İranlı güçler, çeteler var ve özellikle de DAİŞ bölgemizde ciddi bir tehlike oluşturuyor. Kamplarda binlerce göçmen var ve muhtemel bir savaşta bu göçmenlerin hayatı da tehlikeye girecektir. Bunun yanında DAİŞ’li tutuklular var, özellikle Dêrazor hamlesinde tutuklananlar.”
Suriye rejimi aymazlıkta
Suriye rejimiyle Türkiye’nin tehditlerine ilişkin görüşmelerinin olduğunu, ancak sanki hiçbir şey olmamış gibi geri dönmek ve her yere kendi şartlarını dayatmak istediğini belirten Newroz Ehmed, “Bazen Türk devletinin tehditlerine karşı tutumlarını dile getiriyorlar ama aslında halklara karşı aynı zihniyeti taşıyorlar. İnkar ve tasfiyeci zihniyetin değişmesi için görüşmeleri sürdürmekte ısrarcıyız. Gerçekleşen saldırılar Suriye rejimi için de tehlikelidir. Sonuçta Suriye topraklarının bir parçası işgal ediliyor. Türkiye saldırırsa daha sonra kendi aralarında tartışıp çözemezler. Durum daha da kötü ve karışık olacaktır. Kısacası Suriye rejimiyle zaman zaman görüşmelerimiz oldu ama maalesef bir sonuca ulaşamadık” dedi.
HABER MERKEZİ