Türkiye'nin Musul’a asker göndermesi Mesud Barzani’nin belirttiği gibi büyütülmeyecek bir durum değil; aksine çok ciddi irdelenmesi, değerlendirilmesi ve tutum alınması gereken bir durumdur. Öyle Sünni milisler ve peşmergelerin eğitimi ile ilgili bir durum değildir. ''Muharip güç yok, eğitim veren askerlerimizi korumak için güç gönderdik'' söylemi sadece gerçeğin üstünü örtmeye yönelik bir safsatadır, bir demagojidir. Güney Kürdistan'a çok amaçlı bir savaş gücü gönderilmiştir. Hala da gönderilmektedir. Öyle sanıldığı gibi Türk askerleri Başika ile sınırlı değildir. Şu anda birçok yerde Türk askerleri ve zırhlı araçları bulunmaktadır. Hatta bazı yerlerde Türk helikopterleri bile görülmüştür. 

Türk devletinin şu anda KDP ile geliştirdiği ilişki birçok yönden muğlak, belirsiz ve sorgulanmaya değerdir. KDP'nin Türk devleti ile bu kadar sıkı ilişki içine girmesi ve Türk askerlerinin gelmesine ve kalmasına sahiplik etmesi çok tehlikeli sonuçlar doğuracak bir gelişmedir. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "Bize yönelik saldırıların geldiği bir yerde biz Irak’a soracak değiliz; Irak tedbir almazsa biz kendimize yönelik saldırılara tedbirler alırız" diyerek asıl amacını ortaya koymuştur. Türk devletinin IŞİD gibi bir derdi ve kaygısı yoktur. Türk devletinin işi gücü PKK ile uğraşmaktır. PKK'yi etkisizleştirmek için dünyayı dolaşmaktadır. Daha geçen yıl "bizim önceliğimiz IŞİD değil, PYD ve PKK’dir" demiştir. Hatta IŞİD onun ittifak gücüdür. Bu ittifak gücü Bakurê Kurdistan ve Türkiye'de Kürt Özgürlük Hareketi ve dostlarına yönelmiştir. Tayyip Erdoğan ve AKP istediği kadar demagoji yapsın; IŞİD diye bir dertleri yoktur. Tayyip Erdoğan Güney Kürdistan'da PKK'ye ve özgürlük güçlerine karşı asker bulundurduğunu itiraf etmiştir. Tayyip Erdoğan’ın Irak’a yönelik söyledikleri bunun açık kanıtıdır. KDP ile AKP hükümeti eğitim ve Türkmenler deseler de esas hedef Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Farklı olduğunu başkalarına yuttursalar da Kürtlere yutturamazlar. 

Kuşkusuz Tel Afer ve Musul hesapları da vardır. IŞİD artık dünyanın karşısına aldığı bir güçtür; geleceği yoktur. Bu nedenle Musul’u danışıklı dövüşlü bir biçimde IŞİD’in elinden çıkarıp Türkiye, Katar ve Suudilerle ilişkili Sünni güçlere teslim etme hesapları yapılmaktadır. Daha önce IŞİD’e teslim edilerek el değiştiren Musul, şimdi de farklı biçimde el değiştirecektir. IŞİD’lilerin önemli bölümü kimlik değiştirip yeni Musul sahibinin tarafına geçecektir. Türkiye şimdi Suriye ve Irak’ta IŞİD'i devşirip, yeni kılıflara sokup siyasi süreçlerin içine sokmaya çalışmaktadır. Daha önce El Nusra, Ahrar El Şam ve bazı örgütler gibi Türkiye ile ilişkili gruplar IŞİD saflarına geçmişti. Önümüzdeki dönemde de IŞİD’ten başka örgütlere geçeceklerdir. Türkiye şimdi bunun çalışmasını yürütmektedir. Türkiye-IŞİD ortaklığı biçim değiştirmektedir. Tel Afer ve Musul üzerinde de şimdi benzer bir plan ve oyun devreye sokulmaya çalışılmaktadır. Türkiye, IŞİD kaybederken birlikte kaybetme yerine, IŞİD’i devşirerek ya da görünüşte bazı yerlerden IŞİD’i çıkararak kendine yer edinmeye çalışmaktadır. 


AKP'nin ipiyle kuyuya inmek

Türkiye bir Sünni eksen yaratarak kendini var etme peşindedir. Mezhep çatışmaları üzerinden yeni destekçiler bulup Ortadoğu'da gerileyen siyasi konumunu bu tür hamlelerle güçlendirmeye çalışmaktadır. Mevcut durumda mezhepçiliği en fazla kaşıyan ve kışkırtan Türkiye’dir. Irak’ı mezhepçilik yapmakla suçlayarak Sünni güçleri etrafında toplamaya çalışmaktadır. KDP ve Güney Kürdistanlı bazı güçleri bu mezhepçiliğin içine çekmesi ise çok tehlikeli bir durumdur. Kürtlerin böyle bir mezhepçiliğe taraf yapılması kadar riskli ve tehlikeli bir durum olamaz. KDP böyle bir politikanın içine girerek Kürdistan halkı için olumsuzluklar doğuracak bir sürecin kapısını açmıştır. Kürtler şimdiye kadar böyle kirli bir cepheleşmenin dışında kalmışlardır. Şimdi AKP, Suudi ve Katar eksenine girilmesi KDP için kısa vadeli bazı kazançlar sağlasa da orta ve uzun vadede Kürdistan'ın tüm parçaları açısından bir kaybetmeyle sonuçlanacaktır. AKP'nin ipi ile böyle tehlikeli bir alana inmek gerçekten de kabul edilemez bir durumdur. 

Türk devleti kültürel soykırımcı bir devlettir, hatta Kürt düşmanlığında öncüdür. Nerede Kürtlük adına bir gelişme görse kendisi için tehlike görmektedir. Güney Kürdistan'a da düşmandır. 2007’de ABD'nin PKK'ye karşı verdiği destek karşılığında Güney Kürdistan’ı tanıma yoluna gitmiştir. ABD, PKK'yi tasfiye etmek için sana destek vereceğim ama sen de Güney’deki statüyü tanıyacaksın demiş ve bunun üzerine Türkiye Güney Kürdistan'ı 2007 yılında kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu açıdan kendi Kürt sorununu çözememiş, hala inkarcı politikayı yeni koşullarda sürdüren AKP hükümetinin ipiyle kuyuya inmek kuyu dibinde kalmakla sonuçlanır. Türkiye şimdi KDP ile ilişkiler içinde PKK'yi etkisizleştirmek istiyor. Anlaşılıyor ki KDP AKP'nin politikasına evet demiştir. 1992, 1996 ve 1997 ilişkisinin farklı bir versiyonu gündeme konulmak istenmektedir. Kuşkusuz 1996 ve 1997 gibi artık peşmerge ile Türk askerini yan yana bir operasyona sürmek kolay değildir. Ancak rol paylaşımı içinde benzer bir sürecin yaratılacağının verileri fazlasıyla bulunmaktadır. Türkiye'nin Irak’a ''Bize yönelik tehditleri sen bertaraf edemiyorsan bunu ben yaparım demesi'', Türkiye'nin neleri hedeflediğini göstermektedir. KDP de Türkiye'ye onay verdiğine ve Türk askerinin gelişini sahiplendiğine göre, Kürt Özgürlük Hareketi üzerindeki yeni planda KDP de yer almıştır demek sadece bir gerçeği ifade etmek olur. KDP her ne kadar bu yüzünü saklamak istese de, Güney Kürdistan'da KDP gerçeğini bilen herkes Türk devletinin Güney Kürdistan'a asker sokmasının çok uğursuz amaçları olduğunu söylemektedir. 

KDP, Türk devleti, Sünni Araplar ve eski Baas yanlıları IŞİD’le ilişki içinde Musul’u IŞİD’e bırakmışlardı. Hatta Şengal bile IŞİD’le yapılan zımni bir uzlaşma sonucu direnilmeden bırakılmıştı. KDP Şengal’i bırakmanın karşılığında Rojava’nın bir parçasını alacak ve devlet ilan edecekti. Belki Tel Afer de KDP'ye bırakılacaktı. Ancak gerilla Şengal’e müdahale edince bu oyun bozulmuştur. PKK'nin hem 3 Ağustos 2014’teki müdahalesi, hem de geçen ay gerillanın Şengal’e girerek kurtuluş hamlesi başlatması bazı oyunları bozmuştur. KDP'nin öfkesi, Şengal üzerinde yaptığı plan ve oyunların sürekli gerilla tarafından bozulması nedeniyledir. 


Kim kimi kullanıyor?

KDP, Türk askerinin Güney Kürdistan'a girmesine izin vererek hem Güney Kürdistan'daki diğer siyasi güçler üzerinde, hem de PKK üzerinde etkisini arttırmak istemektedir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin Şengal ve Rojava’daki etkisini Türk devleti aracılığıyla kırmak istiyor. Türk devleti zaten buna hazırdır. KDP kendine göre Türk devletini kullandığın sanıyor. Ama kullanılanın kendisi olduğunu göremiyor. Şengal’deki gerilla gücünü sınırlamak ve kuşatmak isterken, kendisini Kürtlere her yerde zarar verecek bir ilişkinin içine sokmuştur. Öyle ki, Türk askerleri Başika kampına gelince Türk basını Türk askerlerinin peşmergeyi nasıl eğittiğini, hatta Şengal’in bu eğitim sayesinde kurtulduğunu bile söylemişlerdir. Hatta bazıları kendi kültürel soykırımcı sömürgeci kafaları temelinde bu girişin Musul ve Kerkük üzerindeki iddianın sonucu olduğunu bile söylemektedirler. 

KDP, Kürtlerin birliği ve PKK ile iyi ilişkiler içinde kendi konumunu güçlendirme yerine, bir tarihi alışkanlık ve gelenekle mutlaka bir dış güçle kendini güç yapma politikası yürütmektedir. Ortadoğu ve Kürdistan etrafında çok önemli değişiklikler olmasına rağmen hala eski siyaset tarzını sürdürmektedir. Kürtlerin gelişen gücünü değerlendirecek bir basireti ve yeteneği gösterememektedir. 

KDP'nin geçmişte bazı Kürt hareketlerini ve direnişlerini sömürgeci güçlerle birlikte bastırdığı bilinmektedir. Doğu Kürdistan'da KDP’nin olumsuzluklarına dair birçok örnek verilmektedir. PKK'ye karşı Türk devletiyle yapılan işbirliğini de herkes bilmektedir. 1992, 1996 ve 1997 yılları buna en somut örneklerdir. Kürt Halk Önderi'ne yönelik uluslararası komploda da tamamen Türk devletinin istediği gibi hareket ettiği bilinmektedir. Bu kadar tarihi olumsuzluklar ortadayken; Kürtler arası savaşın bir daha olmayacağı kanaati ortaya çıkmışken, KDP Türkiye ilişkisi ve Türk askerini Güney Kürdistan'a sokmak gerçekten de kabul edilmesi mümkün olmayan bir durumdur. KDP petrolü ve petrol gelirlerini Türkiye'ye peşkeş çekerek ve Türkiye'ye tam siyasi destek vererek Türkiye'yi ayakta tutarken, şimdi de Güney Kürdistan'a ve Irak’a Türk devletini sokmuştur. Hem de esas olarak PKK'ye yönelik! 


KDP'ye de çok zararı olacaktır

Türk devletinin hangi nedenlerle olursa olsun Güney Kürdistan'a ve Irak’a sokulması yanlıştır. Musul için de olsa, Tel Afer için de olsa yanlıştır. PKK'ye yönelik sokulmuşsa bin defa yanlıştır. Kürtlerin Türk askerinin Güney Kürdistan'a girişinden hiçbir çıkarı yoktur. Eğer bu yanlışlıklardan dönülmezse bu ilişki ve adımın Güney Kürdistan'a da, KDP'ye de çok zararı olacaktır. 

Hem Güney Kürdistan halkı ve siyasi güçleri, hem de tüm parçalardaki Kürtlerin Türk devletinin bu askeri varlığına karşı mücadele etmesi gerekir. Bu konuda kesinlikle yumuşak bir yaklaşım olmamalıdır. Türk askerini Güney Kürdistan'dan çıkarmak için ısrarlı olunmalıdır. İşgalcilere defol denilmelidir. Yoksa başka işgalcilerin Güney Kürdistan'a girişinin yolu açılacaktır. İran da, Irak da, başka bir güç de kendi çıkarlarını gerekçe göstererek Irak’a ve Güney Kürdistan'a girebilir. Bu yolun kapatılması gerekir. Türk devletinin sadece Başika’daki varlığına değil, tüm Güney Kürdistan'daki varlığına karşı çıkılmalıdır. Sadece Başika, Bamernê ve Şeladize’de değil, birçok yerde Türk askerlerinin varlığı bulunmaktadır. Başika’ya getirilen işgalci güçler de, diğer askeri güçler de Güney Kürdistan’dan sökülüp atılmalıdır. Irak istemiyor, Güney Kürdistan halkı istemiyor, dünya istemiyor ama AKP ve KDP kol kola Türk askerini Güney Kürdistan'a sokuyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise Irak’ın tutumuna rağmen "çıkmayacağız" diyor. Bunun açık anlamı, zorla işgal etmektir. Türkiye "biz çıkmayız" diyorsa, Güney Kürdistan halkı, siyasi güçleri ve dostları ise "biz seni buradan çıkaracağız" demelidirler. Türk askerinin kalmasının hiçbir gerekçesi ve meşruiyeti yoktur. Peşmergenin Türk subaylarının vereceği eğitime de ihtiyacı yoktur. 

Rojava Devrimi düşmanı; Bakurê Kurdistan’daki şehirleri kuşatıp yakıp yıkan, IŞİD’le işbirliği yapan Kürt düşmanı Türk devletine KDP sahiplik yapmamalıdır. Türkiye'nin Ortadoğu'da güç kazanması kesinlikle Kürtlerin aleyhinedir. Bu açıdan tüm Kürdistan halkı, dostları ve Ortadoğu'nun demokrasi güçleri Türk devletinin işgaline karşı çıkmalıdırlar. Bu işgale karşı ortak bir cephe kurularak Türk askeri Güney Kürdistan'ın her yerinden çıkarılıp atılmalıdır.