7 Haziran 2015 seçimlerinde halk bütün engelleri aştı. Saldırılara, katliamlara boyun eğmedi. HDP’nin elde ettiği seçim zaferi yasal olarak tek parti ve tek adam diktasına son verdi. Siyasi çözümün yolunu açtı.

O günden sonra açık olarak görüldü ki, gözlerini Kürt korkusu bürümüş olan sömürgeciliğin tüm güçleri ve enstrümanları Erdoğan etrafında birleşerek, seçimleri geçersiz saydı ve bir darbeyle yönetime el koydu. Çözüm olarak da yeniden inkarcı-imhacı katliamlara sarıldı. Cizre’den, Şırnak’tan başlayıp şehirleri yakıp yıkarak halkı sindirmeye çalıştılar.

Ama bu zulüm de yetersiz kaldı. Kürdistan’ın bütün parçalarında özgürlük ateşi büyümüştü.

Rojava’da ilan edilen kantonlar adım adım güçlenerek federal bir yönetimin temelini atıyor.

Güney Kürdistan’da yapılan referandum sonucu halk bağımsızlığa EVET dedi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi halkların desteğini ve olurunu alırsa bağımsızlık ilan edebilir.

Detaylarda ne sorunlar-farklılıklar-çelişkiler olursa olsun, bu gelişmeler artık eski statükoyu yani sömürgeciliği sürdürmenin olanaksız olduğunu gösteriyor.

Korkuya kapılan bütün sömürgeciler elbirliğiyle bu çöküşü durdurmaya çalışıyor. Yalancı pehlivan Erdoğan ırkçılığın ve her türlü gericiliğin desteğini alarak halkların direnişini ezmeye çalışıyor. Bazı maskaralar, buna da antiemperyalistlik maskesi takıp kahramanlık taslıyor. Irkçı-milliyetçi cephe bu kahramanlık şovundan beslenip güçlenmek istiyor.

Geri tepen ve sömürgecileri rezil eden Şam’da, Halep’te namaz kılma senaryolarının mürekkebi kurumadan yeni senaryolar gündeme sokuldu.

Gün geçmiyor ki Kerkük-Musul’u işgal senaryoları yayınlanmasın. Sivil faşist çetelerin kurusıkı yaygaraları askeri yığınağın ve saldırıların yolunu hazırlıyor.

Erdoğan da bu hayalleri seslendirdi. Şimdi ‘İdlib’e girdik’ diye övünüyor ama esas hedefleri bu danışıklı devir teslimden sonra fırsat bulurlarsa Afrin, Kerkük ve Musul’dur, tüm Kürdistan’dır. Kafalarına göre plakaları bile hazırlamışlar.

Türkiye buraları işgal edebilir mi? Çok kolay olmamakla birlikte evet edebilir. Ayakta kalabilmek için, yaklaşan seçimlere savaş kahramanı olarak girip kazanabilmek için ve en önemlisi de Kürt korkusundan böyle bir çılgınlığa başvurabilirler.

Diyelim ki Türkiye oraları işgal etti. Orada Rabiacı kafayla hangi sorunu nasıl çözebilir? Oralarda askeri gücü yeterse yapacağı şey, en iyi ihtimalle şimdiye kadar Türkiye’de yaptıklarıdır. Yani TEK TEK’çilik ve de OHAL-sıkıyönetim, katliam, yıkım, tehcir, tenkil... Bu da bölgede bir çözüm olmayacak, tam tersine çözümsüzlükte inat ve savaşın geçmişte görülmedik boyutlara sıçraması olacaktır. Böylesine bir işgalci gücü hiç bir halk çiçekle karşılamaz, tam tersine taşla karşılar ve tekmeyle kovar.

Oysa çözüm halkları birbiriyle savaştırmak-çatıştırmak değil, sorunlara siyasi çözüm bulmaktır. Bölgenin bütün farklı toplumları eşit ve özgür bir yaşama kavuşmadıkça çözüm olmaz.

Erdoğan’ın ve etrafındaki faşist çetenin halk düşmanı planları açıkça ortada ama sol ve demokratik güçlerin planı ne, siyaseti ne? Niçin çoğu hala sessiz? Bu sessizlik Erdoğan’ın kanlı politikalarına onay anlamına gelmez mi? Kimse bunun vebalini taşıyamaz.

„Bir taraftan sınır ötesine çıkılmasına „evet“ diyeceksin. Aynı konuşmada „Suriye’de ölenlerin sorumlusu Erdoğan’dır“ diyeceksin.“

Aslında Erdoğan haklı, bütün savaş tezkerelerine, OHAL ilanına ve HDP’lilerin tutuklanmasına EVET diyen CHP ve etrafındaki sözde solcular, Erdoğan’ı antiemperyalist olarak ilan eden Perinçek ve şürekası dökülen her damla kandan sorumludurlar.

Erdoğan-Bahçeli çetesinin arkasında saklanıp ordunun Rojava’daki ve Güney Kürdistan’daki işgal planlarını desteklemek nedir?

Nerede savaş karşıtı, barışçı, sol ve demokratlar?

Erdoğan’ın Yeni Osmanlıcı-sömürgeci planlarına, saldırılarına dur demek tüm devrimcilerin, demokratların güncel görevidir. Yoksa Erdoğan’ın suç ortakları olarak tarihe geçeceklerdir.