
Semptomatik problem
Bakan Egemen Bağış’ın “Türkiye’de aslında düşüncelerinden ötürü yargılanan hiç kimse yoktur. Hiçbir gazeteci gazetecilik yaptığı için yargılanmamaktadır, tutuklu yatmamaktadır, hapiste değildir, hüküm giymemiştir” şeklindeki sözlerini anımsatan Kürkçü, „Bence asıl büyük problem, semptomatik olan bu. Her eleştiri karşısında gerçekten kaçmak, saklanmak, bu gerçeğin tersini söyleyerek kendisine Avrupa’da ya da dünyada bir yer açabileceğini düşünmek“ dedi.
AİHM yargıcı söylüyor
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki Türk yargıç Işıl Karakaş’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği karşısındaki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki durumuna işaret eden değerlendirmesini aktaran Kürkçü, şöyle devam etti: „2011’de Türkiye’den Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelen başvurularda inanılmaz bir artış var. Geçen yıl -yani 2010’da- 6 bin-6.500 arası başvuru varken, bu yıl gelen başvuru sayısı 9 bine ulaştı. Görülen şu ki henüz Türkiye’de bazı şeyler yolunda gitmiyor. Başvuruların katlanarak artması demek, kişilerin hak ve özgürlüklerinin iç hukukta yeterli düzeyde garanti altında olmadığını gösteriyor. Türkiye’den gelen başvuruların başında tutukluluk ve yargılama sürelerinin uzunluğu geliyor, zaten bu iki konu birbiriyle bağlantılı. Türkiye, ifade ve basın özgürlüğü konusunda en kötü durumda olan devlet. İfade ve basın özgürlüğü açısından hakkında en çok ihlal kararı verilen ülke. Türkiye’nin arkasından gelen Fransa hakkında 10 ihlal kararı varken, Türkiye için bu rakam 200’ün üstünde.”
İnsanlık değerleriyle çatışma
Bütün bu koşullar altında, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği tartışmasının gitgide daha imkansız bir tartışma haline geldiğini; çünkü Türkiye’nin talepleri ile Avrupa’nın merkez güçleri arasında Türkiye’nin üyeliği bakımından hiçbir uzlaşma, anlaşma olmadığını vurgulayan Kürkçü, „Son krizle birlikte Avrupa Birliği yeniden kurulurken, yeniden tasarlanırken ve yeni bir anlaşma şartı ileri sürülürken Türkiye eski anlaşmanın eski koşullarına bile uymakla hayli zorlanıyor“ diye konuştu.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin bütün yıkıcı, kapitalizmin kendi doğasından kaynaklanan sömürücü, yabancılaştırıcı tabiatıyla değil de, aslında Avrupa’nın insanlık tarihine armağan etmiş olduğu değerlerle çatışarak ilerlemeyi seçtiğini vurgulayan BDP Milletvikili Kürkçü, şöyle örnekledi: „Adil yargılanma, insan hakları, feminizm, sosyalizm, eşitlikçilik, bütün bunlar Avrupa’nın insanlığa kattığı değerler. Fakat Türkiye, nedense Avrupa dendiğinde bunları değil, sadece ve sadece muhafazakâr Avrupa’nın, kapitalist Avrupa’nın değerlerini gördü ve bunların ebedi olabileceğini sandı.“
Ankara Kriterleri’ni almayalım
Şimdi, geminin karaya oturduğu yerde olunduğunu belirterek, „Şimdi ne yapılacak?“ diye soran BDP’li Kürkçü, Başbakan’ın “Biz eğer bunlar bizi aralarına almazlarsa Ankara Kriterlerini ilan eder, onunla yürürüz” sözlerine anımsatarak devam etti: „Ankara Kriterlerine baktığımızda gördüğümüz şey, herhangi bir makul gerekçesi olmayan yüzlerce, binlerce tutuklu ve hükümlü görüşlerinden ötürü, yüzde 10 seçim barajı, çocukların ve kadınların uğradıkları eşitsizlikler ve adaletsizlikler, eşitsiz gelir dağılımı ve bütün bunların sonucu olarak ortaya çıkan kabuller ve imparatorluk özlemi. Eğer Ankara Kriterleri buysa, bunları da hiç almayalım.“
Temel mesele ve çözüm yolu
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girse de girmese de çözmek zorunda olduğu iki tane temel meselesinin varlığına dikkat çeken Kürkçü, şunları söyledi:
- Kürt meselesi: Kürt halkının haklarını inkar etmek için, taburlarla asker soktuk, katliamlarla kana boyadık Kürdistan coğrafyasını; şimdi, bunun hesabını nasıl vereceğimizi kendimiz de bilemiyoruz.
- Kıbrıs meselesi: Kendimiz gittik, Kıbrıs’ı işgal ettik; şimdi, oradan askerlerimizi nasıl çıkartacağımızı bilemiyoruz. Kıbrıs halkı, Kıbrıs’ta yaşayan Türkler bu uygulamayı istemiyorlar.
Bu problemlerin nasıl çözüleceğine dair yeni bir tartışmanın açılmasını, asıl önemli olanın bunların çözümü olduğunu kaydeden Kürkçü, şu soruları sordu:
- Eğer hakikaten Ankara, Avrupa’ya üstünlük sağlamak istiyorsa Avrupa’nınkinden daha yüksek bir uygarlığı temsil ettiğini gösterecek, insan hakları bakımından, kadın hakları bakımından, Türkiye’de yaşayan halkların hakları bakımından çoğulcu, çok kültürlü, çok kimlikli bir toplum kurmak için Kürt halkına elini uzatacak mı?
- Ankara Kürtlerle birlikte bu Türkiye’yi yeniden kuracak mı?
- Türkiye’de yaşayan bütün halkların eşit ve özgür oldukları, hiçbirinin diğerinden üstün olmadığını gösteren bir yeni anayasa kurabilecek mi?
İşgal tespitine itirazlar
AKP Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz, „Türkiye işgalci değil yalnız, bunu yanlış söylediniz“ diye laf atarken CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi söz aldı ve „Sayın Kürkçü, konuşmasında 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtı sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuzey Kıbrıs’a olan müdahalesini ve bu müdahale sonucunda Türk askerinin orada konuşlanmasını işgal olarak nitelendirmiştir. O dönemin Cumhuriyet Hükümeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türklerin haklarını korumak amacıyla orada meydana gelen zulüm ve haksızlıkları sona erdirmek, Rumların meydana gelmesine neden olduğu ölümleri ve cinayetleri önlemek amacıyla gitmiştir. Bunu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum“ dedi. CHP, AKP ve MHP sıralarından alkışlar yükseldi.
BM kararı: İşgalcisiniz!
Bakan Egemen Bağış da bu tanımlamaya itiraz edip kınayınca yeniden söz alan Ertuğrul Kürkçü, şunları söyledi: „Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 550 sayılı kararı şöyle diyor: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye tarafından işgal altında kalan kısmında yapılan karşılıklı büyükelçi atamaları ve anayasal referandum yapılması Kıbrıs’ın bölünmesi için yapılan ayrılıkçı hareketlerdir... Şimdi, ben bu kararı tekrar ediyorum. Ben, bu kararın hakikate daha denk düştüğünü düşünüyorum. Kıbrıs halkının belli bir bölümü de böyle düşünüyor. Şimdi, burada gururlanarak konuşmak yerine, çoktandır yaptığımız tarih tartışmalarını hatırlamaya davet ediyorum herkesi. 1930’larda Dersim’de olanlar için kim bilir ne kadar gururlanıyordu o zamanın bakanları? Ama şimdi, bir Başbakan o zamanın bakanları adına özür diliyor. Hiçbir şey ağrınıza gitmesin. Koskoca bir dünyada yaşıyoruz, tarih her gün yeniden yapılıyor, yeniden kuruluyor. Sizin tarih yorumunuz belki de birkaç yıl sonra hiç, geçersiz olacak. Bundan ötürü kınanmamı kabul etmiyorum, aynen iade ediyorum.“
ANKARA