IŞİD, bugün Ortadoğu’yu kasıp kavurmakta. Toplumu, halkları, kıyımdan geçirmekte, insanlığı ve insanı katletmektedir. Yöntem çok vahşicedir. Diri diri, toplu halde insanları toprağa gömmekte. Çocuk, kadın, yaşlı, genç fark etmiyor. Biat etmeyenler katlediliyor, biat edenler ya köle, cariye ya da savaş makinesi olarak kullanılmakta. Bütün siyasetleri vahşice katliamlar gerçekleştirerek korku salmak üzerinden gelişiyor. Bütün insanlık, demokratik uygarlık adına gelişen her şey hedef görülmekte. Ortadoğu'da demokratik uygarlığı en çok temsil eden, kültürel boyutu yaşayan ve doğal topluma yakın olan Êzîdiler, Aleviler, Arap Şia toplumu ve genelde Kürtler olmaktadır. Bu toplumsal kesimler Ortadoğu'nun en kadim halkları ve inançları içerisinde yer almaktadır. Kadim halklar ve kadim inançlar IŞİD’in hedefidir.
Bu hedef tesadüfi ya da sıradan bir sonuç değildir. Kapitalist modernitenin aşmada zorlandığı, demokratik uygarlığı Ortadoğu'da tasfiye etmeye çalışmaktadır. Demokratik uygarlığı ideolojik, politik ve ahlaki olarak temsil eden, Ortadoğu'da demokratik konfederal sistemi inşa etme amacında olan, özgürlük hareketi perspektifine sahip Kürtleri teslim almak amaçlı, çok ince ve ayrıntılı geliştirilen bir planlama olarak görmek daha gerçekçidir. Amaç; Ortadoğu halklarının konfederallaşmasının önüne geçmektir. IŞİD bu planlamanın maşası konumundadır. İslami kılıfla işletilen kılıçtır. Kapitalist modernite ve yerel (Ortadoğulu), işbirlikçilerin IŞİD’e karşı “koalisyon” oluşturmalarına aldanmamak gerekir. İkili, hatta çoklu oynanan bir oyun Ortadoğu merkezli sahnelenmektedir. IŞİD’i örgütleyen, silahlandıran, Ortadoğu coğrafyasına süren yine bu güçlerdir. Bu oyunda yangın yeri Ortadoğu, maşa IŞİD, hedef ise, en çok Êzîdîler, Aleviler, Kürtler, Şia toplumu ve demokratik uygarlığı temsil eden bütün halklar olmaktadır. Vahşete karşı Kürtler özgürlük hareketi perspektifi ile direnmekte ve savaşmaktadır.
 Uhud Savaşı'nı hatırlamak gerekiyor. Hz. Hamza’yı vahşice katlettiren Hind'in yöntemi biliniyor. Burada vahşi olan esas olarak Hind’dir. Bu vahşi kişilik İslam düşmanı Ebu Süfyan’in eşi, Muaviye’nin annesi, Yezid'in büyük annesidir. Bu aile bir bütün olarak devrimci İslamiyet’in tasfiyesi ve karşı İslam’ın öncüsüdür. Hz. Ali’nin ve Hz. Muhammed’in ailesinin katilidir. IŞİD zihniyeti, yöntem ve hedefi ile vahşi Hind ve ailesinin devamıdır, temsilidir.
İslamiyet’in gelişim sürecinde (ilk on yılda) Hz. Muhammed’in önündeki en büyük engel Küreyiş aşiret aristokrasisidir. Ebu Süfyan bu klik içinde yer alıyordu. İslami hareket daha emekleme aşamasında iken bile aristokrat kesimi tasfiye girişiminde bulunuyor. İslamiyet’in gelişimi bu kesimin ekonomik sosyal, siyasal ve iktidar boyutuyla çıkarlarına engel oluyordu. İslamiyet’in etrafını bu elit kesimden zarar gören kitleler sarıyordu. Muaviye’nin babasından kalma İslamiyet’e, peygamber ve ailesine düşmanlığı burada başlar. Ebu Süfyan ve aristokrat kesim taktiksel olarak İslamiyet’i kabul ederler. Buradaki amaç İslamiyet’i perdeleyerek iktidarı ele geçirmektir. Yıllarca bunun uğraşı verilir ve zemin hazırlanır. Muaviye bu taktiksel süreç içerisinde gelişir.
      Hz. Muhammed vefat eder. Cenazesi dört gün yerde kalır. Bu süreçte kirli çıkar, iktidar hesapları yapılır. Hz. Ali halifelikten uzak tutulmaya çalışılır. Bu başarılır da. Muaviye burada öncü konumundadır.
“M.S. 650-660 arasındaki dönemde Ali, Muaviye ve Osman arasında rekabet kızışır. Osman ve Ali öldürülür. Küreyiş aristokrasisi Muaviye’nin şahsında sadece devrimci İslam dan intikam almakla yetinmez; Şam merkezli yeni saltanat rejimini de hızla inşa eder.”
…”M.S. 681’de Hüseyin’in şahsında Muhammed ailesinin geri kalan üyeleri trajik kerbela katliamında çocuk, kadın demeden imha edilerek acı bir intikam hareketi tamamlanmış olacaktır.”…
“Geriye kalan bana göre İslam değil karşı-İslam’dır.” Bu katliamın öncülüğünü yapan ve vahşi olan Ebu Süfyan, Hind, Muaviye ve sonrasında Yezid olmaktadır. Muaviye ve Yezidilerin günümüzdeki temsili IŞİD olmaktadır. Aynı zihniyet, aynı yöntem ve aynı hedef günümüzde buluşmaktadır. Karşı-İslam konumunda olan IŞİD, aynı zamanda bir intikam hareketidir. IŞİD İslamiyet’in demokratik ve devrimci özünü temsil eden Kürt Ebu Müslim-i Horasani hareketine de karşıt durumdadır. 
     İslamiyet Hz. Muhammed döneminde önemli oranda ahlaki politik toplumu, demokratik uygarlığı temsil etmektedir. Militan, savaşçı ve kitle gücü ezilen, yoksul kesim ve kölelerden oluşuyordu. Cami merkezi iktidarın vaaz ve sadece ibadet yeri değildi. Daha çok halkın toplanıp sorunlarını demokratik bir yöntemle tartıştığı, çözüm bulmaya çalıştığı meclis konumundaydı. Bu mecliste kadının ve toplumun bütün kesimleri yer almaktaydı. Düşünce ve fikirlerini dile getirmekte, yargısal sorunlarını çözmeye çalışmaktaydı.
     Tarih; özel mülkiyetin çıkışı ile iki boyutlu, iki temsil üzerinden gelişerek günümüze ulaşıyor. Toplumcu, doğasal, ahlaki ve hakikati temsil eden demokratik uygarlık ile karşıt hanede yer alan, özel mülkiyette sınır tanımayan, doğayı tüketen ve kendi çıkarına kurban eden toplum karşıtı, anti demokratik, milliyetçi ve merkezi uygarlık biçiminde günümüze ulaşır.
İslam tarihi de böyle gelişir. Devrimci, evrensel, toplumcu, ekolojik, ahlaki ve hakikate bağlı kalan İslam ile karşı-İslam. Yani; milliyetçi, tekelci, doğayı çıkarına kurban eden toplum karşıtı, anti demokratik ve katı merkezi uygarlığı temsil eden kirli ve vahşi bir tarih. IŞİD, İslami örtü altında bu kirli, katliamcı faşist geçmiş ve vahşetin temsilini yapmakta.
     Bu anlamda IŞİD’e karşı savaşmak insanım diyen herkesin hakkıdır. Devrimcilerin, aydınların, demokratların, devrimci İslamiyet’ten yana olan her çevrenin, toplumun hakkıdır. Çevreci, ekolojik olanların da hakkıdır. Ahlaki politik toplumu, demokratik uygarlığı temsil eden birey, örgüt, hareket, inanç, cemaatin de hakkıdır. Ama IŞİD’e karşı savaşmak en çok Alevilerin, Kürt Alevilerin hakkı olmaktadır. Özgürlük içeren bu hak kutsaldır. Savunma amaçlı kutsal olan bu hakkımızı kullanmak özgürlüktür.