Ortaçağ menşeeli IŞİD canavarı Ortadoğu’da kan dökmeye ve korkuyu hakim kılmaya devam ediyor. Bu durumun, batılı küresel güçler için hangi yeni hamlelerin önü açtığını irdelemeye çalışalım.

Suriye ve Irak topraklarında IŞİD’in bu denli yaygınlaşması ve güçlenmesi Rus-İran cephesi karşısında batılı emperyal güçlerin en büyük kazanımı oldu. IŞİD’in katliamları ile yarattığı korku, ABD ve müttefiklerine politik ve askeri alanda yeni bir manevra alanı açtı. ABD’nin başını çektiği bu güçler, ortaya çıkan bu yeni durumdan yararlanarak yeni hamleler yapmaya başladılar.
ABD ve müttefikleri sanki IŞİD’in gelişip güçlenmesinde ve bölgede yaşanan katliamlardan hiç sorumlulukları yokmuş gibi, ‘insani yardım’, ‘sivilleri koruma’ kisvesi altında kurtarıcı rolünü oynamaya başladılar. Helikopterlerden atılan yiyeceklerle ve onbinlerce kişi içinde göstermelik bir kaç kişiyi helikopterlerle kurtarma şovunu izlettiler bütün dünyaya.  Bir iki bombalama ve yardımla kendilerini hem dünya kamuoyuna hem de bölge halklarına kurtarıcı olarak başarılı bir şekilde pazarladılar. Bu şovla dünya komuoyu önünde, yaşanan insani dramdaki rollerini gizleyerek kirli ve kanlı ellerini kolayca temizlemiş oldular.
Musul’un işgalinden hemen sonra, Irak Hükümeti’nin adeta yalvarırcasına, “IŞİD’i havadan bombalayın, bunu yapmıyorsanız bize uçak verin biz vuralım” taleplerini ABD reddetti. Başından itibaren IŞİD’in Musul’u işgaline göz yumdu, çünkü bölge halklarının kendine yalvarır duruma gelmesini istiyordu. Yani, ölümü gösterip köleliğe razı etme politikası. Irak Merkezi Hükümeti ile Güney Kürdistan Yönetimini kendi istediği doğrultuda dizayn etmek için IŞİD korkusunu bir araç olarak kullandı. Mesud Barzani, ‘bağımsızlık ilan edeceğiz’ çıkışında geri adım atmak zorunda kaldı. Irak eski başbakanı Nuri Maliki’nin ‘yeni hükümeti ben kuracağım’ ısrarı kırılmış oldu. Musul’un IŞİD tarafından işgalinden hemen sonra, ABD ve İran arasında IŞİD’e karşı işbirliği yapabileceklerini ifade eden açıklamalar yapıldı. IŞİD, ABD’nin İran’la yürüttüğü nükleer enerji müzakerelerinde de, İran’a karşı kullanılabileceği etkili bir koz oldu. Ayrıca, ABD, Suriye topraklarında Suriye’ye sormadan IŞİD’e müdahale edebileceğini açıkladı. Esad rejiminden ‘bu işi birlikte koordineli yapalım’ teklifi geldi.
Yani kısacası, IŞİD olgusu, ABD tarafından bölgede gerektiğinde hemen her ülkeye karşı kullanılabilecek bir koz haline gelmiş bulunmaktadır. Buna ek olarak IŞİD’in kendi ajandasının olacağını da gözardı etmemek gerekir.
Burada bir parantez açarak şu noktaya dikkat çekmek istiyorum: IŞİD ve benzeri gerici örgütlerin desteklenerek, bölge halklarının başına bela edilmesinde, ABD ve mütteffiklerinin rollerini açığa çıkarmak, onların kirli oyunlarını teşhir etmek vaz geçilmez bir zorunluluktur. Fakat bu yeterli değildir! Bunun yanında bölgedeki tüm gerici ideolojilere ve gerici devletlerinin üretmiş oldukları sorunlara da yönelmek gerekmektedir. Eğer bölgede bu sorunları çözmek, ortadan kaldırmak başarılabilirse, ancak o zaman, ABD veya başka bir emperyalist devletin eline kullanabileceği bir koz da verilmemiş olur. İkisini birbirinden ayırmadan ele almak en sağlıklı ve çözüm üretmede en doğru yoldur.
IŞİD’in Türkiye’de hızlı gelişme zemini vardır. Bu, Türkiye halkları için büyük bir tehlikedir! Zaten Türkiye’de kampları olduğu söyleniyor. Kürtler’in mücadelesine karşı IŞİD’in Kürdistan’da örgütlenmesine göz yumulması ve desteklenmesi söz konusu olabilir. Böylesi büyük bir tehlike, yakınmalarla ya da bir yerlerden medet umarak bertaraf edilemez. Şimdiden bu tehlikeye, yani bu gericiliğe; çelişki ve çatışmalara zemin sunan başta AKP olmak üzere her türlü gericiliğe ve IŞİD vari örgütlere karşı halkı bilinçlendirme ve örgütleme çalışmalarına acilen ve yoğun bir şekilde başlamak gerekir. Kürt hareketinin Rojava’da geliştirdiği demokratik ‘üçüncü yol’ politikası hem Ortadoğu genelinde hem de Türkiye’de hayat bulmalıdır.
Parantezi kapatarak tekrar kaldığımız yerden devam edelim. IŞİD’in, Musul’dan sonra Êzîdîler’in yaşadığı Şengal’i de elegeçirmesi ve Erbil’e dayanmasıyla ABD harekete geçerek IŞİD’e kısmi hava saldırıları düzenledi. ‘Kimsenin hava savunma gücü olmayacağını ve kara saldırısında bulunmayacağı’nın üstünü ise özellikle çizdi. Hızlı ve ilginç gelişmeler yaşandı.  ABD’nin IŞİD’e karşı kısıtlı hava saldırılarının hemen ardından Fransa atağa geçti ve Kürtler’e silah yardımında bulunacağını alel acele açıkladı. Hiç vakit kaybetmeden onu İngiltere izledi. Almanya bocalar gibi oldu, fakat çok geç kalmanın telaşıyla o da yarışa hemen dahil oldu. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier Kürtler’in bağımsız devlet kurmalarına karşı olduğunu özellikle vurgulamayı ise ihmal etmedi. ABD’nin de bu yönlü açıklamaları olduğunu unutmamak gerek. Verilecek silahların PKK’ye değil Peşmergeler’e verileceği ise özellikle vurgulandı.
Karşı cepheden ise İran’ın gelişmeleri yakından takip ettiği görülüyor. Batılı devletler daha Kürtler’e silah verelim mi vermeyelim mi diye konuşurlarken, İran’ın Kürtler’e silah gönderdiğini Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’den öğrenmiş bulunuyoruz. İran yaptığı hızlı atakla, Kürtler üzerinde inisiyatif sahibi olmak, bu ilişkiyi geliştirmek ve karşı hamle örgütlemek istiyor. Rusya IŞİD’e karşı savaşanları destekleyeceğini açıkladı. Türkiye’nin IŞİD karşısında sessiz kalması ilginç değil mi?
Dikkat çeken en önemli gelişme ise şu oldu: ABD, IŞİD terör örgütüne karşı çok geniş yelpazeye sahip uluslararası askeri müdahale gücü oluşturma girişiminde bulunduğunu açıkladı. IŞİD terör örgütünün yaratmış olduğu korku, ABD’in böylesi bir askeri koalisyon kurmasını ve bu koalisyon aracılığı ile Rus-İran ittifakına karşı hamle yapmasını kolaylaştırıyor.
ABD’nin kurmak istediği askeri müdahale gücünün IŞİD’e müdahale etmek dışında – örneğin Esad rejimini düşürmek gibi –  başka bir misyonu da olacak mı? Emperyal devletlerin adeta birbiriyle yarış edercesine bölgeye bu kadar büyük bir hız ve iştahla üşüşmelerinin ‘IŞİD’e müdahale’ dışında başka amaçlarının olduğu şüphesini doğuruyor.