IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi Ortadoğu denklemini değiştirecek nitelikte.

IŞİD Ocak 2014’te Sünni Arapların merkezleri Felluce ve Ramadi’yi ele geçirmişti. Bu 4 milyona yakın nüfusa denk geliyor.  
1920’lerde kurulan Ortadoğu sistemi hızlı ve derin kırılmalar yaşıyor. O gün mezhep ve etnik milliyetçilik ve hegemonik güçlere dayanılarak oluşturulan sistem esnetilmek ve aşılmak durumunda.
Ortadoğu’da güçler denklemi yeniden kurulurken ardı ardına yeni gelişmeler yaşanıyor. Son dönemin en değişkeni IŞİD’in Ninova vilayetinin tümüne hakim olması.
Buna Irak’ta ABD’nin Irak müdahalesi ile iktidardan uzaklaştırdığı Saddam Hüseyin ile birlikte devre dışı bırakılan Sünni kesimin yeniden sahneye çıkması diyebiliriz.  ABD, 2003 yılında Saddam Hüseyin iktidarını Kürt ve Şii Araplara dayanarak yıktı.
O güne değin baskı altında olan ve iktidardan uzak tutulan Kürtler ve Şii Araplar temel aktör oldular. Saddam Baas Rejimi’nde el üstünde tutulan ve iktidarın sahibi olan Sünni Araplar ise kapının önüne konuldular.  
Irak’ta nüfusun yüzde 20’sine denk gelen Sünni kesim Irak’ta kapının önüne konulmaları yaşanan istikrarsızlık ve iç çatışma durumunun kaynağıdır. Buna Ortadoğu’da İran Şia ve Suriye Nusayri iktidarına karşı kurulan Suudi, Katar ve Türkiye kaynaklı Sünni ittifakı da eklediğimizde anlaşılır olur.  
İçinde uluslararası güç olarak ABD ve İngiltere’nin de olduğu bu üçlü bölgesel ittifak uzun süredir Şii ittifakına karşı Sünni bir güç bloğu oluşturma çabası içindeydi. Dolayısıyla Suriye ve Irak’ta Sünni fanatik grupların gittikçe güçlenmeleri bu çabanın başarılı olduğunun göstergesi.
Ehven-i şer deyip IŞİD’e para, silah ve militan devşirenler bunun bumerang gibi kendilerini vuracağını da unutmamalılar.
Nihayet ABD’nin kurduğu Maliki ve Federe Kürdistan yönetimi tehdit altında. Bu durum İsrail’in güvenliğini ve ABD’nin Irak varlığını tehdit ediyor.
Musul Irak’ın ikinci büyük kenti. Burada IŞİD hakim. Suriye’nin kuzeydoğu ve doğusundaki Sünni bölgeler de IŞİD’in etki ve yönetiminde. Bugün itibari ile Beyci Rafinerisi’ni ele geçirmiş bulunuyorlar ve Irak petrollerinin yüzde 15’ine denk gelen Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı da artık onların denetiminde.
IŞİD’in Suriye’nin Deyr el Zor Bölgesi’nden ele geçirdiği petrol ilkel yollarla rafine edilerek Türkiye’de satılıyor.
Bugün fotoğraf şudur: IŞİD Erbil ve Bağdat’a birer saat mesafededir. Suriye’deki varlığı ile de Ankara ve Rojava Kürdistanı’na komşudur.
Irak ve Suriye’de fiilen bir mezhep bölünmesi yaşanmıştır. Buna Güney Kürdistan’daki Federe Kürt Yönetimi ve Rojava’daki Kürt Özerk Yönetimini de eklediğimizde Ortadoğu’nun üçlü bir etnik ve mezhep denklemine oturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu gerçeği uluslararası güç olan ne ABD ne de Rusya görmezden gelemez.
Bunu bölgenin güçleri olarak Türkiye, İran, Suudi ve İsrail’de görmek durumunda. Bölge bir Sünni-Şii parçalanması yaşamasaydı IŞİD böylesine güçlenemezdi.
IŞİD tehdidi Rojava ile Güney’in ilişkilerini yeniden tanzim ediyor. Ve bugün itibari ile Rojava’nın Irak Kürt Bölgesi ile Türkiye dışında nefes alacağı bir yer yok.
Türkiye’nin komşusu Suriye ve Irak’ta merkezi üniter devletler fiilen artık yok.
Türkiye’nin bölgede Mısır’da kaybetmiş Müslüman Kardeşler’den, Suriye’de IŞİD ve Esad’a yenilmiş Selefi gruplardan başka müttefiki yok.
İki hususu önemle vurgulamak istiyorum: 1-) Bu denklemde Türkiye’nin KCK ile gerilim, BDP-HDP ile kavga, demokratik muhalefete baskı, Öcalan’a ise oyalama politikasını sürdürmesinin yakın bir tarihte gideceği yer Türkiye’de Kürt-Türk, Alevi-Sünni çatışması olacaktır.
2-) IŞİD’in Ninova vilayetinde iktidar olması kapı önüne konulan ve orada bekletilen Sünni mezhebin Irak Federe Yönetimi’ne dahil olmalarını sağlayabilir. Bu Irak’ta Kürt, Sünni ve Şii üçlü federasyonu demektir. Böyle bir sonuç, Irak’ta 12 yıldır sürmekte olan şiddet ve demokrasi krizine çözüm sağlayabilir. Ancak bu IŞİD’ın fanatizmden arınması ve katliamcı uygulamalarından vazgeçmesi ile olanaklıdır.
Herkes kartlarını gözden geçirmek durumunda.
Kürdistan Federe Bölge Yönetimi ve KDP’nin çıkaracağı sonuç şudur:
Esad’a karşı Suriye’de içine girdiği ittifakın sonuçlarının bumerang gibi gelip kendisini vuracağını dilerim görmüştür.
PYD’ye karşı Rojava’da fanatik Selefi gruplarla ittifak ve işbirliğinin dönüp kendi sınırlarında bir tehdide dönüştüğünü anlamış olmalı.
Kanımca Türkiye’nin bundan çıkartılacak sonuç şudur:
a-) Öncelikle Kürt politikasını ciddi şekilde değiştirmeli. b-) Merkezi üniter sistemini kökten değiştirmelidir. c-) Aleviler’i sistemin dışına iten tutum ve uygulamasına son vermeli ve d-) Otoriter liderliğin problemli olduğunu görmelidir.