IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) çeteleri saldırılarına, vahşetlerine, katliamlarına tüm hızıyla devam ediyor.

İnsanlığa karşı işlediği korkunç katliamlarla adını duyuran IŞİD korku saçıyor.
IŞİD, 10 Haziran’da Musul’u, ardından da geniş bir alanı çatışmadan, direnmeden, mücadele etmeden ele geçirmesinin ardından ciddi katliamlar gerçekleştirdi. Yüzlerce insanı parçalayarak, asarak ve kurşuna dizerek katlettiler. Kadınlara karşı ise farklı yöntemler geliştirdiler.
IŞİD kadınlara karşı en aşağılık yöntemleri uyguluyor. "İslami” kılıf altında  insanlığı yok edilmeye çalışırken, yanısıra da kadını erkeğin kölesi haline getirmek istiyorlar.
Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar gün geçtikçe artarak devam ediyor. Şu bir gerçek ki; savaşın en büyük mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Bu savaşların değişmez kurallarıdır. Ortadoğu’daki çatışma ve savaş da en çok kadını ve çocuğu vuruyor. Kadın ve çocuk hedef seçilerek her savaşta olduğu gibi Ortadoğu’daki savaşta da "savaş ganimeti” olarak görülüyor.
Ortadoğu’da direnen, mücadele eden ciddi bir kadın kitlesi var. Rojava Devrimi, bir bakıma kadın devrimidir de. Kadın bir toplum için toplumsallık demektir. Devletçi, iktidarcı, militarist güçler, kadınların bu asil direncine karşı, kadınlar şahsında toplumsallığa yöneliyorlar. Bu canavarlar tüm dünyanın gözleri önünde en büyük katliamları gerçekleştiriyorlar. Dünya ise üç maymunu oynuyor. Mesele Kürtler olduğunda, Kürtlerin hakları olduğunda bu sessizliğe birçok kere tanık olmakla beraber, yabancı da değiliz.
IŞİD Musul’u aldıktan sonra "Kadınlar dışarı çıkmamalı" diyerek, ilk işi kadınlara fetva çıkarmak oldu. Bu ajan çetelerin ilk işi, Rojava’da başta kadınlara yönelik tecavüz ve şiddette bulunmak oldu. Bu sapıklar o kadar ileriye gidip, ölen bir kadınla bile kırk sekiz saat içinde cinsel ilişki girişiminde bulundular. Bu iğrenç mahluklar kadına yönelik her türlü saldırıyı da meşru görmektedirler.
IŞİD, bugünün deccallarıdır.
IŞİD, özellikle Ortadoğu’da ajan rolü de üstlenerek halkları, kültürleri, dilleri, dinleri, kimlikleri bölerek, parçalayarak yönetmeye çalışıyor. Ortadoğu’nun tüm zenginleri bu çetelerinde katkısı ile yok edilmek isteniyor.
IŞİD’in Musul’u hiçbir direniş göstermeden alması elbet tesadüf değildir, önceden hesaplanmış planlı bir eylemdir. Musul’u ele geçirmeleri, ABD, İngiltere ve İsrail’den bağımsız değildir. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar’ın da hakeza rolü büyüktür.
IŞİD çeteleri, Rojava’dan Türkiye sınırından geçmeye çalışan çocuk, kadın demeden katletti. Kana, ölüme, vahşete doymayan bu çetelere, Türkiye tüm kapılarını açtı.
Neye karşılık?
Kürtlerin Demokratik Özerkliği geliştirmemesine karşılık. Bu aynı zamanda, ABD, İran, Suriye’nin de yaklaşımıydı. Şimdi Irak’ı bölmek istiyorlar. Sünnilere, Şiilere ve Kürtlere birer ulus devlet inşa etme planları var.
Türkiye başta olmak üzere bu deccallara en büyük kaynağı sağlayan güçler, IŞİD’i meşrulaştırıyor.
Hatta Erdoğan, küçücük çocuklara "terörist” demekten kaçınmadığı gibi, kendi polislerinin o çocukları vahşice katletmesini de meşru görüyor ama IŞİD gibi sapık, iğrenç çetelerin örgütüne "terörist” dememekle birlikte, gıkı bile çıkmıyor.  
Acaba neden?
Çünkü IŞİD onların ortak çıkarlarına Ortadoğu’yu kana bulayarak zemin sunuyor.