AKP  hükümeti siyasal soykırım operasyonlarını yeniden başlatarak ve 24 Temmuz gecesinden itibaren Medya Savunma Alanları'ndaki tüm gerilla üs ve karargahlarını savaş uçaklarıyla bombalayarak 2013 Newrozu'ndan beri sürmekte olan ateşkesi resmen bitirdi. Böylece "çözüm süreci" masasından kaçan AKP oldu. Kuşkusuz bunun bir siyasal faturası olacak ve onu da AKP ödeyecek.

Gerçi uzun bir süreden beri söz konusu ateşkesin var olup olmadığı da tartışmalıydı. PKK tarafı sık sık AKP hükümetini ateşkesi ihlal etmekle suçluyordu. Askeri amaçlı yol, baraj ve benzerlerinin yapımını ve ordunun askeri hazırlık faaliyeti sürdürmesini ateşkesin ihlali olarak tanımlıyordu. En son PKK Lideri Abdullah Öcalan ile üç buçuk aydır görüşmelerin yaptırılmamasını da bu temelde ele alıyordu.

Elbette PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelerin durdurulması süreç açısından çok ama çok önemliydi. Çünkü, her şeyden önce ateşkesin çağrısını yapan ve başlatıcısı olan oydu. Diğer yandan, söz konusu çözüm sürecinin mimarı ve her türlü engele rağmen yürütücüsü yine oydu. Bir de Kürt tarafı olası bir müzakere süreci için PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı baş müzakereci olarak belirlemişti.

Bütün bunlar süreç açısından PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın önemini açıklamaya herhalde yeter. Bu açıdan üç buçuk aydır PKK Lideri ile görüşmelerin kesik olması ve kendisinden hiçbir haber alınamaması çok önemli ve ciddi bir durumdur. Nitekim bir süredir sadece bu nedenle bile olsa Kürt tarafı "Öcalan yoksa ateşkes de yoktur" demektedir. 

Tüm bunlara rağmen, yine de ateşkesi bitiren tarafın PKK olduğunu kimse söyleyemez. KCK yetkililerinin bu konuda ciddi bir itina gösterdikleri açıkça ortadadır. Bunun sonucunda son ana kadar masada kalan taraf olmuşlar ve ağır bedelleri de olsa bunları ödeyerek AKP’yi masadan kaçırmayı başarmışlardır.

AKP açısından ise söz konusu süreci bitirme aslında yeni bir tutum değildir. Aslında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Newroz ardından yaptığı çıkışlarla ve Dolmabahçe açıklaması ile müzakere durumunu reddeden tutumuyla söz konusu süreci ve dolayısıyla ateşkesi zaten bitirmişti. Fakat buna rağmen Ahmet Davutoğlu hükümeti bu konuda biraz daha hassas yaklaşım gösterdi. Ancak sonunda Tayyip Erdoğan’ın baskısına onlar da dayanamayarak ateşkese resmen son noktayı koydular.


Savaşta yeni bir sürece girildi

Artık 7 Haziran seçiminde düşmüş olan AKP hükümeti ile devlet resmen bir savaş içindedir. Zaten son üç-dört gündür AKP yanlısı basında adeta savaş tamtamları çalmaktadır. Irak Şam İslam Devleti-IŞİD ile savaşıldığı sözleri biraz şaibeli ve uydurma görünse de 24 Temmuz tarihinde başlatılan tutuklama operasyonları ve gerilla bölgelerinin savaş uçaklarıyla saatlerce bombalanması PKK ile resmen ve amansız bir savaşın içine girildiğinin çok açık bir göstergesidir. 

Nitekim bu durumu PKK kaynakları da doğrulamaktadır. 25 Temmuz sabahından itibaren HPG Merkez Karargahı adına söz konusu bombardımanları doğrulayan açıklamalar yapılmaktadır. Yine KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı da yaptığı açıklama ile mevcut durumu doğrulamıştır. Böylece yaklaşık otuz beş yıldır süren söz konusu savaşın yeni bir sürecine girilmiştir.

Söz konusu savaş otuz beş yıldır sürmekte olduğuna göre, mevcut durum elbette ki yadırganamaz. İnsan bu savaştan yana olmayabilir ve karşı çıkabilir, fakat bunları bilerek yapar ve bu nedenle "Nereden çıktı bu savaş?" demez. Ama söz konusu savaşın bu yeni sürecinin iki boyutu öne çıkmaktadır: Birincisi; AKP hükümeti tarafından savaşın "IŞİD ile PKK’ye karşı birlikte yürütüldüğünün" söylenmesi, ikincisi ise ABD ile yapılan bir anlaşma temelinde başlamasıdır. 


IŞİD'le savaş algı operasyonu 

Şimdi gerçekten de AKP hükümeti IŞİD ile savaşıyor mu? Bu durum bize pek gerçekçi ve inandırıcı gelmiyor. Ortada sanki sadece bir medya savaşı ve algı operasyonu var gibi geliyor. Çünkü bir hafta önce burası AKP hükümeti tarafından "Özel güvenlikli bölge" ilan edilerek denetim altına alınmıştı. Peki böyle bir bölgede IŞİD çeteleri Türk ordusuna mensup bir astsubayı nasıl vurabildi?

İşte bu öldürme olayı da bize şaibeli gibi görünüyor. Nitekim bazı kaynaklar IŞİD tarafından böyle bir saldırının yapılmadığını, hatta bunun örneğin bir MİT marifeti olabileceğini söylüyor ve iddia ediyor. Hani bir ara bir kozmik odada Suriye sorunu tartışılırken MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın basına yansıyan sözleri gibi. Yani "Suriye tarafından iki füze atar, sonra da tankları Suriye’ye yürütürüz" anlamındaki sözleri.

Bizce IŞİD tarafından bir Türk astsubayının vurulduğu iddiası tamamen buna benziyor. Ardından da "Bir IŞİD mensubu öldürüldü" açıklamasının balon olduğu görülüyor. Tabi bu temelde düzenlenen senaryo ardından Türk savaş uçakları IŞİD tarafına ve de söylendiği gibi sınırı bile geçmeden birkaç füze atıverdi. Bu temelde önceden hazırlanmış olan medya servisleriyle bir "IŞİD-TSK savaşı" başlatılmış oldu.

Burada önemli olan esas husus, devlet, hükümet ve medya tarafından ortak bir şekilde ve ısrarla IŞİD ile PKK’nin birlikte anılmasıdır. "IŞİD ve PKK terörüne karşı mücadele" denilmesidir. Böylece herkes AKP ile IŞİD’i yan yana anarken, AKP’nin de PKK ile IŞİD’i yan yana anmış olmasıdır. Dahası "IŞİD’e karşı savaşıyorum" diyerek, aslında PKK’ye karşı savaşmasıdır. Yani IŞİD’i gösterip PKK’ye karşı savaş başlatmasıdır.


Bu savaşın faturası ne olacak?

Diğer önemli husus, PKK’ye karşı böyle bir savaşın ABD ile yapılan anlaşma ardından gelmesidir. Nitekim AKP yetkilileri ve yandaş basın söz konusu anlaşmayı öve öve bitirememektedir. Halbuki bu anlaşma İran’ın ABD ile anlaşmasının ardından gelmektedir. Dolayısıyla bazı çevreler bunu "işbirlikçilik yarışı" olarak değerlendirmektedir.

Böyle bir anlaşma temelinde AKP hükümeti yaşadığı siyasal sıkışıklığı aşmak ve Suriye’de uğradığı yenilgiyi tamir etmek istemektedir. Peki acaba bunu yapabilir mi? Dahası böyle bir durumun faturası ne olmaktadır? ABD’nin hiç kimseye karşılıksız bir metelik bile vermeyeceği açık olduğuna göre, acaba bunun karşılığında AKP hükümeti ABD’ye ne vermiştir? İşte olayın burası önemlidir.

Bu konuda ABD’nin İncirlik hava üssüne fazlasıyla ihtiyacının olduğu anlaşılmaktadır. ABD’nin söz konusu anlaşmadan birinci olarak bunu aldığı görülmektedir. Fakat ikinci olarak da IŞİD’i Türkiye’ye saldırtmak istiyor olabilir. Bu noktada AKP hükümetinin IŞİD’e karşı savaşamayacağı açıktır. Fakat aynı şey IŞİD için geçerli değildir. IŞİD çeteleri Türkiye’ye karşı rahatlıkla savaşabilir. Bunun da Türkiye için AKP iktidarından daha büyük bir felaket olacağı açıktır.

AKP hükümeti Türkiye’yi işte bu noktaya getirmiştir. Açık ki AKP hükümetinin savaşla Kürt direnişini yenilgiye uğratması mümkün değildir. Kendisinden önceki özel savaş hükümetleri bunu fazlasıyla denemiş olmasına rağmen sonuç alamamıştır. Yine AKP hükümeti 2007-2012 yılları arasında ordunun tüm gücünü harekete geçirmiş olmasına rağmen başarılı olamamıştır. Dolayısıyla 24 Temmuz’da başlatılan savaşla da AKP hükümetinin başarılı olamayacağı açıktır. 

O halde başaramayacağı bir savaşa AKP niçin girmektedir? Sadece kendi iktidarının ömrünü uzatabilmek için. 7 Haziran seçiminin ve Rojava zaferinin intikamını alabilmek için. Artık AKP savaşarak iktidarda kalabilecek bir güç haline gelmiştir. Yani gençlerin kanı üzerinden iktidar ve başkan olmak istemektedir. Tüm Türkiye toplumu bu gerçeği iyi görmeli ve AKP faşizmine dur demelidir. Vahşice yapılan Suruç Katliamı da bu politikanın alçakça bir uygulaması olmuştur. Suruç şehitlerini saygıyla anıyoruz!