TC, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle, dünyada, savrulduğu yeni konumunu netleştirmiş, batıdan yüzünü dönmüş, Suudi Arabistan eksinli Ortadoğu’ya yönelmiştir.

AKP, 1960’ların sonlarında netleşen Amerika'nın gönlündeki İslami akım, süreç içinde Suudilerin desteklediği iktidardır.  Kemalist muhalefetin, Cumhurbaşkanı adayı olarak Erdoğan'ın karşısına çıkardığı Ekmeleddin İhsanoğlu da Suudilerin gönlündeki adamdır. Suudiler tarafından İslam Teşkilatı Genel Sekreterliğine getirilmiştir.
Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı seçimi, aynı ana, babadan kardeşler yarısı…
Öte yandan, IŞİD süreci dahil, hiç bir İslami akım Suudilere rağmen değildir. Biraz gerilere gidersek, 1960’ların sonlarında, öne sürdüğü bütün propaganda silahlarına rağmen, Vietnam işgaliyle yarattığı dehşet bataklığı, TC’den Latin Amerika, Afrika’ya kadar, kendi halkına işkence yapan Goril Generallere verdiği destek nedeniyle, Amerika yer yüzünün nefretiydi.  Buna karşılık, kendi içine dönük "kapalı bir sandık" olan Moskova merkezli Sovyet sistemi, çekici …
Güney Asya Pakistan’da, Afganistan, İran ve TC’de sol, Amerikan çıkarlarını tehdit edecek kadar kitleselleşerek gelişiyordu. Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Brenzesky’nin, kötü gidişatın panzehiri "Komünizme karşı yeşil duvar" teorisi, bu süreçte, karşı tedir olarak öne sürüldü.
Proje, "Allahsız solculara karşı İslam" propagandası yüklüydü. Suuddi Arabistan petro-dolarıyla, projenin finansörüydü. Mesela, gayri resmi yollardan para dağıtma, İslami örgütleri desteklemenin yanında, Rabıta adındaki kuruluşuyla Diyanet İşleri Başkanlığıyla işbirliği yapıyor, imamların maaşlarını da karşılıyordu.
Kadınlarda baş örtüsü, erkjeklerde takke dünyada ilk ve İslamın icadı değildi. Takke, Peygamber Musa’dan beri Yahudilerin dinsel ritüelinde bir figürdü. Kadınların örtüsü de Hindistan’dan İspanya'ya kadar uzanan çizgide yaygındı.
Ama takke de, baş örtüsünün yeni akımı olan türban da, bu yönemde yeniden keşfedildi. Erdoğan çiftini tanıştırıp evlenmesin sağlayan yazar Şule Yüksel Şenler ve günün Başbakan yardımcısı Ali Babacan’ın halası, dönemin üniversite öğrencisi Hatice Babacan türbanın ilk öncüleriydi.
Kanıtı, delili (zaten imkansız) gösterilmedi, ama Suudilerin, bu dönemde türban takan, Erdoğan’ın "türbanlı bacılarım" dediği üniversite öğrencilerine burs verdiği hep söylendi, yazıldı.
Suudilerin finanse ettiği İslami terör Afganistan'da yükselişe geçerken, Amerika İran Şahını bile gözden çıkarıyor, Humeyni’yi Fransız hükmetinin uçağına bindirip Tahran'a indiriyor, TC’deki, "solcu-sağcı" kaosu darbeci Generallere davetiye yapılıyordu.
Bu süreçte, kırk yıllık Türk ırkçıları, Erdoğan’ın da üstatdı şair Necip Fazıl’ın öncülüğünde "Türk-İslam sentezi"ne çark ediyor, sokaklarda "Hira Dağı kadar İslam, Tanrı Dağı kadar Müslüman" ve "kanımız aksa da zafer İslam'ın" naralarını haykırıyorlardı.
Bu arada, Pakistan’da Amerika'nın pek hazmetmediği Zülfikar Ali Butto, Türk dincilerinin de ziyadesiyle benimsediği ve General Kenan Evren’in "kardeşim" diyerek sarıldığı General Ziya Ül Hak tarafından devrilip idam ediliyordu. Afganistan’da Babrak Karmal iktidarı Amerika'nın silahlandırdığı Taliban (El Kaide) eliyle yok ediliyor, Karmal, elektrik direğine asılıyordu.
TC, 12 Eylül darbesiyle "Türk ve İslam" fikriyatıyla Brenzesky çizgisine oturtuluyor, Taliban El Kaideleşerek İslami terörün şah damarı oluyor, bu damar TC’den de katılımlarla besleniyordu.
Amerika, daha sonra tıpkı İran’da olduğu gibi El Kaide’yi de kontrolde zorlanınca düşman ilan ediyor, silah zoruyla Kabil’den kovuyor, ruh babalarını öldürüyor, ama ihtiyaç hasıl olunca, Suriye’de devreye sokuluyordu.
Özetlemek gerekiyorsa, TC’de AKP Brenzesky tangosunun "ılımlı İslam" figürüydü. Suudilerin parasal gücüyle IŞİD’leşen El Kaide’yi Suriye ve Irak’a şırınga ederken bile, dünyayı kandırma tangosuna devamla "ılımlı İslam" rolü oynuyordu.
IŞİD’ı saldırtmadan önce, "ey Esad, insanların sokağa çıkıp gösteri yapması haktır, bunu kurşunla, zorla önlemek insanı hakları çiğnemektir" haykırışıyla demokrasi tangosu yapıyordu. Aynı süreçte ülkesinde sokağa çıkanlar kurşunlanıyor, şehirlere zehirli gaz serpiliyordu. O da tangonun yerli figürüydü.
IŞİD insan kasaplığı, talan ve tecavüzle yer yüzü lanetlisi kesildiği halde, Dışişleri Ahmet Davutoğlu "İslami terör denmesini kabullenemeyiz" savunmasına devam ediyor, tangonun yan figürüyle de, "aslında biz onlara yardım etmedik" diyordu. Kürdistan’ın Rojava bölgesindeki katliamlara payını bile inkara kalkışıyordu.
Ama IŞİD’leşme dünyanın gözü önündeydi. Nitekim Amerikan Stratejik ve Uluslararası Araştırma Merkezi, Suriye’den sonra Irak’a IŞİD ihracatını şöyle özetliyordu:
"Türkiye cihatçıların üye toplamasına, eğitim vermesine ve Türk sınırından isyan bölgelerine tedarik sağlamasına izin verdi."
Britanya medyası dün, uçaklarla Antalya'ya gelip, sonra Antep ve Hatay üzerinden Suriye'ye geçen İslami teröristlerin maceralarını hikaye ediyordu.
IŞİD’le tango süreci, sonunda batıdan topyekün batıdan yüz çevirmeye, Cumhurbaşkanı seçimi de Suudi kardeşlerin yarışına dönüşüyordu.