Özgürlük hayallerine kadın ordulaşmasını ekledi. Hiç tereddüt etmeden buna inanıp, gerçeğe dönüşmesi için en büyük çabayı sergileyenlerden oldu. Yılmadı, tüm gücünü katarak her aşamasında yer aldı. Attığı her adımda özgürlük ateşini daha yakından hissetti.
Devrimci bir kadın olmanın da daha büyük bir azim gerektirdiğinin farkındaydı. Attığı her adımı, katıldığı eylemleri, doğaya, düşmana, erkeğe karşı verdiği savaşımı tüm kadınlar adına vermenin sorumluluğunu taşıdı. Yoldaşlarının hayallerini bir vasiyet belleyip, kendi hayallerine kattı.
ARJÎN ROZERÎN
Fatê Reş’ten Zarîfe’ye, Besê’den Leyla Qasim’a Kürt kadınların direniş mirasını ardılları devraldı. PKK’nin çıkışıyla birlikte dağlarda saf tutan binlerce kadın, onların isimlerini alarak özgürlük yoluna baş koydu. 15 Ağustos’ta patlayan ilk kurşun ve sonrasında Bêrîvan’ın harladığı serhildan ateşi Kürt halkı ama en çok da Kürt kadını için yeni bir başlangıçtı. Bêrîvan sadece Kürt halkındaki düşman korkusunu değil, diğer tüm korkuları da yakmıştı. Artık özgürlük zamanıydı.
Geç olmadan bu halayda yer almak isteyen serhildan kuşağı gençlerinden biri de Gülsüme Eşin’di. O dönemde özgürlüğü dağda arayan tüm akranları gibi bu ateşi izleyen değil, büyüten, en önünde yer alan olmak istiyordu. Bekleyip biraz daha büyümek için zamanı yoktu. O şiddetli savaşta 3 yıl sağ kalmayı ummuyordu ama 3 ay, belki 3 gün de yaşasa bir an önce gitmeli, bu devrime emek vermeliydi. Kararı kesindi.
Devrimci evlatlarını bağrına basan Dêrik’ten gerilla yolculuğuna başladı.
1994 yılında bir gece köyünden çıkıp kırmızı entarisiyle adımladığı o yolu 17 yıl süren gerilla hayatı boyunca gece gündüz demeden inatla, güvenle, özgürlük sevdasıyla yürüdü. Dağlarda Rozerîn adını aldı ve adı gibi umudunu hiç karartmadı, ışığı hiç sönmedi. Önce erkek yoldaşlarının içinde birkaç kişiydiler ama bu devrime kadının öncülük edeceğini kanıtlayan Bêrîvan ve Bêrîtanlardan sonra gün oldu yüz oldular, bin oldular ve derken bir kadın ordusu kurdular.
Ordulaşmaya tüm gücünü verdi
Rozerîn de dağa ulaşınca özgürlük hayallerine kadın ordulaşmasını ekledi. Hiç tereddüt etmeden buna inanıp, gerçeğe dönüşmesi için en büyük çabayı sergileyenlerden oldu. Yılmadı, tüm gücünü katarak her aşamasında yer aldı. Attığı her adımda özgürlük ateşini daha yakından hissetti.
Çok genç yaşlarda katıldığı bu mücadelenin her anına bir başarı katmaya ant içmişcesine kesintisiz emek verdi. Gelişmenin yeri, yaşı yoktu Rozerîn için. Loş bir sığınak, eylem öncesi üslenilen bir nokta, kısa bir mola ya da keşif altında beklenilen bir ağacın altı, her fırsat gelişme için değerlendirilmeliydi. Dinledi, okudu, öğrendi ve paylaştı. Savaşın içinde büyüyen, olgunlaşan, yetkinleşen gerillalardan oldu. Akranlarını olabildiğine maddi değerlere bağımlı kılmaya çalışan sisteme inat, gençliğinin tüm enerjisini bahşettiği dağlarda sadece üzerindeki üniforması ve kitabını koyduğu çantasıyla yaşanabileceğini kanıtladı. Dervişler için “Bir lokma bir hırka” denilirdi ama çoğu zaman onun ve yoldaşlarının ne bir lokması ne de hırkası oldu.
Gelişmeye olan ilgisi ve fedakarlığı onun gün be gün güçlenmesini tetikleyen en büyük olguydu. Mücadelenin ilk kuşağından olanlara yetişme şansını yakalayan biri olarak onlardan devrimciliğin, anladığını hiçbir engel tanımadan pratiğe aktarmak olduğunu öğrenmişti. Savaşçı ve komutan olarak görev aldığı Mêrdîn, Botan, Zagros, Behdînan, Qendîl ve bulunduğu tüm zorlu alan ve anlarda devrimci kişiliğin, onurlu yaşamın olmazsa olmazı olarak gördüğü bu ilkeyi titizlikle uyguladı.
Başarısını azimle besledi
Devrimcilik aynı zamanda azimdi onun için. Öyle içselleştirmişti ki bunu, aldığı her kararda, bir çatışmada, ölümle burun buruna kaldığı anlarda, günlerce süren yürüyüşlerde, kısaca her zorlu anda sahrada kök salan bir çiçek gibi gösterdi. Başarısını azimle besledi. Yeni başlangıçlar için en umutsuz anda azmini büyütmekten vazgeçmedi, ona tutundu.
Devrimci bir kadın olmanın da daha büyük bir azim gerektirdiğinin farkındaydı. Attığı her adımı, katıldığı eylemleri, doğaya, düşmana, erkeğe karşı verdiği savaşımı tüm kadınlar adına vermenin sorumluluğunu taşıdı. Yoldaşlarının bıraktığı direniş mirasını bir çınar gibi büyüttü. Başarıya ulaşmak için özgücüne ve kadının gücüne inandı. “Bir gerilla, özgürlük savaşçısı için sadece savaşıp, canını feda etmek yetmez” diyordu. Kendini, yoldaşını, toplumu ve geleceği yeniden yaratmak gibi, bundan çok daha ötesinin olduğunu biliyordu. Bu nedenle gerillacılık Rozerîn için zorluktu, direnmekti, irade savaşıydı: Güneşe olan sevdasıyla adını Rozerîn koysa da, bu mücadelede gerektiğinde aylarca sığınakta kalıp güneş yüzü görmemek, günlerce aç kalmak, metrelerce kar altında üslendiği sığınaklarda soğuğa karşı koymak ve tüm buna rağmen ayakta kalmak, mücadele etmek, gelişmekti…
Şehitlerin hayallerini hayallerine kattı
Gerilla olmak, her koşulda olmazı olur kılmaktı onun için. Hiçbir koşulda pes edilmemesi gerektiğini ilk gün tırmandığı dağ yolculuğundan, henüz gerilla giysilerini giymeye fırsat bulamadan girdiği ilk çatışmadan öğrenmişti. O ufak bedenine de kocaman bir yüreği sığdırabildi. Bunun için cesurdu, korkusuzdu. En sıcak çatışma anında soğukkanlılığı ve inisiyatifi yoğurarak nice yoldaşını ölümün eşiğinden kurtarmış, onlarla yeniden bu dorukları adımlamanın sevincini yaşamıştı. Yoldaşlarına ölümüne bağlıydı. Onların hayallerini bir vasiyet belleyip, kendi hayallerine kattı. Yoldaşı Nûda Karker’in ardında bıraktığı silahını son anına kadar taşırken, “Gabar özlemdi senin için ve gidemedin. Bu vasiyetini yerine getirip Gabar’a gideceğim… Benim için vasiyetin her zaman onurum, aşkım ve bilincim olacaktır” demişti.
Gerilla olmak mütevazi olmaktı
Yine bu dağlarda gerilla olmak mütevazi olmaktı Rozerîn için. Diğer ordulardan farklıydı PKK’deki kadın ordusu. Rütbeyle değil, gün be gün emekle büyüyerek ve egoyu, tüm ihtirasları, kısaca kendini aşarak komutan olunabilirdi. Bu bilinçle bir savaş komutanıyken, bir savaşçının mütevaziliğini kuşanmayı da bildi. Hedeflerinde ise sınır tanımadı.
Rozerîn, kadın ordusu YJA Star’ın gelecek vadeden genç komutanlarındandı. Bir kadın gerilla için komutanlığın ancak cins bilinciyle anlam kazanacağını deneyimlerinden öğrenmişti. Bir savaşçı olarak adım attığı bu dağlarda hem kadın ordusu YJA Star hem HPG Meclis Üyesi olacak düzeyde yetkinleşti, en üst komuta görevlerini başarıyla yerine getirdi.
28 Eylül 2011’te bir görev için gittikleri Xakurkê bölgesinde 10 yoldaşı ile birlikte Türk savaş uçaklarının bombardımanı sonucunda yaşamını yitirdi. Son anlarında da yoldaşlarına siper olmayı ihmal etmedi.
Şehit düşmeden önce yazdığı günlükte, “PKK militanı her zaman zafer militanıdır. Özgürlüğü amaçlayan zaferi de kazanır. Özgür Kürdistan’da yaşama amacımdan asla vazgeçmem” diyordu. Onları devrim ve özgürlük sözüyle uğurlayan yoldaşları da bu ortak amacı gerçekleştirmek için her ana mücadele ekiyor. Rozerîn’in azmi, heyecanı ve hayalini devralarak….