'Veni, vidi, vici' "Geldim, gördüm, yendim." Roma İmparatoru Julius Sezar ile Basforos kralı II. Pharneke ile Zile Altıağaç bölgesinde yapılan savaştan sonra savaşı kazanan Roma İmparatoru Julius Sezar yukarıdaki sözü yazar ve bir mektupla durumu Roma’ya bildirir.

Her ne kadar Sezar bu savaşın galibi olsa da bugünden baktığımızda aslında durum hiç de öyle değildir. Çünkü hiçbir sefer ışığın doğusuna muktedir olamamıştır. Bugün de olamayacaktır. İşte tam da bu yenilgi psikolojisi her seferinde vahşetini arttırarak ışığın doğusuna hakim olmaya çalışıyor. Oysaki bunlar hayatın çok basit bir kuralını hep unutuyorlar. O da "Zülüm ile abad olanın sonunun berbat" olduğudur.

Tarihin hafızası bu zülüm hikayeleri ile doludur. Yakın tarihe baktığımızda Fırat’ın doğusuna karşı yapılan seferlerin; gelip görenlerin yenilgi ile geri döndükleri ve ne yazık ki bu kaostan vazgeçemediği hikayeleri ile doludur. Bu hikayeler devam ediyor. 

Mevlana, "Neyi arıyorsan sen O'sun, zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan âşıksın" der. Fırat’ın doğusuna sefer yapanlarda zulmü ve ölümü aradıkları için sadece zalim ve ölümdür. 

Onun için diyorum ki barikatların arkasındaki çocukları anlamak lazım. Savunun demiyorum ama lütfen anlamaya çalışın! Sanki bu gençler ölüme çok mu meraklılar? Belki de onlar bizden daha sevdalılar yaşama. Önemli olan ille de bir tarafın haklı diğer tarafın haksızlığını ilan etmek değildir. Sadece her iki tarafı da anlamak ve zülüm hangi taraftan geliyorsa öyle değerlendirmek gerekir. 

Bugün Fırat’ın doğusunda yaşanan tehcir bundan tam yüzyıl önce de yaşanmıştı. Keşke o zamanlar tehcire gönderilenlerin önünde bugün tehcir edilenler ve Batıdaki suskunlar barikat olabilseydi, işte o zaman bu tehcir bugün yaşanmayabilirdi, zulüm arayanların ruhu bu iki tehcir arasında insanileşebilirdi.

Panzerlere karşı taş atan çocuklar bugün o barikatların arkasında olmazdı onun yerine üniversite kampüslerinde kendi dilleriyle eğitim görecek ve politik tartışmalar yapacaktı. Bugün itibariyle Fırat’ın doğusunda 44 çocuk öldürülmez 64 çocuk yaralanmazdı. Ana rahminde çocuklar öldürülmeyecekti. Sahi siz bu öfkeyi nasıl onaracaksınız? Her gece yastığa baş koyduğunuzda ahlaki kaygılarınız sizleri rahat uyutuyor mu? 

Bunca öfkenin sizleri zamanla boğacağını ve sizin de ruhlarınızın derinlerinde onarılamaz travmalar açacağını hiç düşünmüyor musunuz bunu yaparken. Yaptığınız her seferde hep küçüldünüz unutmayın bu seferden sonra da daha da küçüleceksiniz. 

Fırat’ın doğusundakiler ne olur bunlardan medet ummayın artık, Batı niye ses çıkarmıyor, aydınlar niye bu kadar duyarsız diye üzülmeyin artık. Ne zaman ses çıkardılar ki? Çünkü onlar sadece öyleler onların kodlarında hep dış mihrak ve bölünme paranoyası var, vardı. Unutmayın bunlar yüzyıl önce de komşuları tehcire gönderilirken, su kuyularına atılırken ahırlara doldurulup yakılırken de ses çıkarmadılar, bugün sizin içinde ses çıkarmayacaklardır. Onlar için en iyi Kürt hep ölü Kürt olmuştur.

Bu varoluşun trajik yanıdır sadece ve bu varoluşta sizler de artık bunu kabullenin ve öyle ayakta kalmaya çalışın. Kimseden medet ve yardım dilemeden, ruhlarınızı daha çok cesaretle besleyerek onun size gösterdiği yolu takip edin. Unutmayın ki kimse size ses vermeyecek, acımayacak ve evlerini size açmayacaktır. Ama buna rağmen ruhlarınızın size gösterdiği yoldan ayrılmayın ve her şeyi, herkesi, her durumu olduğu gibi kabul edin işte o zaman ruhunuz fazla örselenmeyecek, kendi gücünüz ve gözlerinizle barikatların arkasındaki hayatı doğrusu ve yanlışı ile kabullenerek özgürlüğe bir adım daha yaklaşacaksınız.

Keşke karşımızdakiler bizleri anlasaydı demekten de vazgeçin çünkü anlamayacaklar. Çünkü yüzyıl önce Ermeniler de ah keşke bizi anlasalardı demişti ama unutmayın kimse onları da anlamamıştı. Tam yüzyıl sonra aynı zulüm ve tehcirle karşı karşıya kaldığınız için bu durumdan da ders çıkarın ve bunların sizi anlamalarını beklemeyin. Tek başınıza rüzgara karşı yürümeyi öğrenmekten başka çareniz yok ve bu sefer dünyanın haritaları sizden yana. Her şeyinizi alabilirler ama ruhunuzda beslediğini cesaretinizi alamazlar ve her gün onu daha çok besleyin selam olsun Paris Komünü barikatlarından Fırat’ın doğusundaki barikatlara. Unutmayın bu barikatlar ruhlarınıza, zihinlerinize ve bedenlerinize ördüğünüz barikatlardır. 

Onun için ışığın doğusunu işgalcilerin postallarına çiğnetmeyin. Çünkü tarih zülüm ile abad olanların bertaraf olma hikâyeleri ile doludur. Unutmayın, "Geldiler, gördüler ve yenildiler."