26 Haziran ”İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü”ydü. Hafta boyunca işkenceye karşı farkındalık yaratmak ve bu insanlık suçunun ortadan kaldırılması amacıyla çeşitli etkinlikler yapılıyor.
***
İşkence, ister fiziksel olsun ister ruhsal, bir korkutma, caydırma, intikam alma, cezalandırma veya bilgi toplama amacı olarak bilinçli şekilde insanlara ağır acı çektirmekte kullanılan her türden davranışı ifade eder.
İtiraf almak amacıyla sorgulama taktiği olarak kullanımı günümüze dek en büyük kullanım alanı olmuştur. İşkence ayrıca bir baskı yöntemi olarak veya tehdit olarak algılanan toplulukları kontrol altına alma aracı olarak devlet ve hükümetlerce kullanılır.
İşkence, insan onuruna ve bütünlüğüne yönelik saldırılarıyla açtığı onulmaz yaralarla evrensel düzlemde en affedilmez suç olarak tanımlanmayı hak ediyor. Zorbalığın en sistematik ifadesini işkence diye tanımlanan uygulamalar işgal ediyor insanlık tarihinde.
***
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Beşinci Maddesi’nde belirtilen („Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez“) ve ifade edilen fikrin açık evrensel bir gerçekliğe dönüştüğü söylenemezse de inişli çıkışlı bir yol kat eden işkenceyi yasaklama mücadelesi; 1987 yılında yürürlüğe giren „İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi“ ile doruk noktasına ulaşmıştır.
Büyük çabalar sonucunda BM Genel Kurulu 1997 yılında aldığı bir kararla, „İşkenceye Karşı Sözleşme“nin yürürlüğe girdiği gün olan 26 Haziranı“ İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü“ olarak ilan etmiştir.
Türkiye İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul edip ceza yaptırımına bağlamasına rağmen işkence hala devam ediyor.
26 Haziran “İşkenceye Karşı Mücadele Günü”nde işkencenin artık sokağa taşındığına dikkat çeken insan hakları örgütleri artık işkenceye sıfır tolerans anlayışından işkenceciye tolerans noktasına gelindiğini ifade ediyorlar.
Bu konuda Türkiye’nin de sicili bir hayli kabarık; on yıllardır tüm uluslararası insan hakları raporlarında da net biçimde görüldüğü üzere sistematik işkence hala Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri... Şair:
„İşkence, işkence, işkence
fakat boşuna, fakat beyhude
işkencenin acısı değil bizi inleten
bizi inleten devletin bu işe alet edilmesidir“ dese de devlet alet edilmekten öte bizzat fail ve azmettirici olarak duruyor karşımızda.
Buna rağmen, günümüzde işkence hala kendine demokratik diyen devlet iktidarlarının kullandıkları insanlık dışı bir cezalandırma-yıldırma aracı olarak varlığını korumaktadır. Türkiye’de işkence yaygın ve sistematik bir uygulama olarak hep yaşandı.
Yetkililer „işkenceye sıfır tolerans, işkenceyi bitirdik“ diyorlar ancak İnsan hakları örgütlerinin hazırldığı raporlar „işkenceye son verdiklerini“ söyleyen devleti ve hükmeti yalanlıyor.
Bir insanlık suçu olarak işkencenin Türkiye’de daha çok gözaltı birimlerinde yapıldığını, ancak son dönemlerde sokağa da taşındığını görüyoruz.
İşkenceciler halen yargı eliyle korunmakta,işkence mağdurları acılarıyla baş başa bırakılmaktadır. Adalet arayışları sırasında yaşanan bu cezasızlık durumu da mağdurların maruz kaldıkları fiziksel ve ruhsal travmanın derinleşmesine neden olmaktadır.
İşkence sorununun çözümünü; onu doğurduğu farzedilen faktörlerin değişmesine (yani meçhul bir geleceğe) bırakamayız. Çözüm bizim irademizden başka yerde değildir. Kerameti kendinden menkul vasilere itirazsız boyun eğdiğimiz sürece iyileşme onların insafına kalmış demektir.
İşkence bir insanlık suçudur