ŞEHRİBAN ASLAN / JİNNEWS/AMED
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) sürecinde gözaltı ve tutuklamalar sırasında yaşanan hak ihlalleri ve işkence en üst seviyeye çıkarken, OHAL sonrası da durum değişmedi. Neredeyse her gün gözaltı operasyonları gerçekleştirilirken, baskınlar sırasında da yere yatırma, ters kelepçe, silahlı tehdit, darp gibi hak ihlalleri birçok farklı olayda belgelendi. Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Halise Dakalı, işkence uygulamalarının cezasızlık politikalarından kaynaklandığına dikkat çekti.
İşkence sistematik hale geldi
İktidara geldiği dönemde “İşkenceye sıfır tolerans” açıklamaları yapan ve hala aynı iddiada bulunan AKP hükümeti sürecinde “sıfır tolerans”tan ziyade işkencenin sistematik hale geldiğine işaret eden Dakalı, neredeyse her gün bir işkence vakasıyla karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Hatta işkencenin “sıradan” hale geldiğini belirten Dakalı, “Polisin ilk yakalama anından itibaren zor kullanma yetkisini aşarak işkence boyutuna varan müdahaleler, bir noktada sindirme politikasının parçası haline gelmiş. Polis aşikâr bir şekilde işkence yapıyor” dedi.
Hekimler işkenceye ortak
İşkencenin bir ayağını yargılama makamlarının, diğer bir ayağını da hekimlerin oluşturduğunu belirten Dakalı, “Yoğun işkenceye, kötü muameleye maruz kalan kişiler doktor raporu almak üzere hastaneye gittiğinde sadece göz ucu ile bakılıp ‘darp ve cebir yok’ deniliyor. Özellikle son zamanlarda kişinin yüzünde açık ve yoğun bir şekilde görülen işkence izi olmasına rağmen hekimlere uygulanan psikolojik şiddet ve korkutma politikalarından dolayı hekimler de bu alanlarda görevini ihmal ederek bu suça ortak olmaktadır” ifadelerini kullandı.
Halise Dakalı, işkence vakalarına ilişkin şu örnekleri verdi: “Bunun en büyük örneklerinden birini Sur’da yapılan ev baskınları sırasında yakalama ve yoğun işkenceye maruz kalan iki başvurucumuzdan görmüştük. Yine Bağlar’da yakalanan ve meslektaşlarımızın ilk andan itibaren takipçisi olduğu kişinin yoğun işkenceye maruz kalmasına rağmen, hekimin ‘darp ve cebir izi yoktur’ şeklindeki raporu görevi ihmal etmenin en büyük örneğidir. Köy baskınlarında da başvurucularımızla ilk andan itibaren her birinin yüzünde ve vücudunda belirgin bir şekilde darp ve cebir izine rastlanılmasına rağmen raporda bunlara yer verilmedi. Burada hekimlerin de İstanbul Sözleşmesi’ne bağlı kalarak raporlarının düzenlenmesi gerekir. Buna aykırı her bir davranış ve eylem, işkence suçuna ortak olmak ile birlikte meşrulaştırması ve devam etmesine ön ayak olmanın bir parçası haline geliyor. Bu raporu veren hekimler hakkında da avukatlar sorumluluğu gereği suç duyurusunda bulunmalıdır.”
Cezaevi savcısı işkenceyi ödüllendiriyor
Sadece dışarıda değil, birçok cezaevinden de işkenceye dair başvurular aldıklarını, cezaevlerine ziyaretler gerçekleştirdiklerini aktaran Dakalı, en yoğun şikayetin “çıplak arama” işkencesi olduğunu söyledi. Çıplak arama dayatmasına karşı yoğun bir işkence uygulandığını sözlerine ekleyen Dakalı, “Buna karşılık hücre cezası da veriliyor. Sadece fiziki değil psikolojik şiddete varan boyutlar oluyor. Hem bu işkenceye göz yuman hem de bu işkenceleri yapanlar hakkında ilgili yerlere başvuruda bulunuyoruz. Cezaevi savcısının ona intikal eden olaylara idari ve adli etkin soruşturma yürütmeyip onun yerine ödüllendirme yoluna gittiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.