MHD Eşbaşkanı Avukat Gülşen Özbek, emniyet güçlerinin inisiyatifine bırakılan gözaltı uygulamasının işkenceyle delil yaratmanın önünü açacağına dikkat çekti. 

Türkiye genelinde 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında yayımlanan KHK ile gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı ve avukat-müvekkil görüşmeleri kısıtlandı. Amed Barosu eski Başkanı Mehmet Emin Aktar, OHAL kararnamesinin hukukun ve hukuksuzluğun ne olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiğini belirterek, “OHAL bize 90’lı yıllarda Kürdistan’daki keyfi tutuklamaları ve gözaltında kaybettirme, işkenceleri hatırlatıyor. Birden bire 30 güne çıkarılan gözaltı süresiyle ilk akla gelen uygulama, sistematik işkencenin tekrar devreye konulması. Bu gözaltı süresi, fiziki işkencenin tespitini zorlaştıracak bundan sonra gözaltına alınanlar için sistematik işkencenin önü açılacaktır. Bundan sonra bu uygulamayla gözaltında yapılan sorgu yöntemiyle kişiden beyan almaya dönük yöntem uygulanacak” dedi. 

Tutuklu ve hükümlünün cezaevinde avukatıyla görüşmesinin kısıtlanmasının, yasanın avukat ile müvekkili için verdiği hukuki güvencelerin tümünü ortadan kaldıracağına dikkat çeken Aktar, “Bu aynı zamanda kişinin özgür iradesiyle kendine avukat seçme hakkını ortadan kaldırıyor. Diğer yandan avukatların mesleklerini de serbest yapılması kısıtlanıyor. 90’lı yıllardaki soruşturmalarda avukatlık yapma imkânı yoktu. Yani gözaltında sırasında avukat bulundurulmuyordu, ancak uygulama bugün de var” diye belirtti. 


Muhalif kesimler de hedef

Kararnamede sadece “FETÖ/PDY” değil diğer örgütlerin yer almasına tepki gösteren Aktar, “Bu durum, sadece darbeyi yapan kesime yönelik değil, bunun dışındaki muhalif kesimlerine de yönelik bir sindirme ve hukuksuzluğun devreye gireceğini gösteriyor” tespitinde bulundu. OHAL kararın en kısa sürede kaldırılması gerektiğini vurgulayan Aktar, darbeye karşı demokrasiye sahip çıkmak, hak ve özgürlüklerin genişletilerek, Kürt sorunun çözümü için müzakerelerin başlaması gerektiğini vurguladı. 


OHAL değil radikal demokrasi 

Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) Eşbaşkanı Avukat Gülşen Özbek ise darbe girişimine karşı verilecek mücadelenin demokrasi ve hukuk sınırları içerisinde yapılması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “OHAL ilanıyla birlikte antidemokratik bir süreç başlamış bulunmakta. Gözaltı süresinin 30 güne çıkarılması, AİHM ve Anayasa’nın özüne aykırı. Ayrıca insan hak ve hürriyetlerine aykırıdır. Gözaltılar yargının gözetiminden çıkarılarak emniyet güçlerinin inisiyatifine bırakılması başlı başına bir sorun. Bu uygulama işkence ve kötü muamele ile keyfi uygulamaların önünü açacak. Uzun olan bu gözaltı süresinde işkenceyle delil yaratılmaya çalışılacak. Avukat ile müvekkil arasında görüşmeleri kayıt altına alınması, sınırlandırılması tamamen hukuk dışı bir uygulamadır. Bunlara karşı Türkiye’nin ihtiyacı OHAL değil, radikal demokrasidir. Bir an önce OHAL yerine demokrasi hayata geçirilmeli. Türkiye’yi darbelerden ve kaostan kurtaracak tek şey budur” dedi.


Hak ve özgürlüklere tırpan

Şirnex (Şırnak) Baro Başkanı Nuşirevan Elçi, OHAL’in ‘80 darbesinin bir ürünü olduğunu hatırlatarak, darbeye karşı darbe ürünü bir yasanın yürürlüğe konulduğuna dikkat çekti. Uzun yıllar OHAL dönemine tanıklık eden Elçi, olağan dönemlerde bile olağan üstü yöntemlerle ülkenin yönetildiğini hatırlatarak, bu koşulda aşırıya kaçılacağını söyledi. Elçi, darbe girişiminde bulunanlara karşı yasal değişikliklere ihtiyaç olmadığını ifade ederek, yasaları değiştirmenin asıl amacının da insanların özgürlüklerini kısıtlamak anlamını taşıdığını dile getirdi. 

Darbe girişimine karşı toplumun direnişine dikkat çeken Elçi, darbeye karşı çıkan halk için OHAL’in getirilmesinin bir çelişki olduğunu vurgulayarak, “Darbe döneminde özgürlükler kısıtlanır. OHAL özgürlüklere saldırının bir diğer adıdır” uyarısında bulundu. Yeni durum ile birlikte cezaevlerine yönelik yeni kısıtlamalara ilişkin de konuşan Elçi, “Bu yasa ile orada görevli bulunanlara inisiyatif verilmiş olur. Bu inisiyatifin ne yönde kullanılacağı kesinleştirilemez” dedi.

30 günlük gözaltı süresinin hak ihlalleri için verilen bir süre olduğuna dikkat çeken Elçi, adli ve idari yargı hâkim ve savcı adayı olarak görev yapanların, adaylıkta geçirdikleri süreye bakılmaksızın Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca (HSYK) mesleğe kabul edilmeleri halinde, hâkimlik ve savcılık mesleğine atanabileceği yönündeki kararın hukuksuz olduğunu da sözlerine ekledi. 


 DİHA/AMED/ŞIRNAK