İskoçya Perşembe günü yapılan referandumla yüzde 55 oyla bağımsızlığa 'hayır' dedi. Referandum öncesi yüzde 8 ve 14 arası kararsız seçmen oranı vardı. Referandumun da onların belirleyeceği öngörülüyordu. Keza öyle de oldu. Ancak yüzde 15 gibi bir kesim de sandık başına gitmedi. Bu kesim oy kullansaydı sonucu ne kadar etkilenirdi bilinmez ama bağımsızlığa hayır diyenlerin sayısı son haftalarda yavaş yavaş ama istikrarlı arttı.
İskoçya’nın Birleşik Krallık’ın bir bölgesi olarak kalmasıyla sonuçlanmasında en çok 'Hayır' kampanyasının lideri ve İngiltere'nin eski maliye bakanlarından Alistair Darling’in başarısı olduğu söylenebilir. Ancak Darling ve ‘Hayır’ kampanyasının hemen hemen bütün muhalif Britanya partileri ve İngiliz hükümeti tarafından desteklendiğini de belirtmek gerekir. Yani bu şekilden düşünülecek olursa yüzde 44 oranında 'Evet' oyu elde ederek bağımsızlıktan yana olan İskoçya Ulusal Parti’nin aslında büyük bir başarı elde ettiğini söyleyebiliriz.
Bağımsızlığı isteyen yüzde 44’lük bir kesimi unutmamak gerekiyor yanı. Onların sesinin de duyulması gerekiyor. Yani 1.5 milyon kişi farklı bir yönetim şekli istiyor. Bağımsızlığa hayır diyenler de daha fazla yetki istiyor. Yani nereden baksan İskoçya kaybetmedi aslında. Yani İskoçya bağımsız değil belki ama daha güçlü olacak. Bölgesel hükümetin yetkileri artacak, yeni anayasal reformlara gidilecek. Referandum sonrası Cameron hükümeti, elbette içine Liberal Demokratlar da dahil, İskoç bölgesel yönetime daha fazla yetki vereceği sözünü tutacağını söyledi.
Sadece hükümet değil İşçi Partisi de İskoç yönetiminin yetkilerinin artırılmasını istiyor. Zaten bağımsızlığa hayır denilmesinde en büyük etken de bu vaat edilen yetkiler. En çok da vergi ve maliye alanlarında İskoçlar daha fazla yetki istiyor. Şimdi herkes nasıl yetkilerin verileceğini konuşuyor. İskoç parlamentosuna kendi bölgesinde gelir vergisi oranını belirleme konusunda daha fazla yetki tanınacak deniliyor ki bu partiler arasında henüz kabul görmüş bir değişiklik değil. Yani beklenildiği gibi yetkiler öyle kolayca verilmeyecek. Koyu pazarlıklar başlayacak. Bu da halk arasında büyük bir huzursuzluğa ve protestolara yol açabilir. İkinci bir referandum hakkı da ilerisi için söz konusu olabilir. Kanada’daki Kebek eyaletinin bağımsızlık referandumu buna bir örnek. E bir de Galler ve Kuzey İrlanda halkının büyük bölümü kendilerine de daha fazla yetki tanınmasını isteyecektir ki bu da İngiliz hükümeti bölge meseleleri için epey bir mesai harcayacağa benziyor.
Öte yandan İskoçya Özerk Yönetimi Başbakanı Alex Salmond bağımsızlığa hayır çıkması durumunda istifa edeceğini açıklamıştı, sözünü tutu ve istifa etti. Başbakanlık görevinin yanı sıra aynı zamanda İskoç Ulusal Partisi liderliğinden de istifa edeceğini açıkladı. 7 yıldır Başbakandı. 20 yıldır da parti liderliğini üstleniyordu. Ancak hemen gitmeyecek. Söz verilen yetkilerin yasalaştırılmasını bekleyemeyecek belki ama Kasım’a kadar görev başında. Kasım'dan sonra yerine gelecek kişi, Salmond’ı aratmayacaktır.
Sonuç bir yana tarihi bir referandumdu İskoçya bağımsızlık referandumu. Sadece Birleşik Krallık için değil bütün benzer durumdaki dünya halkları bir örnek teşkil ediyordu. İskoçya’nın bağımsız olamaması, bu dünya halkları arasında en çok Katalonya özerk bölgesini üzdü. Baştan beri İskoçya’nın bağımsızlığa gitmeye hazırlanan politikalarını büyük bir heyecanla takip ediyorlardı. Ancak Katalanlar hala bir referandum taraftarı ancak Madrid yönetimi buna izin vermiyor. Olası bir Katalonya bağımsızlık referandumu durumunda evet oylarının yüzde 80 olacağı düşünülüyor. Darısı diğer tüm devletsiz ve ezilmiş halkları başına: Kürtlerin, Tamillerin, Berberilerin, Karenlerin, Filistinlilerin, Basklıların, Korsikalıların, Tibetlilerin...
İskoçya bağımsız değil ama...
İngiltere Gündemi