İskoçya, referandumla Birleşik Krallık'tan ayrılmamaya karar verdi. Perşembe günü yapılan oylamada, özerk statüdeki ülkede bağımsızlığa "Hayır" diyenlerin oranı yüzde 55'e ulaşırken, Birleşik Krallık'tan bağımsızlık isteyenler yüzde 45'te kaldı. Clackmannanshire, Comhairle nan Eilean Siar, Inverc lyde, Orkney Islands, Shetland Islands, Dumfries and Galloway, East Renfrewshire, Midlothian, East Lothian ve Stirling gibi bölgelerden bağımsızlığa "Hayır", ülkenin en büyük şehri Glasgow ile Dundee, West Dunbartonshire ve North Lanarkshire bölgelerinden ise "Evet" kararı çıktı. Başkent Edinburgh da 'Hayır' diyen bölgeler arasında.


Daha fazla yetki verilecek
Bağımsızlık yanlısı kampanyayı yürüten İskoçya Başbakanı Alex Salmond, yenilgiyi kabul etti ancak İskoçya'nın yetkilerinin artırılması konusunda Londra hükümetinden verdiği sözleri bir an önce hayata geçirmesini istedi.

Cameron: Sözümüzü tutacağız

Referandum sonucunu değerlendiren İngiltere Başbakanı David Cameron, İskoç halkının sesini duyduklarını belirterek "İskoç halkı sözünü söyledi. Dört uluslu ülkemizin birliğini korudu. Artık önümüze bakma zamanı. İskoçya'ya verdiğimiz 'daha fazla özerklik' sözünü tutacağız" dedi. Cameron bununla ilgili yasanın Ocak ayında yürürlüğe gireceğini söyledi. Şimdi ise İngiltere'nin birliğe karşı vaad ettiği daha fazla özerkliğin kapsamı merak ediliyor. Bağımsızlıktan yana olan Salmond'un azla yetinmeyeceği görülüyor.

Kararsızlar belirledi
Oylama öncesi yapılan son kamuoyu anketleri, bağımsızlık yanlıları ve karşıtlarının oy oranlarının birbirine yakın olduğunu gösteriyordu. Ülkenin kaderini yüzde 8 ila 14 civarında olduğu tahmin edilen kararsız seçmen belirledi. 5 milyon 300 bin nüfuslu İskoçya'da referandumda, ülkede yaşayan 16 yaş ve üzerindeki tüm İskoçlar oy kullanabildi.

Bu iş bitmedi

İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda ile birlikte Birleşik Krallık'ı oluşturan dört ülkeden biri olan İskoçya, 1999'dan beri özerk. İskoçya, 307 yıllık hayali olan bağımsızlığı bu referandumda gerçekleştiremese de pes edeceğe benzemiyor. Zira İskoçya'nın ekonomik ve siyasi bağımsızlığı konusunda başlatılan kampanyaların tarihi 300 yıla dayanıyor. BBC editörü Nick Robinson da dünkü analizinde referandumun net bir oy farkıyla sonuçlanmış olmasının hiçbir şeyin sonu olmadığını vurguladı ve "Bu iş bitmedi" dedi. Robinson son durumu şöyle açıkladı: "Halk sözünü söyledi ve İskoçya bağımsızlığı reddetti. Sonuçlar da kampanyanın her iki kampı tarafından kabullenildi. 'Bu iş bitti' diye düşünüyor olabilirsiniz, ama hiç de öyle değil. 1,5 milyon Britanya vatandaşının Birleşik Krallık'tan ayrılma yönünde oy kullanması, İskoçya'nın en büyük kenti Glasgow'da seçmenin çoğunluğunun bağımsızlığı tercih etmiş olması ve Londra'nın kısa bir süre için de olsa referandumu kaybettiğini düşünmesi az bir şey değil…. Bu referandum belki İskoçya'daki tartışmaya şimdilik nokta koymuş olabilir. Ama Birleşik Krallık içinde iktidarın nasıl paylaşılacağı konusundaki tartışmayı yeniden alevlendirmiş bulunuyor. Britanya'nın üç ana akım partisi şimdi sadece İskoçya için değil İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda'yı da etkileyecek kapsamlı bir anayasa değişikliğinden söz ediyorlar."

EDINBURG




Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak



Aylar önce İngiltere'ye gelme kararı aldığımda, İskoçya'nın bağımsızlık referandumuyla ilgili çalışmalar vardı. Kendi kendime, "Mutlaka oraya da gitmeliyim" dedim. İngiltere'ye gelişim netleştiğinde ise, biletimi bir ay öncesinden alarak referandum tarihini, 18 Eylül'ü beklemeye başladım.
İngiltere'nin başkenti Londra'dan İskoçya'nın başkenti Edinburgh'a yolculuğum, 13 saat sürdü. Yol boyunca bağımsızlık şarkıları düşmedi dilimden. Edinburgh'un girişinden itibarense sanki başka bir sıcaklık başladı. Sokakları süsleyen "Evet" yazıları, kente başmbaşka bir hava katıyordu. Bir an kendimi Amed'in, memleketimin sokaklarında dolaşıyormuş gibi hissettim.
İskoç halkının önemli bir kısmı, bütün sıcaklıklarıyla bir türlü varamadıkları bağımsızlığa özlem duyuyordu. Bu sıcaklık, içtenlik ve hasret bana yabancı değildi. Yaşadığımız yerler farklıydı belki; ama hasretimiz aynıydı. Hasretlerin aynı olması, insanlar arasındaki empatiyi, bağı da kuvvetlendiriyor. Dolayısıyla İskoç halkını da en çok bağımsızlıktan yoksun Kürdistan halkı gibi halklar anlıyor. Öyle ki zaten sabahın ilk saatlerinde alanda yer alan grupların başında Katalanlar vardı. Başkentte yaşayan Kürtler de, sayıları çok olmasa da, alana akın ediyorlardı.
Oy kullanma işlemi devam ederken, İskoç halkının görüşlerini almak, duygularını anlamak için Parlamento binası önünde bekleyen kitlenin arasına karıştım. Gelecekle ilgili kaygılarını, umutlarını, heyecanlarını dinledim. Parlamento önünde bekleyen İskoçların önemli kısmı, "Evet"ten yanaydı; ancak "Hayır" diyenler de az sayılmazdı.
"Evet" diyenler, Londra'dan yönetilmenin bütün hayatlarını etkilediğini söylüyor; vergilerin yüksekliğinden yakınıyorlardı. Ayrıca ulusal gururlarıyla ilgili bir tarafı da vardı tavırlarının: Artık Londra'ya hesap vermek istemiyorlardı. "Hayır" diyenler ise, daha hesapçı davranıyordu; söylediklerinde duygudan eser yoktu. Londra olmadan ekonomik olarak ayakta durabileceklerine inanmıyor; uluslarına güvenemiyorlardı.
İki taraftan dinlediğim bir sürü sözle kafam karmakarışık halde, ben de beklemeye başladım referandumun sonuçlanmasını... Sonuçlar ise, biraz da Kürdistani bir hisle, en az iradesini isteyen bir İskoçyalı kadar zoruma gitti. Aklıma ilk gelen, "İskoçlar, William Wallace'a yine ihanet etti!" olabildi.
Edinburgh sokakları, halen hareketli. Referandum bir süre daha pub'ların temel gündemi olmaya devam edecek gibi... Açıkçası, bir Kürdistanlı olarak İskoçların kararı pek hoşuma gitmese de, bir şeyi de serinkanlı biçimde analiz etmek gerekli: İskoçya ve İngiltere ilişkisinde hiçbir şey, artık eskisi gibi olmayacak. İskoçya, yüzde 45 gibi yüksek bir oranda ayrılma istemini ortaya koyarak, bu ortaklıkta eskisinden daha da kuvvetli bir iradeye dönüştü. Önümüzdeki günlerde de daha bağımsız hareket etme iradesine sahip olacak.


ZOZAN YAŞAR / İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi öğrencisi