Paris’teki Charlie Hebdo dergisi katliamından sonra, bir kere daha günün tekerlemesi haline gelen "İslam bu mu?" sorusuna "evet" ya da "hayır" demek, cevap değil kestirmeciliktir. Ancak, iktidar kavgalarının İslam tarihinde kanlı bir ur olduğu da gerçektir. Bu kavgalarda her türlü yalan, dolan ve çürütmecilik İslam'ın özü diye öne sürülmekteydi. Makamlar parmağa takıp çıkarılan yüzükle izah ediliyor, kılıç ucuna takılı Kur’an ayetleri kurnazlığın zaferine dönüşüyordu. Bu entrikalar (takkiye) düğümüne, Kerbela’da bebeklerin kanı bulanmış ve devamında, İslami bölgelerin her biri, ayrı birer kan foşurtusuna dönmüştü.
Kan bahçelerindeki iktidar indi, bindi tahtaravallisinde, Osmanlı Sultanları bile evlatlarını öldürme icazetini İslam dininden türetiyorlardı. Yine, "İslama göre" diye başlayan uydurukçuluk ve yalan kıvırmalarla düşünmek günah, yaratmak büsbütün Allah'a karşı gelmekti.
Bugünküler ise (kimileri daha dün İslam'a geçmiş) en birinci İslam olarak karşıtlarını kalabalıklara linç ettiriyor, Kürtlerin Müslümanlığını geçerli saymıyordu.
Dünün dünyasında ise insanın yaratıcı düşünce rehberliğinde keşifler ve icatlara koşarken, İslam dünyası yaya, yapılacaktı. Gözü kapalı, seyirci bile değildi. Bugün tepe tepe kulllanıyor, ama elektriğin, telefon ve motorun icadında, internetin keşfinde iğne başı kadar katkıları olmadı. Kimse, demir parçasında delik açıp, iğne yaptıklarını hatırlamıyor.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan tıp alanında bulgular keşfeden Persli (İran) İbni Sina ile övünüyordu. Oysa o ameliyatla tedaviye gittiği için, Allah'ın emrine karşı gelmekten mahkum edilmiş, yangında da hayata veda etmişti.
Ezici çoğunluğun aşırı cahil olduğu bir dünyada, (Bir araştırma şireketinin geçen hafta açıkladığı sonuçlara göre, günümüzde TC’sinde bile, nüfusunun yüzde 45’i hayatında eline kitap almamış, her yüz kişiden 29’u gazeteye dokunmamıştı.) neyin uydurma, neyin gerçek olduğunu az kişinin bildiği bir durumdu. Bunu istedikleri gibi kullanıyorlardı.
Kimilerinin bugün yakındığı El Kaide damarı (Ortadoğu'da Müslüman Kardeşler, IŞİD ya da DAİŞ) soğuk savaş yıllarında (1950’den sonra) Batı tarafından, çıkarlarına bekçi olarak yaratıldı.
Din egemenlerinin, kalabalıkları yönlendirme gemi idi. Eski çağların kanlı terörü, çağımızda, "Komünizme karşı, İslam duvarı" adıyla, çıkarlarına bekçilik karşılığında, Hıristiyan dünyanın Batı blokundan güç ve destek alıyordu. "Komünizme karşı, yeşil duvar"dı, adı da. Amerika ve Britanya’nın kontrolündeki CENTO blokunda, Türk devleti, Şah İran’ı, darbeden darbeye rakseden Pakistan bu duvarın en sağlam bölümleriydi. Daha sonra El Kaide’yi doğurup besleyecek Suudi Arabistan ise petro dolarla arkalarındaydı.
Bu rejimler, İslami sloganlarla solcuları, demokrat ve liberalleri "terbiye" etmeye çabalarken, 1970’lerin başında Endonezya’da "İslamın galeyanı" adıyla bir milyon kişi katlediliyor, İran’da Şah istenilen hizmeti veremeyince dini şef (Humeyni) Paris'ten Tahran'a indiriliyor, 1980’de TC’nin rotası Türk-İslam sentezine oturtuluyor, Pakistan’da laik lider Zülfikar Ali Butto, General Ziya Ül Hak tarafından devrilip asıldıktan sonra İslami düzene geçiliyor, Afganistan’da "Allahsız Komünistlere karşı cihat" adıyla Suudi Arabistan’ın finanse ettiği El Kaide sahaya salınıyor, böylece batının çıkarları sağlama bağlanıyordu.
Ama zamanla boynuz kulağı geçiyor, önce İran, sonra Afganistan'a vahşi bir hançer gibi sokulmuş besleme El Kaide kontrolden çıkıyordu. Siyasi islam adıyla besleyip, su başlarına getirdiklerinden hiç birinin, demokrasiye tahammülkar olmadığını, hepsinin demokrasi korkusuyla titrediğini bile bile, şimdi yakındıkları El Kaide’nin TC’deki uzantısını besliyor, güç haline getiriliyor.
El Kaide (IŞİD, DAİŞ) Rojava ve Şengal'de Kürtleri kamalarla kesiyor, mallarını talan ediyor, kadınlarını esir pazarlarında satıyordu. Dünya medyası ve Birleşmiş Milletler raporları TC’nin katillere yardım ve yatakçı diye gösteriyordu.
En ilginci, El Kaide'ye yardım ve yataklık edenler, bu katilleri baskıların tepkicisi diye mazur gösteriyor, 20 Mart 2014 tarihli gazeteler ise TC’de çok az kişinin haritadaki yerini bildiği Nijerya'daki türevi Boko Haram katillerine silah gönderdiğini yazıyordu. MHP bile bu yardıma isyan ederken dönemin Başbakanı sağır, dilsiz kalıyordu. Boko Haramı dünya medyasında en son 2 bin sivili katleden olarak tarihe not ediliyordu.
Paris Katliamı fikir özgürlüğüne suikastti, ellette. Oysa TC’de Kürtler (en son Diyarbakır'da fikrini açıklayanlara polisin kalaslarla saldırması) bunu hep yaşıyordu. TC’nin sabıka kaydında onlarca ölü gazeteci, yazarın kan izi ve havaya uçurulmuş gazete vardı. Gazeteler dün yazar Eser Karakaş, iktidarı eleştirdi diye işinden atıldığnı yazıyorlardı.
Sanatı ve eserleri ile siyasi İslami demokrasisinin ironik kalesi olan ve Roboskî fatihi unvanını taşıyan AKP iktidarı Boko Haram katliamını da kınıyordu.
"İslam bu mu" sorusunun cevabı hanesini ise boş bırakın…