Kur’an ve sünnette savaş, barış ve ateşkesin felsefesi, etiği 2. BÖLÜM



Leyîztim ez li wê kerxê, ku ‘işq her wa didit çerxê

Evînî  rêhte  dil  ferxê, ku wertêm  wê ji Laleş tê.

Feqiyê Teyran


Necran Hıristiyanlarından 60 kişilik bir heyet, Hicret’in 9. yılında Müslüman olup olmamaya karar vermek için Medine’ye gidip Mescit içerisinde Hz.Peygamber ve onun heyetiyle bazı müzakere ve tartışmalarda bulunurlar. Heyetteki bazı ünlüler şunlardır: 

* Din işleri temsilcisi Papaz Ebû Harise

* Siyasi temsilci Abdulmesîh

* Ekonomi uzmanı Eyhem.

İbadet zamanı geldiğinde Hristiyanlar dışarı çıkmak isterse de Hz. Peygamber onlara mescitte ibadetlerini yapmalarını önerir ve onlar da Hz. Peygamber’in mescidi içinde Doğu’ya yönelerek ibadetlerini yaparlar.

Tartışmalardan sonra İslam’ı kabul etmeyen Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında bir antlaşma imzalanır. Ebû Süfyan ve Ðaylan b. Amr’ın şahitlik; Abdullah b. Ebubekir’in de kâtiplik yaptığı bu antlaşmanın maddeleri şunlardır:

1) Hristiyanların mallarına, canlarına, ırz ve namuslarına, ibadetlerine, ayinlerine ve mabetlerine hiçbir şekilde dokunulmayacak.

2) Hiçbir rahip, papaz ve piskopos görevinden alınmayacak; görev yerleri değiştirilmeyecek ve sürgün edilmeyecek.

3) Topraklarına askeri birlik gönderilmeyecek.  

4) Onlara zulmedilmeyecek fakat kendileri de Müslümanlara zulmetmeyecekler.

5) Vergilerini vererek meşru yönetimi tanıyacaklar; bunun karşılığında hakları konusunda hesap sorup hizmet isteyecekler.


Gayrimüslimlere sosyal güvence

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 22. maddesine göre, “Her insan sosyal güvence hakkına sahiptir.”

Hz. Ömer, 1400 yıl önce gayrimüslimlere sosyal güvence hakkını veren uygulamalara imza atmıştır. Örneğin:  

1) Çalışamaz durumdaki gayrimüslimlere maaş bağlamıştır.   

2) Yeni doğan çocuklara 100 dirhem,   

3) Biraz büyüklerine 200 dirhem,

4) Sahipsiz çocuklara 100 dirhem aylık bağlamıştır. 

Ömer b. Abdulaziz, Halife olduğunda şöyle bir genelge yayınlamıştır:

1) Gayrimüslimlere dikkat ediniz ve onlara yumuşak davranınız.   

2) Eğer onlardan biri yaşlanır da geçimini temin edemez hale gelirse onun geçimini sağlamak sizin görevinizdir.   

3) Herhangi biri bir gayrimüslime kötülük yaparsa ona kısas uygulayınız.    

4) Kayıtları yeniden gözden geçirin: Eğer bir Müslüman veya gayrimüslim mali haksızlığa uğramışsa ona hakkını geri veriniz, şayet ölmüşse hakkını mirasçılarına teslim ediniz.


Kürt İslam tarihinden bazı örnekler


* Selahaddin Eyyûbî’nin Êzîdîlere beylik hakkı vermesi:

Büyük Kürt İslam lideri Selahaddîn Eyyûbî, kendi zamanında Êzîdîlere en büyük dini hoşgörüyü göstermiş ve statü tanımıştır. Onun devleti zamanında Suriye’nin kuzeyine ve kuzeybatısına yerleştirilen Êzîdîlere beylik hakkı tanınmış; bu bağlamda başında İzzeddîn Yusuf el-Kurdî’nin bulunduğu Mendî Êzîdî Beyliği’nin sınırları Halep, Kilis ve Antakya arasında geniş bir sahayı kaplamıştır. Êzîdîlere tanınan bu statü ve hoşgörü, Memlûklar döneminde de devam etmiştir.


* Şeyh Ahmed Xeznewî’nin Şengal Bombardımanı’ndan Kaçan Êzîdîlere Sahip Çıkması:

Şeyh Ahmed, Tel Maruf’ta eğitim ve irşat hizmetleri ile meşgul iken Irak rejimi Şengal Bölgesi’ndeki Êzîdîleri yok etmek için bölgeye bombardıman uçakları göndermişti. Bu bombardımandan kaçan Êzîdîlerin aşağı yukarı hepsi Tel Maruf’a gidip Şeyh Ahmed’e iltica etmişlerdi. Şeyh Ahmed oradaki müritlerine verdiği talimatta şunları söylemiştir: “Bu Êzîdîlere sahip çıkıp iyilikte bulunun ve memleketlerine dönünceye kadar maddi ihtiyaçlarını karşılayın!” Şeyh’in bu talimatı aynen yerine getirilir ve Êzîdîlere sahip çıkılır.

Evet, Şeyh Ahmed’den 60-70 yıl sonra bugün tarih tekerrür ediyor ve Şeyh Ahmed’in torunları bugün Rojava’da Şeyh Ahmed’in izinden gidiyorlar ve onun gibi Êzidilere sahip çıkıp yaralarını sarıyorlar.  



Said Nursî’nin görüşleri


İslam ümmetinin Yahudi ve Hristiyanlara düşmanlık besleyip hep onlarla savaş içinde mi yoksa medeni ölçülerde dostluk kurup dayanışma içinde mi olmaları gerektiği, öteden beri tartışma konusudur. Said Nursî’nin bu bağlamda Kürt aşiret mensuplarından birinin sorduğu soruya verdiği cevap, eski düşmanlığın yerini dostluk ve dayanışmanın alması gerektiği yönünde dikkat çekicidir ki, “Demokratik İslam”a da bu açıdan bakmak gerekir. Evet, soru ve cevaplar şöyledir:


Soru: Kur’an’ın “Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin” ayeti Yahudi ve Hristiyanlarla muhabbeti yasaklıyor. Bununla beraber nasıl “dost olunuz” dersiniz?

Evvela bu yasak, Yahudilerin ve Hristiyanların ayinlerine ve inançlarına duyulan muhabbetle ilgilidir. İkincisi, asr-ı saadette (yani İslam’ın ilk döneminde) büyük bir dini inkılap meydana geldi. Bu inkılap bütün zihinleri dine çevirdiği için muhabbet ve düşmanlık da o noktada toplanmıştı. Onun içindir ki gayrimüslimlerle muhabbetten münafıklık kokusu geliyordu. (Yani kişinin kendisinde, “Acaba ben münafık mı oldum ki Yahudi ve Hristiyanlarla dostluk kuruyorum?” düşüncesi veya çevredeki Müslümanlarda, “Acaba falanca münafık mıdır ki Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmuş?” endişesi vardı.) Lakin şimdi dünyada büyük bir medeniyet devrimi vardır. Bugün artık bütün zihinleri zapt eden ve bütün akılları meşgul eden şey medeniyet ve terakkidir.


Soru: Gayrimüslimlerle nasıl müsavi (eşit) olacağız?

Eşitlik fazilet ve şerefte değil, hukuktadır. Hukukta ise herkes eşittir. Acaba “Karıncaya ayak basmayınız” deyip ona işkence yapılmasını yasaklayan bir şeriat, nasıl insanoğlunun hukukunu ihmal eder? İmam Ali ile sıradan bir Yahudi’nin ve iftihar kaynağınız olan Selahaddin Eyyûbî ile miskin bir Hristiyan’ın eşit şartlarda mahkemelik oluşlarının sizin bu yanlışınızı tashih edeceğini zannediyorum.


Soru: Ermeniler bize düşmanlık yapıp hile ve ihanet ediyorlar. Nasıl dostluk üzerine ittifak edeceğiz?

Düşmanlığın sebebi olan istibdat öldü. İstibdadın ortadan kalkmasıyla dostluk hayat bulacak. Size şunu kesinlikle söylüyorum ki, bu memleketin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak etmeye ve dost olmaya vabestedir. (vabestedir: bağlıdır)

Said Nursi Alevilikle ilgili de birleştirici bir söylem kullanmış; “Ehl-i beyt muhabbetini meslek yapan Aleviler ne kadar ifrat da etse, Rafizi de olsa, zındıkaya, mutlak küfre düşmez” diyerek bu noktada Sünnilerin Alevilere karşı olan dışlayıcı tutumlarının yanlışlığına dikkat çekmiş ve Dêrsim faciasına duyduğu tepki, Alevi aydınlarımız tarafından da takdir edilmiştir. Onun şu çağrısına Sünnilerle Alevilerin birlikte olumlu karşılık vermeleri gerekmektedir: “Ey Ehl-i Sünnet ve Aleviler! Çabuk bu manasız anlamazlığı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki zındıka akımları birinizi öbürü aleyhinde bir alet olarak kullanacak, onu mağlup ettikten sonra dönüp o aleti de kıracaktır.”


Demokratik İslam


PKK Lideri Abdullah Öcalan, 10-11 Mayıs 2014 tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik İslam Kongresi”ne ilk gün gönderdiği mesajın bir paragrafında şuna dikkat çekmektedir: 

“Özellikle İslam’ın iki büyük merkezi olarak kendini günümüze de dayatan iktidarcı Arabi, Selefi akımlarla İrani Şia akımların devletçilik bağlamında yol açtıkları büyük tahribatlara karşı mekan, halk ve demokrasi merkezli kavramlarla mücadele bayrağı açmayı, aynı dinin özündeki doğruya sadakatle bağlı olmanın gereği saymaktayım. İki iktidarcı devletçi merkeze karşı demokratik ve mekan merkezli karşı çıkışların en büyük toplumcu ahlaki ve politik ifadesi olarak İslami yanıt aramayı, bulmayı ve iradeleştirmeyi kongrenizin en temel görevi saymakta ve selamlamaktayım.”

Selahaddin Eyyûbî’nin özel katibi ve müsteşarı olan İbn Şeddad, “en-Nevadiru’s-Sultaniye” adlı eserinde şunları yazıyor: 

“Gayrimüslimin kanı da olsa çocukları insan kanını akıtmak üzerine yetiştirmek ve onları kana alıştırmak, Selahaddîn’in İslam anlayışında yoktu. Bir gün çocukları bir gayrimüslim esiri öldürüp kanını akıtmak için Selahaddîn’den izin istediler. Fakat Selahaddîn buna çok kızdı. Ben sebebini sorunca da şöyle cevap verdi: Daha küçük yaşta insan kanını akıtmaya alışmamaları için buna izin vermedim. Çünkü bu çocuklar bugün gayrimüslimin kanını akıtmaya alışırlarsa yarın Müslüman’ın kanını akıtmaktan da çekinmeyeceklerdir”. 

Evet, bir taraftan bunu söyleyen ve tarihte en büyük Sünnî lider olarak kabul edilen Sultan Selahaddin’in İslam anlayışına bakalım; bir de Sünnilik adına hareket ettiğini söyleyen ve tutsak ettiklerini ellerine kılıç ve tabanca verdikleri 10 yaşlarındaki çocuklara infaz ettirip daha bu yaşlarda onları kana alıştıran DAİŞ’in İslam anlayışına bakalım. Bir taraftan Halep ve Nizip arasında Êzîdîlere özerk bir alan tahsis eden Sünni lider Selahaddîn’in İslamî anlayışına bakın, bir de Sünnilik adına Êzîdî erkeklerin başını kesip kadınlarını çarşılarda cariye diye satan DAİŞ’in İslamî anlayışına! Bugün Êzîdîlerin kadınlarını satanlar, yarın fırsat bulurlarsa Alevilerin ve kendilerinden olmayan Sünnilerin de kadınlarını cariyeleştirip satmaktan çekinmeyeceklerdir.

Said-i Nursî ya da Said-i Kürdî, Tillo’da inzivada iken kendisine getirilen çorbanın suyunu içiyor ve danelerini de orada yuva yapan karıncalara veriyordu. Sebebini soranlara verdiği cevap şudur: “Çünkü karıncalar cumhuriyetçidir ve ben de cumhuriyetçi bir Müslümanım.” Dolayısıyla bundan anlıyoruz ki Müslüman vasfının önüne “cumhuriyetçi” kavramını veya İslam isminin önüne “demokratik” vasfının getirilmesi, İslam’a aykırı değildir. HDP, Sünni Müslüman’ın hakkı gibi Alevi’nin, Êzîdî’nin ve diğer tüm inanç mensuplarının da hakkını tanıyan böyle bir İslam’ı benimsiyor.   BİTTİ