MHP-Maraş Katliamı, AKP -Ankara Katliamı!
Bunu şöyle de okumak gerekir: Türkçü İslamcı=Maraş katliamı, İslamcı-Türkçü=Ankara Katliamı!
Öncelikle vurgulayalım: Roboskî, Amed mitingi, Suruç, Cizre ve Ankara Katliamlarının emrini veren doğrudan Erdoğan ve gladyosudur. Roboskî'de hava pilotlarınına vur emrini Genelkurmay aracılığıyla verdi. Cizre'de özel hareket polisi eliyle 21 canı katletti. 6-8 Ekim 2014'te 40 aşkın insanımızı ise polis ve Hizbulkontra eliyle katletti. Dolayısıyla Roboskî Katliamını askere, Cizre ve 6-8 Ekim katliamlarını polise yaptırdı.
Fakat saydıklarımızdan diğerlerini, MİT aracılığıyla IŞİD içinden devşirdiği, yönetip yönlendirdiklerine yaptırdı. Katliam'da IŞİD'çi canileri kullanmasına bakarak, Erdoğan cuntasını, yalnızca canilere gözyuman yardımcılıkla suçlamak, katilamlar serisini bize yaşatan Erdoğan'ı aklamak demektir.
Aklama niyeti taşımadan da, Erdoğan gladyosunun katliamlardaki rolünü sınırlamak, nesnel olarak aynı anlama geliyor.
Erdoğan ve generaller Kürtlere ve sosyalistlere saldırıda temel müttefikler. Yanlarına MHP ve Ergenekoncuları almış, arkalarına belli ölçüde CHP'yi bağlamışlar. Fakat vurgulamak gerekir ki bu faşist ittifakın öncüsü Erdoğan cuntasıdır. Katliamları doğrudan planlayıp uygulatan bu cuntadır.
Bu katliamlarda, İslamcı-Türkçü ideolojinin halklara düşman ve antidemokratik karekterinin barbarlıktaki düzeyini görüyoruz. Tarihte bu, nüanslarla Abdülhamid çizgisiydi. Erdoğan "bunlar Abdülhamid hakana da diktatör diyorlar" sözleriyle bu mirası savundu da.
Bunda anlaşılmayacak ne var? Sorusu sorulabiir. Fakat unutmayalım, politik İslamcı hareket cumhuriyet tarihi boyunca DP-AP gibi parti ve iktidarların yedeğinde yeraldı. Devlet tarafından desteklendi ama devleti yöneten değildi.
Daha önemlisi, politik İslamcı hareket ABD ve DP-AP tarafından "yeşil kuşak" konseptiyle birkaç on yıl kullanılmıştı. 1969 Kanlı Pazar, MTTB'lilerin devrimci öğrenci hareketine saldırganlığı politik İslamcı hareketin kanlı eseridir. Ama belirtmek gerekir ki, 1970'lerin başından itibaren, devrimci harekete karşı şiddet kullanmaktan ve temel hedef almaktan vazgeçip örgütlenmesini geliştirmeye koyuldu. 90'larda Sivas Katliamında katil olarak yeniden kullanıldı.
Sonraki süreçte hükümete gelmek için, halkların demokratik güçleriyle ılımlı ve uzlaşıcı oldu. Liberalleri, "yetmez ama evet"çileri yedekledi. Generallerle daha çok uzlaştı. 28 Şubatçıların hükümetten indirmesi karşılığında, TÜSİAD ve generallerle daha çok uzlaştı. Yol ayrımında TÜSİAD ve generallerle işbirliğine geçişin ürünü AKP oldu.
AKP hükümette kalabilmek amacıyla, değişik güçleri yedeklemek için "demokrasi" vaatlerini dile getirmekten geri durmadı. Bu yönde AB'ci ve TÜSİAD'cı "değişim" çizgisinin temsilcisi olmayı denedi. Kürt sorununda "çözüm süreci", diyalog denemesi bunun bir parçasıydı.
Fakat iktidarda baskın hale geldikten, 2010'dan sonra, geçmiş faşist sistemi, küçük çaplı yumuşamalarla devam ettirdiği gibi, katliamları sistemleştirmeye başladı. Gerçi Erdoğan daha önce "çocuk da kadın da olsa gerekeni yapın" diyerek Kürt halkımıza yönelik ölüm emri vermişti. Amed-Koşuyolu Parkı'nda ajanlarına bombayla 10 canımızı alan kitlesel katliam yaptırmıştı. Fakat kitle katliamlarını 2011'deki kirli savaşla sürekliliğe çıkardı, devam ettiriyor.
Burjuva demokrasisi yönünde makyaj kabilinden değişiklikleri bir yana bıraktı. Polise, MİT'e öldürme yetkisini artırdı. Vali ve kaymakamlara sıkıyönetim rejimi ilan yetkisi verdi.
Kürt sorununda diyalogdan vahşi ve kitlesel katliamları kapsayan bir kirli savaşa, Türkiye'deki mücadeleye karşı vahşi kitlesel katliamlara geçti.
Erdoğan-AKP şahsında politik İslamcılar, aptestli kapitalistler olarak, vahşi sömürü biçimlerini, rakiplerinin sermayesine iktisadi elkoyma yöntemlerini, kent rantına çullanmayı, rüşvet almayı gözüdönükçe uyguladılar. Bunu kapitalizme kitle desteği sağlamanın, istikrar kazandırmanın primi olarak görüyorlar.
Bütün bunlara kaba ve incesiyle yalan imparatorluğu ve medyaya elkoymayı eklediler. Ama yalanlarını benimsetmeyi ve seçim almayı başaran çok geniş örgütlenmeyi, önemli bir kitleyi fanatikçe bağlamayı, gerçekleştirdiler. Şimdi Osmanlı Ocakları ve mafya örgütlenmesini daha önemlisi de IŞİD ve diğer içsavaş örgütlerini içte dışta vurucu güç olarak kullanıyorlar.
Kapitalist sömürü acımasızlığıyla, İslamcı-Türkçülüğü ve acımasız devlet militarizmini, dışta yayılmacı savaşçılığı birleştiren faşist diktatörlüğü uyguluyor ve geliştiriyorlar.
Baştaki kıyaslamay dönersek, MHP'li, MC'li faşizm, Türkçü-İslamcı faşizm, halklarımızın demokratik ve devrimci güçlerini çok katletti. Maraş, 1 Mayıs ve Çorum gibi kitle katliamları da yaptı. Maraş'ta çocuk da katletti. Yine de kitle katliamlarını süreklileştiremedi. Fakat İslamcı-Türkçü olarak Erdoğan-AKP faşizmi kitlesel katliam ile çocuk katletmeyi süreklileştirecek kadar faşizmini azdırdı. Faşist barbarlıkta MHP'yi de geçti.
Emekçi halklarımız ve demokratik güçler her iki biçimdeki faşist barbarlık altında yaşamaya mahkum değil, özgürlükleri kazanmaya layıktır. Dünya halklarının eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle kolkola halklarımız direnecek, Erdoğan'ın barbar faşist diktatörlüğüne tarihin çöpsepetine atacaktır.
1 Kasım seçimlerinde HDP etrafında kazancağımız başarının Erdoğan'ı hüsrana uğratması direnişimizin kitle desteğini artıracak, çekeceğimiz acıların büyümesini önleyecektir. Seçimde, kitle militanlığında, barikatta ve hesap sormada kararlı olacağız, Erdoğan diktasının sonunu yaklaştıracağız. Saraylara savaş halklara barış mücadelesine inancımızla ilerleyeceğiz. Kaybettiğimiz canlarımızın anısı da bunu gerektiryor.