İslam dünyasında insan hakları, Kuran ayetlerinin tebliği ile birlikte başlamıştır. Tebliğ edilen ayetler ile hukuki güvence olarak kurallar getirilirken uygulama da bu temelde gelişmiş/geliştirilmiştir.
Medine vesikası ve Veda Hutbesi bu kuralların formüle edilmiş halidir.
„Haklar ve hürriyetler yaratılıştandır“ kuralı, doğal hakların dokunulmazlığını ifade eden İslam dininin temel bakışıdır.
Yaşam, mülkiyet hakkının dokunulmazlığı, kanun önünde eşitlik, seçme ve seçilme hakkı, öğrenme ve öğretim hakkı, zalim muamelelere karşı korunma hakkı, din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve ifade hürriyeti gibi temel hak ve hürriyetler, bir taraftan hukuk (fıkıh) kuralları ile korunurken diğer taraftan da uygulama biçimi olarak hayata geçirilmiştir.
Rabbimizin bizlere bağışladığı bu haklar nedeniyledir ki bizlere sorumluluklar ve görevler de yüklenmiştir. Diğer bir ifadeyle insan hakları „haklar-görevler manzumesidir“.
Örneğin; can dokunulmazlığı bir haktır, ama cana kıymamak da görevdir.
a. „Adâleti gerçekleştirme dışında Allah’ın saygıya layık kıldığı cana kıymayın. Isra 33.
Haksız yere bir cana kıymak bütün insanların canına kıymak gibidir. Maide 32.
b. Mesken dokunulmazlığı bir haktır, fakat izin almaksızın konutlara girmemek de bir görevdir. Haklar görevleri, görevler de hakları doğurur.
Haklar ve özgürlükler, yaratılıştan gelen fıtri bir olgu olduğu için, Kur’ân ve Sünnet’te daha çok görevler olarak öne çıkarılmıştır.
„Ey iman edenler! Kendi evlerinizin dışındaki evlere, sahipleriyle kaynaşıp izin almadan bir de ev sakinlerine selâm vermeden girmeyin...“ Nur 27.
c. Mal edinme bir haktır.
„Ey inananlar! Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin, heba etmeyin...“ Nısa 29.
d. „Dinde zorlama yoktur’ Bakara 256.
(Baskı ile inançları kabul ettirme yoluna gitmeyin)...“
„İçinizden dininizin olgun aklın ve ilmin verilerine (marufa) çağıran ve zıtları olan (münker)’den sakındıran bir topluluk oluşsun: örgüt ya da cemaat bulunsun...“ Ali İmran 104.
„Biz burada canı, malı, aklı, dini ve nesli korumanın bütün Peygamberi şerîatların ana hedefi olduğu gerçeğini anlatmaya çalıştık“
Bu zaviyeden baktığımız zaman, şöyle bir soruyla muhatap olacağız.
Eğer İslam dini bu hakları tanımışsa, neden İslam alemi denilen coğrafyada en fazla insan hakları ihlali yaşanıyor?
Bize göre Peygamberin vefatından sonra, İslam kendi ana kaynağı Kuran’dan uzaklaştırıldı ve eski cahiliye anlayışlarına tekrar rûcu edildi. İbadetler bölümü sürekli vaz edildi, insan hak ve hürriyetlerini koruma, adalet ve paylaşım rafa kaldırılarak Kuran’i ve Sünneti olan İslam katledildi. Katledilen İslam’ı yeniden ruha kavuşturmak bu haklar için mücadele etmekle ve mücadele edenlere yardım etmekle gerçekleşebilir.
Bugün İslam alemi diye tabir edilen topraklarda ne canın, ne malın, ne neslin, ne inancın, ne meskenin hiç bir güvencesi yoktur.
Mücadelemiz Müslümanlar olarak bu hakların yerleşmesi ve bu sorumlukların yerine getirilmesidir. Bunun dışındaki inanç davaları ve tarafgirliği sadece bu hakları ihlal eden zalimleri güçlendirecektir. Türkiye, Irak, Suudi ve İran’ın durumu ortadayken, kendine Müslüman’ım diyen cemaat parti ve cemiyetlerde bu zalimlere kuyruk olmanın dışına çıkamamaktalar.
İnsanların yaradılıştan dolayı değer gördüğü bir din ve dünya duasıyla.