
Demokratik İslam Kongresi katılımcılarından yazar Yavuz Delal, konferansın amacının yeni bir din yorumu oluşturmak olmadığını, İslam adına yapılan yanlış yorumlarla şiddeti meşru kılmaya çalışan ve katliamlar gerçekleştiren çevrelere yine İslam’ın özü itibari ile karşı koyuşu topluma iletmek olduğunu söyledi.
Öcalan’ın önerisi üzerine hafta sonu Amed’de toplanacak ve iki gün sürecek olan Demokratik İslam Kongresi’nin hazırlıkları son aşamaya geldi. Medine Sözleşmesi çerçevesinde yürütülecek tartışmalarla İslam’ın özünün yaşatılması ve İslam’ın demokrasi, hukuk ve özgürlükle ilişkisinin masaya yatırılacağı konferansın katılımcılarından yazar Yavuz Delal, kongreye ilişkin görüşlerini paylaştı.
Ütopik değil rasyonel
Kürt siyasetinin uzun zamandır inanç konusu üzerine eğildiğini ve bir takım çalışmalar içine girdiğini aktaran Yavuz Delal, “Öcalan’ın önerisi üzerine Demokratik İslam Kongresi adıyla bir faaliyet çalışması içine girildi. Bu, ütopik bir misyon değil, rasyonel ve oldukça önemli bir misyondur” dedi. Kongrenin amacının yeni bir din yorumu oluşturmak olmadığını belirten Delal, İslam adına yapılan yanlış yorumlarla şiddeti meşru kılmaya çalışan ve katliamlar gerçekleştiren çevrelere yine İslam’ın özü itibari ile karşı koyuşu topluma iletme amacının olduğuna dikkat çekti.
Nasıl bir karşı koyuş?
El Kaide gibi örgütlerin Ortadoğu’da İslam adına ciddi katliamlara giriştiğini hatırlatan Delal, “Bu girişimler ve şiddet yorumları ciddi bir tedirginlik yaratmış durumda. Maalesef ciddi katliamlar yaşanıyor. Bunlar da gerçekleştirecek olan konferansa ciddi deliller sunmuş. Acaba İslam sadece bu yorum üzerine mi okunmalıdır yoksa başka yorumları da var mıdır? Şiddet içeren yorumlara, İslami kurallar içerisinde nasıl bir karşı koyuş geliştirilebilir? İslam, şiddete dönük yorumlara ne tür deliller veriyor ki bunlar, bu yönlü uygulamalara gidiyor? gibi başlıklar üzerinden tartışmalar yürütülecek” dedi.
Medine Sözleşmesi’ne değinen Delal, sözleşmenin, toplumların arasındaki sorunların giderilmesi açısından model olarak alınmasının önemine vurgu yaptı.
Önemli olan demokratik alan
Delal, kongrenin çalışmasının İslam’ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim’deki, “savaş ve barış hukuku, kadın, ezen ezilen ilişkisi, hak ve adalet söylemi” gibi kavramların ortaya çıkarılması ve topluma bu doğrultuda gidilmesi noktasında önemli olduğunu kaydetti. Kürt Özgürlük Hareketi’nin yürüttüğü bu projenin farklı çevrelerce farklı yorumlanabileceğini işaret eden Delal, şunları söyledi: “İnsanlar çok sekter yorumlara da ulaşabilir. Ilımlı yorumlara da ulaşabilir. Önemli olan bunları demokratik bir alanda yaşatabilmek. Bir diğer yorumu yok etmeye yönelmiş bir yorumun İslam’ın özü ile bağdaşmayacağı zaten açık. Gerek İslam’ın hak ve adalet arayışı, gerek Medine Vesikası üzerinden ortaya çıkan entelektüel tartışmalar, bunların çok uzağında değil ama maalesef aktüel ya da politik çıkarlar, grup çıkarları bir takım emellere hizmet için bunu kullanma yoluna gidebilir.”
Öcalan ilk siyasi liderdir
Demokratik İslam Kongresi’nin bir ilk niteliği taşıdığını belirten Delal, Öcalan’ın önerisini hatırlatarak, “Siyasi bir liderin Medine Vesikası gibi İslami bir modeli, siyasette yararlanabileceği bir model proje; toplumsal sözleşmenin temel dinamiklerini belirleyecek imkanlara sahip bir model olarak sunuyor olması bir ilktir. Medine Vesikası özellikle ilk kez ortaya atılmış bir konu değil fakat ilk kez bir siyasi lider açık bir biçimde, bunu bir model olarak alın ve tartışın, diyor. Anayasal tartışmanın içerisinde bundan da yararlanın diye ciddi bir öneriye şahit olmadım” değerlendirmesini yaptı.
Hareket tıkanıklığı fark etmiş
Delal, Kürt Özgürlük Hareketi’ni çabasını da şöyle izah etti: “Kürt siyaseti, kibir içerisinde değil, hem kendi hem de bölge siyaseti için bir tıkanıklığı fark etmiş ve bu tıkanıklığı aşmak için bir takım faaliyetler içine girmiş. Bu bakımdan, doğruluğu yanlışlığı, iyiliği ya da kötülüğü tartışılabilir ama bunun üzerine birtakım projeler gelişmekte. Türkiye’deki bütün siyasi kurumlar, Kürt siyasetini iyi izlemesi gerekir. Kürt siyaseti, kurumsallaşmaya doğru gidişini tam anlamıyla normalleştirdiğini de bu şekilde göstermiş oldu.”
KADRİ ÖZKAN/DİHA/İSTANBUL
Farklı inançlar da katılıyor
Demokratik İslam Kongresi’ne bölgede yaşayan farklı kimlik ve inançtan haklar da katılarak taleplerini dile getirecek. Mardin Süyani Birliği Başkanı Yuhanna Aktaş, bu topraklarda din üzerinden halklara büyük travmalar yaşatıldığını ve bu anlamda kongrenin önemli olduğunu belirtirken, Abuzet Bilek adlı Ezîdî yurttaş ise, “Önder Apo sayesinde topraklarımıza geri gelebiliyoruz. Dinler artık bir nebze bir birine saygı duyuyor” dedi.
Mardin’de yaşayan farklı inanç ve kimlikten halklar da konferansa katılacak. Farklı inanç ve kimlikteki katılımcılar, konferansta “Müslümanların, gayri Müslimlere karşı şuanda sergiledikleri tavırları, anlayışları ne olmalıdır? İslam’ın diğer dinler ile olan hukuku yeniden oluşturulmalıdır” diyerek taleplerini aktaracak. Konferansın bugüne kadar yapılmamış olmasının büyük bir eksiklik olduğunu dile getiren Arap Birliği Derneği Başkanı Mehmet Ali Aslan, yaşanan bu eksikliğin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından görülmesinin büyük anlam taşıdığını kaydetti. “Ortadoğu’da Türkiye ve bölgede, Osmanlı’dan bu yana sürekli din istismarı yapılmıştır. Din adına farklı inançlar birbirine vurduruldu” diyen Aslan, bu kongre ile doğru bir dini anlayış ve dinin realitesini ortaya koymak gerektiğini söyledi.
Hilful Fudul’un yeniden
Ciddi bir referans olan Medine Sözleşmesi ile Hilful Fudul’un göz önüne alınması gerektiğini söyleyen Aslan, şunları dile getirdi: “Bu 2 sözleşme İslam dinin ortaya çıktığı dönemde halkların, dinlerin barış içinde yaşaması içindi. Bu sözleşmelere göre yaşayıp kongrede sorunlara bu doğrultuda çözüm getirmeli. Özelikle farklı mezhepteki insanların, gerçek anlamda İslam dini üzerine tartışmaların yürütülmesini istiyoruz. Çünkü bütün dinlerde, farklılıkların korunması esastır. Bu anlamda her halkın delegelerinin kongreye katılarak tartışmasını istiyoruz.”
Kurumsallaşmaya gitmelidir
Bugün Rojava’da din istismarı üzerinden halklara ve orada gerçekleşen devrime karşı savaş yürütüldüğünü hatırlatan Aslan, bu yaşananların kongrede yürütülecek tartışmalarla aşılacağını ifade etti. Kongrede azınlık durumunda olan dinler için pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğine işaret eden Aslan, “Müslümanların, gayri Müslimlere karşı şuanda sergiledikleri tavırları anlayışları ne olmalıdır? Bu kongrenin adı ne kadar Demokratik İslam Kongresi ise de İslam’ın diğer dinler ile olan hukuku da vardır. Bu yönüyle diğer dinler bu kongrede söz sahibi olmalı. Bu kongre, siyaset ve politikadan uzak insanların elinde kurumsallaşmaya gitmelidir. DTK bünyesinde kaybolmaya yüz tutan inançlar kurumsallaşıp büyümelidir. Dünyadaki bütün kanat ve din alimleri bu kongrede yer almalı” diye konuştu.
Hıristiyan kongresi de
Aslan, hafta sonu gerçekleştirilecek kongrenin ardından Hıristiyanların da bir kongre yapması gerektiğini ifade etti.
Bu kongreden çok şey beklendiğini dile getiren BDP Midyat İlçe Yöneticisi Süryani Siman Poli ise, “Geçmişte İslam adı altında Hıristiyanların kafaları kesilip tabağa koyan zihniyet bitmeli” diyerek, bu zihniyet nedeniyle bölgede uzun yıllardır halkların bir birine kırdırıldığını hatırlattı.
Yüzleşme olmalı
Poli, İslam dini adı altında yapılan yanlış pratikler ele alınıp tartışılmadığı sürece bu kongrenin amacına ulaşamayacağının altını çizerek şöyle devam etti: “Bunun için bu kongre bir mecburiyettir. Mardin bölgesinde daha önce binlerce Êzidî varken, şu anda bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdalar. Ne oldu bu insanlara? Niye kaçtılar? Kongrede, kaçırılan, katledilen, Müslümanlaştırılan halklarla yüzleşmelidir.”
Poli, kongrenin dinler arası demokrasiye vesile olması dileğinde bulundu.
Toplumsal barışa vesile
İslam dininin suiistimal edilmesine karşı yapılacak bu kongrenin büyük önem taşıdığını dile getiren Mardin Süryani Birliği Başkanı Yuhanna Aktaş da, toplumsal barışın sağlanmasına vesile olacağını ifade etti. Aktaş, “Bu anlamada da kongreyi canı gönülden destekliyoruz” dedi. Bu topraklarda din üzerinden halklara büyük travmalar yaşatıldığını kaydeden Aktaş, bu halkların başında ise Süryanilerin geldiğini vurguladı. “DTK tarafından yapılacak kongreye travma yaşamış halkların katılım göstermesi büyük bir anlam ifade eder” diyen Aktaş, şunları ekledi: “Çünkü kongrede alınacak kararlar, bölgede halen yaşama tutunan Süryanileri için önemlidir. Sayın Öcalan mevcut İslam dinini yönetenlerin halkların geleceğini tehdit ettiğini görerek özelikle bu Demokratik İslam Kongresi’ni önerdi.”
Mezopotamya haklarının birlikte yaşama kültürünü geliştirmesi gerektiğini ifade eden Aktaş, “Sonuçta kongrede alınacak karalar ile bir hukukun teminat altına alınması lazım” diye konuştu.
30 yıldır sürgün hayatı
Yıllar önce inancına yönelik baskılardan dolayı kendi topraklarından ayrılarak Almanya’ya göç etmek zorunda kalan Êzidî Kürtlerden Kadife Bilek, yaşadıklarını aktararak, “Almanya’da yaşayan halklar çocuklarından daha fazla bize baktı. Ama hep yüreğimiz gözümüz topraklarımızdaydı. Bu topraklarda doğduk. Ölülerimiz her şeyimiz buralarda. 30 yıllıdır Almanya’da sürgün bir hayat yaşıyoruz. Topraklarımıza misafir gibi gelip eş ve dostlarımızı gördükten sonra gurbete geri dönüyoruz” dedi.
Birlikte yaşamak istiyoruz
İnançları nedeniyle hor görülmedikleri taktirde topraklarına dönmek istediklerini söyleyen Bilek, şunları aktardı: “Allah hepimize bir dünya verdi. Demokratik bir şekilde birlikte yaşamak istiyoruz. Yaşadığımız topraklarda birbirimize haksızlık yapmamalıyız. Hıristiyan, Müslüman, Ezidi, Ermeni demeyip Allah’ın dünyaya getirdiği bütün kullar olarak birlikte yaşayalım. Bir birbirimizi katletmeye devam edersek bu hayatın ne anlamı olur?”
Bilek, çocuklarının farklı bir dine mensup oldukları için okula gidemediklerini ve geçmişte yaşanan sorunların bugün de devam ettiğini vurguladı.
Kongreden ne bekliyorlar?
Bu kongrede yaşadıkları bütün haksızlıkların masaya yatırılması gerektiğine dikkat çeken Bilek, beklentilerini şu şekilde sıraladı: “Bu kongrede yapılan tartışmalarda bütün inançların değerlerine saygı duyan bir ortam yaratılmalı. Kongrede Müslümanlar tarafından alıkonulan topraklar, ev ve ibadethanelerin geri verilmesi sağlanmalı.”
Abuzet Bilek adlı yurttaş ise, “Bugüne kadar toplum içinde kendimize Êzidî bile diyemiyorduk. Ama Önder Apo sayesinde bugünlerde birçok imkânımız oldu. Kürt özgürlük mücadelesi sayesinde biz de artık kendimizi ifade ediyoruz. Önder Apo sayesinde topraklarımıza geri gelebiliyoruz. Dinler artık bir nebze bir birine saygı duyuyor” dedi.
Çarşamba Sor sorulsun
Êzidîler olarak Federe Kürdistan’ın kurulmasında büyük rol oynadıklarını ifade eden Bilek, şunları hatırlattı: “Her yıl Federe Kürdistan’da kutladığımız Çarşamba Sor’un bu yıl kutlanmasına neden izin verilmediği kongrede sorulsun. Şu anda kutsal bayramımızı kutlamamıza neden izin verilmiyor. Gurbette kutladığımız bayramımızı halen topraklarımızda neden özgür bir şekilde kutlamadığımız sorulmalıdır.”