Türk ordu birliklerinin kuşatması altındaki Kürt şehirlerinde, yürüyen her canlıya ateş ediliyordu. IŞİD İslamı, harabe şehirlerin molozları arasında, vahşetin kolcusuydu.

Kuşatılmışlıkta, Kürt ve Hıristiyan medeniyetinin ayak izleri tahrip ediliyor, silinmeye çalışıyordu.

Kendini Başbakan sanan Ahmet Davutoğlu adındaki biri de, o az gelişmiş, masal çağında kalmış beyniyle yalan üstüne bindirilmiş yalanla dünyayı kandırıp dolandırmaya çıkıyor, Kürdistan’ın tarihinden bir çakıl, uygarlığının kırıntısı, halkının özgürlüğü için hayatını veren çocuklarını, Kürt tarihi mekanlarını tahrip etmekle suçluyordu.

Utanmaza bakın siz, halk ve ülke fedaileri, kendi değerlerini feda edecek!..

 IŞİD sloganlı barbarlık Kürdistan tarihini topa tuta dursun, Cizre’de, çoğu şarapnel parçalarıyla yaralanmış 28 sivil, günlerden beri, bir apartmanın bodrum katında mahsurdu. Binanın bulunduğu alan Türk ordusu ve değişik kılık, kıyafetli savaş birliklerinin kontrolünde olduğu için, savaşın insani kuralları, geçerli değildi. 

Yaralıları almak için, beyaz bayraklarla binaya yaklaşan analara ateş açılıyor, yanaşan ambulanslar tank atışlarıyla uzaklaştırılıyordu. İslamo Faşist yayınlar, "orada ölecekler" anonsları yaparken, kendini Başbakan sanan Davutoğlu da "teröristlerin ateşi yüzünden, yarlılar alınamıyor" yalanıyla, Faşizmi insani yüzünü gösteriyordu.  

En son yaralılardan 7’sinin hayatını kaybettiği duyulmuş, bundan sonra irtibat kesilmiş, ardından Türklerin binaya girip, sağ ve yaralı herkesi katlettiği söylentileri yayılmaya başlamıştı.

Bu satırları yazmadan önce, ulaştığım son emarelerle durum, Nazileri bile aratıyordu. Ulaşılmasına izin verilmeyen ölüm bodrumu sessizdi.  

Oysa, Paris'i işgal eden Nazilerin, Katalanya'yı kuşatan Franco’cular, Libya çöllerinde savaşan faşistler bile, yaralılar ve sivillerin tahliyesini engellemediler.

Ne yapacaksınız ki, eli kalkmaz yaralıyı, silahsız sivili katletmek en kolay zaferdir, bunlar için. Dün öyle, bugün de böyledir, haller…  

Ataları "Zilan deresi leba leb insan cesetleriyle doldu" diye övünüyorlardı, sivil katliamla. Ağabeyleri daha dün, yaralıları helikopterlerle aşağıya atıyorlardı. Ölü kadınlara tecavüz erkeklik, cansız bedeni soyuculuk kazançtı.

İslamo Faşistler Kemalistleri kötüleyerek kendilerini akpak göstermeye çalışıyorlar ama, onlar zalim, zulümkar da olsa, her şeye rağmen, kendileriyle yüzü göz olmuş sahtekar, yalancı, kasa hırsızı paçoz, paçavra değillerdi.

Kemalistlerin görünüşü kurtaran belli bir düzeyleri, modern kaliteleri, hatta utanma, arlanma duyguları vardı.

Söz gelişi, Kemalistlerin en büyüklerinden İsmet Paşa’yı ele alırsak. Hakkında, her türlü suçlama öne sürüldü, ama hiç kimse, onun için "kasa soyguncusu hırsız" diyemedi. Polis baskını ihtimaline karşı, evinde istiflediği çalıntı parayı gece yarısı kamyonlara yükleyip bilinmezlere kaçırdığını görüp, duyduğunu, söyleyen de çıkmadı.  

Paşa kendi halkını soymayacak kaliteli bir adamdı.

Kürt düşmanlığı, Kemalistlerin de temel güdüsüydü. Kırım ve işkence onların da adaletiydi.

Ancak, Kemalist rejimin kırım kanunları, Sıkıyönetim kuralları vardı. Bunların kanunu ise dil ucunda kıvrıla, döndürüle şekiller alan yalanlar helezonu...

Bunlar, yalnızca her konuda hemhal oldukları kendi halkını atpal yerine koymuyor, dünyanın gözü içine bak baka yalan söylüyor, güneş altında ışıldayan gerçeği tersine çeviriyorlar.

Kıt kısa aklıyla, orta yerde topaç gibi yalpalayan Ahmet Davutoğlu, Kürdistan'dan getirtip sivil toplum kurum yöneticisi diye başına topladığı yandaşlara, eskiyi kötüleyerek rejiminin vahşetini temize çıkarıyor, şöyle diyordu:

"Eski Türkiye'de yasaklar vardır. OHAL vardı, yol kontrolleri vardı. Anlamsız ne kadar yasak varsa kaldırdık. Anadil üzerindeki kısıtlamaları tasfiye ettik."

Bu söyledikleri büyük bir yalandı. Ama alkışlamaya çağrılanlardan kimse itiraz etmiyor, yalanını yüzüne çarpmıyor, yalatmıyordu. Kürdistan baştan başa yol kesmelerle, yasaklar ülkesiydi. Kürtçe eğitim dili değildi. Kürt, İslamo Faşizmin sefaleti olarak yasaktı.

Eski dediği, 1984-1999 zaman dilimindeki Olağanüstü Hal döneminde köyler yakıldı, dört milyon kişi mültecileştirildi; ancak Kürdistan şehirleri günkü gibi tanklar, toplarla bombalanmıyordu.

Turgut Özal, Demirel, Necmettin Erbakan, Tansu Çiller bile, yaralı, hasta Kürt çocuklarının katlinin zalimlik olduğunu söyleyene, Ahmet Davutoğlu gibi, "ama biz insanız, ne güzel insan olduğumuzu Filistinli, Somalili, Arakan, Somali, Bosnalı çocuklara sorun" cevabını vermemişti.

İslamo Faşizmin sefaleti, budur işte. İçerde Kürtleri barbarca katlet, dışarda tutturulan sırıtışla insanlık gösterisi yap...

1920-1939 ve daha sonraki kanlı arena 1984-1999 yılları arasında, bir şey daha olmadı. Kemalistler, yer yüzünü karış karış dolaşıp, "bütün Kürtler teröristtir, hepsini yok etmemiz için bize yardım edin" demediler. Siz siz olun ve İslamo Faşizmin dehşetini unutmayın. Ki, Kemalistler bile bu kadar ırkçı olmadılar; Rojava'yı da namluya oturtup, Kürtlere genel savaş ilan etmediler...