Paris'te Charlie Hebdo dergisine düzenlenen saldırıda katliam yapıldı. Katliama neden olarak gösterilen gerekçeler ise sözde Hz. Muhammed'in karikatürün çizilmesiydi. Bu dergi Hıristiyan, Musevi demeden kendince eleştiriye değer gördüğü dogmaları hicveden bir dergiydi.
Dünyada birçok yayın organı yayın yapmakta. Farklı görüş ve inançlar savunulmakta, tartışılmakta ve değerlendirmeler yapılmaktadır. Doğru görmediği ve beğenmediği yazıları, programları insanlar düşmanca ele alsa ve silahı kapan saldırıya geçse hergün kan dökülmesi gerekir. Doğru olan serbest tartışma ortamları yaratmak ve düşünce özgürlüğünü geliştirmektir. Özgür ortamlarda görüşler çatışmalı, fikirler yarışmalıdır.
Paris'te olan kör bir dogma ve sınırsız bir kinle katliama kalkışmadır. Bu cinayetler ve katliamlar İslam adı kullanılarak yapılmakta. Ne yazık ki, bugün Afganistan, Pakistan'dan Cezayir ve Libya'ya kadar İslamı iktidar ve politik amaçları için kullanan örgütler ortalığı kana buladılar. Cihat adına ölüp öldürerek cennete gidileceği vaaz edilerek insanlar birer ölüm makinasına çevrilmektedir.
Bu coğrafyalarda bir aydınlanma yaşanmadı. Sosyal ve siyasal sorunlar çözülmedi. Önce sosyalizme karşı yeşil kuşak projesi geliştirilerek İslami emperyalistler ve yerli işbirlikçileri kullandılar. Sonra Afganistan'da Sovyetlere karşı İslam adı kullanılarak Taliban ve Bin Ladin gibileri desteklendi. Hem emperyalist güçler hem de yerel iktidarlar sıkıştığında veya ihtiyaç duyduğunda tarihsel ve toplumsal olarak temeli olan dine el attılar. Hazır bir malzeme olarak kullanmaktan geri durmadılar.
Sosyalizmin boy vermemesi ve demokratik bir muhalefetin gelişmemesi için emperyalist güçler yerel iktidarları destekleyerek katı despotik rejimler inşaa ettiler. Deyim yerindeyse demokrasinin damarlarını kuruttular. Sovyetler yıkıldı ama sorunlar çözülmedi. Baskılar azalmadı. Demokratik alternatifler de oluşmayınca ideolojik ve manevi boşluklar giderek derinleşti.
Bu ideolojik boşluklardan IŞİD, El-Kaide gibi örgütler türedi. Bölge devletleri ve istihbaratları bu güçleri birbirlerine karşı kullandılar, yönlendirdiler, finanse edenler oldu. Bu örgütler de toplumsal yapıya, dokuya yayılan İslam'ı kullanarak güç olmaya çalıştılar. İslam'ı da özüne uygun almadılar. Oldukça dar, mezhepçi ve kendisi dışındakilere yaşam hakkı tanımayan bir vahşiliğe ve barbarlığa kaydılar. Adeta "çağımızın Deccali" gibi ortalığı kana ve teröre boğdular.
Paris Katliamı'ndan bir iki gün önce Yemen'de bir saldırıda kırk kişinin öldürüldüğü haberi geldi. Ardından Boko Haram örgütü bir kasabayı bastı; ikibinden fazla ölü var, kasaba ateşe verildi, sağ kalanlar da korku ve panik içinde kaçıyor denildi.
Irak'a baktığımızda durum vahametini sürdürüyor. Muhalefet veya iktidar adına komşular, aynı halkın çocukları birbirlerinin camilerine saldırıyor, hergün toplu katliam haberleri geliyor. Suriye'de durum daha çılgınca sürüyor.
İslam ülkelerinde hiçbir kurala, ilkeye uymayan kanlı manzaralar yaşanırken İslam ülkeleri ve din adamları ciddi bir girişimde bulunmuş değil. Bu olanlara karşı durmaları ve tavır koymaları ve halklarını aydınlatmaları gerekirdi. İslam'ın bu kadar kanla anılmasına ve yan yana getirilmesine itiraz etmeliydiler. Bunun derli toplu ve kapsamlı yapıldığını kimse iddia edemez. İslam Birliği bugüne kadar böyle bir gündemle toplanmış ve bir tutum belirlemiş değildir.
Sorun kapsamlı. Böyle kısa bir yazıda anlatabilmek imkansız. Ancak Türkiye'nin Paris tepkisine değinmeden geçmek olmaz. Türkiye devlet olarak işine geldiğinde bu vahşi örgütleri destekledi. Göz yumdu, palazlanmalarına ortam sundu. Suriye'de Kürtler bir statüye sahip omasınlar diye IŞİD'i desteklemekten ve yönlendirmekten geri durmadı. Bu tutumu halen de değişmiş değil.
IŞİD'le böyle kol kola, içli dışlı olan Türkiye bugün Fransa'ya, Avrupa'ya akıl vermeye kalkmaktadır. Tüm basın yayın organları da bu oyuna alet olmaktadır. Katliamı kınıyoruz ama islamofobi gelişmemeli vb. deyip durmaktadırlar. Bilmeyen de Türkiye ne kadar demokratik bir ülke, dinler ve inançlar ne kadar da güven içinde sanacak!
Rumlar yıllardır Heybeliada ruhban okulunu açtıramadı. Birçok tarihi miras, kilise çürümeye terk edildi. Rumların, azınlıkların mülklerine el konuldu. Antisemitizm, Hıristiyanlara karşıtlık dizboyu. Bunlar yokmuş gibi Avrupalılara böyle laflar etmek, ancak bu arsız ve utanmazlara has bir durumdur.
Avrupa'nın hemen hemen tümünde müslümanlar istediği kadar cami, ibadethane açabilmekte, dini yayınlarını serbestçe basmakta ve satabilmektedir. Neredeyse her köşe başında bir cami açılmış durumda. Türkiye ne yapmış? Geçen gün İstanbul'da Asuriler için bir kilise yapılmasına izin verilecek diye neredeyse bizleri mest edecek bir müjdeli haber verdiler! İstanbul'da kala kala onyedibin Asuri nüfusu olduğu söyleniyor. Halkları ve dinlerin kökünü kuruttuktan sonra böyle jestler ancak Türk hükümetlerine yakışır.
Türk hükümetlerinin Alevileri bile tanımazken, istedikleri haklarını vermezken kalkıp Avrupalılara akıl vermeleri ancak yüzsüzlüklerini açığa vurur. Önce içindeki halkları, dillerini ve inançlarını tanısınlar, dinlere ve toplumlara düşmanlık yapmasınlar, ırkçılığı olağanlaştırmaktan vazgeçsinler ondan sonra konuşsunlar.