
Kürt Halk Önderinin 2013 Newroz’unda başlattığı Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü hamlesi yeni bir noktaya varmıştır. Bu da Türkiye'yi netleştirme noktasıdır. Kürt Halk Önderi'nin dediği gibi ya siyasal mücadele ile sonuç alınacaktır ya da Türkiye'nin demokrasi güçleri çok boyutlu mücadele ile Türkiye'yi demokratikleştirip Kürt sorununu çözecektir.
Kürt Halk Önderi kapsamlı bir demokratik müzakere taslağı ortaya koyarak AKP Hükümeti'nin kaçamayacağı bir durum ortaya çıkarmıştır. Çünkü Kürt Halk Önderi tartışılacak tüm konuları müzakere taslağıyla masaya getirmiş, yol haritası ve eylem planını da açıklıkla ortaya koymuştur. Bütünlüklü bir çözüm projesi taslağıdır. Bu nedenle hiç kimse şu/bu yok diyemez. Sorunu çözmek isteyenler için hem fırsat sunulmuş, hem de kaçacak bir argüman bırakılmamıştır.
Kürt Özgürlük Hareketi, ''Ya bu yol haritası ve eylem planı içinde çözülür ya da yeni bir mücadele dönemi başlar'' deyince, Türk devleti de “Süreç iyi gidiyor, seçimden önce çözmeyi hedefliyoruz” gibi açıklamalar yapmıştır. HDP heyeti de açıklamalarıyla AKP Hükümeti'ni teşvik etmek istemiştir. Hükümeti ayakta tutan çözüm süreci dedikleri çatışmasızlıktır. Çünkü çatışmasızlık son bulduğu anda hükümetin düşmesi kaçınılmazdır. 6-9 Ekim olayları hükümete ilk defa iktidarını kaybetme korkusu yaşatmıştır. 6-9 Ekim olayları sürseydi AKP iktidarını kaybedecekti. Dolayısıyla AKP için çatışmasızlığı sürdürmek hayat memat sorunudur. Bu nedenle seçimlere çatışmasızlık ortamında girmek için sorunu çözmek dışında yapamayacağı hiçbir şey, söylemeyeceği hiçbir yalan yoktur. Bu açıdan AKP'nin söylediğine değil, pratiğine bakmak şarttır. Çünkü AKP yetkilileri iki yıla yakındır her gün ''Çözüm iyi gidiyor, süreç en iyi noktadadır'' demektedir. Yani işler iyi gidiyor sözleri yeni değildir. AKP her sıkıştığında “Süreç iyi gidiyor, süreci sürdürmekte kararlıyız” demiştir. Sadece bir yıllık basın taranırsa böyle yüzlerce açıklama görülür. Dolayısıyla açıklamalara bakarak sürecin ne olduğu ve nasıl yürütüldüğü anlaşılamaz. ''Aynesi iştir kişinin, lafa bakılmaz'', sözü en fazla da bu süreç için geçerlidir.
AKP bir taraftan süreç iyi gidiyor diyor, diğer taraftan sürecin muhatabı HDP tabanından her gün onlarca insanı gözaltına alıyor ve tutukluyor. Bunlar bile işlerin iyi gitmediğini gösteriyor. İşlerin iyi gittiğini söylemek, bu tutuklamaların örtüsü haline getiriliyor. İşler iyi gitseydi her gün onlarca tutuklama olur muydu? Her gün halka ve gençlere saldırılır mıydı? Bu saldırılar bizzat AKP polisi ve savcısı tarafından yapılıyorsa ortada bir çelişki var demektir. İşler iyi gidiyorla bu saldırılar bağdaştırılamaz. Ya işler iyi gidiyor sözü ya da tutuklamalar ve saldırılar doğrudur. Lafların pratik bir anlamı olmadığına göre tutuklama ve saldırılara bakarak asıl gerçeğin ne olduğunu anlayacağız. Dolayısıyla AKP'nin “İşler iyi gidiyor” sözleri kaale alınmamalıdır. HDP heyetinin iyimser mesajları sadece AKP Hükümeti'ni teşvik etmeye yöneliktir. Ancak AKP bu söylemlerle teşvik olmuyor, harekete geçmiyor. Bu sözleri sadece kendi oyalama politikası için kullanmaya çalışıyor.
Bu açıdan esas olarak işin içinde olan, oyalama yapmak için değil de çözüm için çalışan Kürt Özgürlük Hareketi'nin açıklamalarını dikkate almak gerekir. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi “İşler iyi gitmiyor, AKP adım atmıyor ve oyalamaya başvuruyor” diyorsa tabii ki bunu esas alacağız. Çözümün temel muhatabı Kürt Özgürlük Hareketi'dir. Kürt Halk Önderi de bu muhatabın somut kişisi ve baş müzakerecisidir. Kürt Halk Önderi de görüşmelerde sürekli AKP Hükümeti'ni eleştiriyor. Bir çözüm politikası olmadığını, hegemonya peşinde koştuğunu vurguluyor. Ama diğer taraftan devleti ve toplumu çözüme hazırlamak, AKP'yi de çözüm noktasına getirmek için her zaman kapıyı açık bırakıyor. Kürt Halk Önderi durum ne olursa olsun, biz her zaman demokratik çözüme hazırız diyor. Zaten yirmi yılık duruşu da tutumu da bu noktadadır. Türk devleti çözüm ve müzakereye hazırsa, derhal Kürt Halk Önderi'yle otursun ve sorunu çözsün.
Kürt Halk Önderi her zaman çözüm için kapıyı açık bırakırken, hiçbir zaman çözüm mücadelesiz ve kendiliğinden olur dememiştir. Mücadelenizi bırakın, erteleyin, çözümün gelmesini bekleyin dememiştir. Her zaman zengin mücadele yöntemleriyle mücadelenin sürmesini istemiştir. Mücadelesizliği de şiddetle eleştirmiştir. BDP'nin halkı pasifize ettiği ve mücadelesiz bıraktığı bizzat yakın zamanda bu Önderlik tarafından dile getirilmiştir.
Mücadelesiz, öz savunmasız ve serhıldansız Türkiye'nin demokratikleşeceğini ve Kürt sorununun çözüleceğini sanmak Türkiye'yi tanımamaktır; 12 yıllık AKP iktidarını tanımamaktır. Kafayı kuma gömmektir. Ya da mücadelesizliği, mücadeleden kaçmayı süreç lafı altında gizlemektir. Zaten iradesi kırılmışlar ve mücadeleden kaçanlar bu karakterlerini teorize ederek gizlerler.
Son Cizre olayları gösterdi ki, örgütlenme olmadan, öz savunma olmadan Kürtler bırakalım sorunlarını çözmeyi, varlıklarını bile koruyamazlar. Bazıları mücadeleden korkuyor, ''Aman aman mücadele olmasın'' diyor. Mücadelesiz Kürt sorununun çözüleceğini sanıyor. Bu, aslında ya iradesi kırılmışlıktır, ya da Türk devletinin özel savaşının ağır etkisinde kalmak, özel savaşın ideolojik saldırıları ve hegemonyası altına girmektir. Bu tür kişiliklerin tehlikeli yanı, kendi ruh hallerini topluma da taşırmak istemeleridir.
6-8 Ekim olaylarını şu bu gerekçeyle eleştirenler, her eylemde kusur bulma yarışına girerken, bu eylemler iyi olmadı diyerek aslında mücadeleyle özgürlük ve demokrasiyi kazanma iradesinden yoksun olanlardır. Bu yönlü iradesi kırılmış olanlardır. Şu eylemler olmaz, bu eylemler olmaz, şu eylemin şu kusuru var, bunun şu kusuru var denilerek aslında eylemsizliği ve teslimiyeti savunuyorlar. Zaten demokratik mücadele bile artık olumsuzlanıyor; tu kaka ediliyor. Bu nedenle AKP polisi eylemin biçimine bakmadan saldırıyor. Normal bir yürüyüşü bile kendine karşı darbe olarak görüyor ve üzerine şiddetle gidiyor. Kürdistan'da her yürüyüşe saldırılması bu kafanın sonucudur.
En son gençlik bir açıklama yaptı. Hemen onu da kendine göre toplumu ve gençliği pasifize etmede bir argüman olarak kullanmaya başladılar. Gençliğin açıklamasını doğru okumak yerine, özel savaşa hizmet eder hale getirmeye çalıştılar. Örneğin gençlik her gün olur olmaz kepenk kapatılmasın diyor. Çünkü her olay sonrası bazı yerlerde kepenk kapatma oluyor. Bu aşırılığı, sapmayı gidermek için böyle bir açıklama yapma ihtiyacını duyuyor. Yoksa Roboskî gibi bir katliam olacak, 6-8 Ekim gibi serhıldanlar olacak, ama toplumun bir kesimi bunu sessizlikle izleyecek! Bu kabul edilebilir mi? Bunu esnaf da kabul etmez. Çünkü o da toplumun ve toplum vicdanının bir parçasıdır. Roboskî gibi bir olay olduğunda tabii ki esnaf da kepenkleri kapatır.
Yüz kapatmalar olmasın denilmesi de normal yürüyüş ve gösteriler içindir. Eğer polis saldırıyor, toplumu sindirmek, ezmek ve tutuklamak istiyorsa gerektiğinde yüzler de kapatılır. Ona o sıradaki eylem yürütenleri karar verir. Demokratik gösterilerde, toplantılarda yüz kapatmak doğru değildir. Öte yandan gençlik hareketi yıllarca belediye otobüsleri yakılmasın, bu otobüslere halk biniyor, demesine rağmen ya provokatörler ya da ne yaptığını bilmeyenler belediye otobüslerine saldırdılar. Bu tabii ki doğru olmayan ve yapılmaması gereken eylemlerdir. Son zamanlarda yine halkın otobüsleri rastgele yakılmış, gençlik buna haklı olarak açık tavır koymuştur.
Kuşkusuz gençlik yapılan toplantılarda alınan kararlara uymalıdır. Yapılmasın dediği şeyler yapılmamalıdır. Ancak bu açıklamayı bazıları pasifizm, eylemsizlik gibi ele almak ve kendi mücadelesizliklerine gerekçe yapmak istiyorlar. Bu açıklama bu maksatla yapılmamıştır. Eylemlerin yanlışlıklar olmadan yapılması için açıklamada bulunulmuştur.
Cizre olayları, Kürt Özgürlük Hareketi'nin hükümete müzakereye geç ve çözüm için adım at dayatmasını yaptığı dönemde gerçekleşmiştir. Bu olaylarla gündem saptırılıp müzakerede ayak diretme, oyalama seçime kadar zaman kazanma hesabı yapılmaktadır. Cizre olaylarının olduğu gün Yalçın Akdoğan’ın açıklaması bunu ortaya koyuyor. Çözüme her yaklaşıldığında bu tür olaylar oluyor diyerek sanki kendilerinin bir çözüm niyeti varmış ve bir şeyler yapıyorlarmış, ama bu olaylar önünü kesiyormuş gibi bir algı yaratarak oyalama politikasına gerekçe bulmaya çalışıyor. Nitekim “Çözüm akşamdan sabaha hemen olmaz” diyerek ağzındaki baklayı çıkarıyor. Yani birkaç ay içinde olmaz diyerek seçime kadar “Çözüm süreci iyi gidiyor” ya da “İyi giderken birileri sabote ediyor” laflarıyla seçime ulaşmayı hedefliyor.
Demokratik kamuoyu Cizre olaylarını ve bu açıklamaların anlamını bilmeli ve AKP'nin oyunlarını boşa çıkarmak için müzakereye başla ve çözüm için adım at dayatmalarını ve bu yönlü mücadelesini yükseltmelidir. Bunun dışında her tutum AKP'nin oyalama politikalarına hizmet etmekten başka bir anlam ifade etmemektedir.