Bütün yaralar kötü kokmaz... Bazıları Cizre'de "Medresa Sor"a bakıp Melayê Cizirî, Ehmedê Xanî, Feqiyê Teyran kokar. Bütün acılar içine açmaz; Hz. Nuh'un türbesinin tam karşısında, üzerinde "İsmail Ebul-İz El-Cezeri (1153-1232)" yazan bir hayat hikayesi açar. Ben bu tılsımlı hakikati masal olarak yazayım siz devletin Cizre muhasarasına dipnot olarak okuyun. Lakin unutmayın; her yara günü geldiğinde rüzgâr açar, her acı günü geldiğinde fırtına kokar...

Önce Cizre'ye kadar nefes alıp; onun Tor mahallesinde doğduğunu ve "Hayal ve Tekniğin Birleşmesiyle Oluşan Marifetler Kitabı"nı ("Kitáb fí ma’rifat al-hiyal al-handasiyya) tutun aklınızda. Bir de, masalın başında ortasını, ortasında başını, sonunda hem başını hem de ortasını merak edip iz sürmeniz için bir kaç cümle kalsın aklınızda: Otomatik saatler, su saati, taş (güneş) saati, su makineleri, şifreli kilitler, kasalar, otomatik çocuk oyuncakları, otomatik kapılar, kapı tokmağı "Cizre ejderleri", kan toplama ve kan basıncı ölçme aletleri, müzik otomatları, kuş şifreli kilitler, musluklar, kaldıraç ve iş makineleri, otomatik abdest alma 'robotları', ibriktarlık yapan robot hayvan ve insanlar, devri daimli fıskiyeler, kendi kendine zurna, saz çalan 'robotlar', kendi kendine kuyudan ve ırmaklardan su çeken tulumbalar...

Masalın sayfalarını çeviriyoruz: "... Sarayın bir salonunda kurulmuş altın yaldızlı bir tavuskuşu, kafasına dokunulunca mevsimine göre ağzından sıcak veya soğuk su döker hükümdar abdest alırdı. Sarayın bahçesinde gezinen 'robot' fillerin üzerinde 'robot' sipahiler borazanla saatin kaç olduğunu söylerdi."

Cizre'den seken bir kurşunun isabet ettiği sayfayı çeviriyoruz: "Saatleri, dakikaları, ayları ve günleri, güneşin ve ayın hallerini gösteren harika bir saat. Bu cihazın üzerinde karşılıklı altlı-üstlü iki gruba ayrılmış, renkleri farklı 24 kapı. Kapıların arkasında saklı her biri ayrı seslerle öten kuşlar. Saat başlarında üst kapılardan çıkıp yürüyen adam ikinci kapı önünde duruyor. Eliyle kapıya dokununca bir kuş kanat çırparak fırlayıp saati sesleniyor ve ağzındaki madeni küreleri saatine göre cihazın altındaki aynalı tabağa atıyor. Tabaktan, uzaklardan duyulan ses çıkıyor. Adam, gece renkli camlar önünde ayın halini görebiliyor. Saat altıya gelince saatin sahnesine davul, boru, zurna ve zil çalan adamlar çıkıyor; çalıyor, söylüyor."

Cizre'ye devlet karışınca masala da "Filli su saati" karışıyor: "İlk yarım saatte sağdaki şahin ağzındaki topu sağdaki yılana bırakır. Yılan topu vazoya koyar. Fil sürücüsü baltayla filin başına vurur. Top filin göğsünden çıkıp, karnında asılı çana düşünce ses çıkar ve yarım saat geçtiği anlaşılır. Kalan yarım saatte ise aynı olaylar düzeneğin sol tarafında tekrarlanır ve bir saat geçmiş olur."

Devlet, Cizre'yi kilitlemişse, her masal kilit bozar: "Saray hazinelerinin üstündeki kilitler yirmi dört şifre ile yapılmıştı; kilitleyenden başka kimse açamazdı. (...) Yirmi sekiz şifre ile yapılan kilitler çok mühimdir. (...) Havuzda, içinde robot kayıkçı olan bir kayık. Kayıkçının ağzında bir boru; sol elini kayığın küreğine dayamış. Çalışması istendiğinde, kayığın altındaki tapa açılıp su tekneye doluyor. Su, bir yere kadar yükselince adam hem borusunu öttürüyor; hem de suyu boşaltıyor. Bunu, saat başı tekrarlıyor. Hem etraftakileri eğlendiriyor hem de saat vazifesi görüyor."

"Zamanın güzeli” anlamında “Bediuzzaman” olarak anılan, "çalışanların reisi" olarak ünlenen, fizikçi, 'robot', matriks ve sibernetik ustası İsmail El Cezirî'nin, içinde su varmış gibi görünmesine rağmen suyu boşaltılamayan su kapları, içi boş gibi görünüp su akıtan kapları geliyor aklıma.

Suyla çalışan kuşlar, Cizre'den kimin kimi boşaltığını gösterecek saatleri ötüyor.