Bir toplumda en tehlikeli olgu, yaşanan olumsuzlukların olağanlaşması veya toplum tarafından kanıksanmasıdır. Asli görevi dışındaki bütün herşeyi üstüne görev sayan Türk medyasının yegane işi, bu kanıksamayı hızlandırmak ve toplumda kabulünü sağlamak oldu hep. Son iki yıldır ülkemizde KCK davası adı altında yüzün üzerinde gazeteci tutuklandı. Bir dönem generallerin yağdanlığını yapan, şimdi de cemaatin papağanlığına soyunan merkez ve cemaat medyası bu tutuklamaları haber bile yapmadı. DİHA, Fırat Haber Ajansı ve Özgür Gündem gazetesi başta olmak üzere, özgür basın geleneğini sürdüren gazeteciler bir bir tutuklandı. Bu arkadaşlarımız, yaptıkları haberlerle iktidarın piyonu haline gelen gazetecilerin ve iktidarın foyalarını bir bir açığa çıkarıyordu.
Bize dayatılan kanıksama ve yaratılan sahte gündemlerle unutturulmaya çalışılan bu tutuklama furyasına inat, bu konuyu yeniden işlemek insani bir görev ve vicdani bir borçtur. KCK davasında tutuklu yüzün üzerinde gazeteciden birebir tanıdığım gazetecilerden İsmail Yıldız ve Oktay Candemir’i yeniden anmak istiyorum. İsmail, haber muhabirliğinin yanında yazarlığı ve tiyatro oyunculuğuyla da öne çıkan yetenekli bir arkadaşımızdır. Yazdığı şiirlerle ödüller alan İsmail hakkında ‘dağa gidip dönmeyen gazeteci’ gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarılıyor. Dağdan dönmeyen gazeteci hala Kandıra F Tipi Cezaevi’nde yargılanacağı trajikomik davayı bekliyor. İso, eminim tahliye olunca bu davadan bir tiyatro piyesi bile yazacaktır.
Oktay Candemir gazetecidir, hem de onurunu yitirmiş birçok düzen yardakçısının cesaret edemediği konuları haberleştiren bir gazetecidir. Zilan katliamının tanıklarını konuşturdu . Tarihe 33 kurşun olarak geçen, 33 Kürt köylüsünün ölüm emrini veren General Mustafa Muğlalı’nin isminin bir kışlaya verildiği ve devletin bir katile iade-i itibar yapacağı haberleriyle iktidarı rahatsız etti.
Sevgili İsmail, Sevgili Oktay, en son Kandıra’da soğuk karlar üzerinde çektirdiğiniz ve sizi yargılayanları yargılar bir edayla bakışlar fırlattığınız resminiz kaldı belleğimde. Dokundu yüreğime orta yerinden sizin şahsınızda tutuklu bütün gazeteci arkadaşlara en yürekten selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Sizin gibi cesur arkadaşların yaptığı haberlerle bu ülke daha çok çalkalanacak, çalkalanacak ki; koyun sürüsüne dönmüş insanlarin vicdanlarında bir farkındalık oluşsun.
Fransızlar François Hollande’la değişimi seçti.
Fransa’da 6 Mayıs’ta yapılan seçimlerin galibi sosyalist aday François Hollande oldu.
2007 yılında Fransa Cumhurbaşkanı seçilen Nikolas Sarkozy 2008-2009 yıllarında Dünya’da yaşanan finans kriziyle zor anlar yaşadı. Sarkozy’nin 5 yıllık bilançosu, verdiği birçok vaadi yerine getiremeden doldu. Ayrıca Fransızları bıktıran birçok eyleme de imza attı. Ne var ki yabancılar üzerinde uyguladığı politika ile sadece yüzde on beşlik kitleyi oluşturan bir potansiyeli sevindirmekle kaldı. Peki ne oldu da Fransızlar Hollande dedi. Fransa’da hiç bir hükümetin ne bakanlığını ne başbakanlığını yapmış bir sosyalist nasıl oldu da Elysée Sarayına seçildi. Son yıllarda Avrupa’da başgösteren radikal sağcı eğilimler Norveç’teki aşırı sağcı birinin yüzün üstünde insanı öldürmesiyle doruklarına ulaşmıştı. Birçok Avrupa ülkesi sağcıların elindeyken Fransa’da seçim startı verildiğinde komünistlerin adayı Jean Luc Melanchon hiç beklenmedik bir oy oranıyla yüzde on ikileri geçti. Bütün bunlar Sarkozy’nin Fransızların tabiatlarına aykırı gelen sıkma politikalarının eseriydi. Diğer taraftan Sarkozy, halkıyla kurduğu diyaloglarda Erdoğanvari sokak ağzı tutumu Fransız’ları temsil edecek değerlerden yoksunluğunu da gösteriyordu. Ayrıca dış politikada da sergilediği saldırgan tutumu ve Amerikancı yanı Fransız’ları kendisinden yeterince soğutmuştu. Bütün bu gelişmler karşısında biriken eğilimler sandıkta kendisini açıkça gösterdi. Fransa’da geleneksel hale gelen televizyon tartışmasında bile Sarkozy, Hollande’ı en az beş kere yalancılıkla itham ederek bir Cumhurbaşkanı ağırlığının olmadığını son kez gösterdi. Bence Fransızlar tarihinin birçok döneminde olduğu gibi yine başkaldırarak insan odaklı siyaset üreten, insanı kutsayan ve değerlerini en üst düzeyde temsil edecek bir kişi arayışındaydılar. Bu anlamda François Mitterrand’dan aldığı siyasi terbiye ve kişiliğindeki insancıl yanıyla François Hollande iyi bir adaydı. Nitekim Hollande Cumhurbaşkanı seçildiğinde ilk konuşmasını yıllarca belediye başkanlığı yaptığı Tulle şehri ve vekillik yaptığı Corrèze bölgesinde yaparak vefa borcunu ödüyordu. Sonrasında Bastille meydanında halka seslendi. Dünyanın bütün renkleri ve bayraklarının dalgalandığı meydanda Hollande’ı seçen kitlenin de sadece Fransızlar olmadığı açıkça görünüyordu. 30 yıl aradan sonra gelen bir sosyalist Cumhurbaşkanı, Fransa için olduğu kadar Avrupa’daki sol için de ayrıca önemli bir kazanımdır ki; bence Avrupa’nın geldiği noktada tam zamanında gelmiş galibiyettir. Tabi Hollande’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi yetmiyor, zira haziran ayında yapılacak milletvekili seçimleriyle palamantoda istediği vekil çoğunluğunu da alması değişimi gerçekleştirmesi için ‘olmazsa olmaz’ olarak görünüyor.
Fransızlar, ‘değişim şimdi’ sloganıyla seçtikleri Hollande’a parlamentoda da bu çoğunluk şansını vereceğe benziyor.
İsmail Yıldız ve Oktay Candemir’e!