Daha öncesinde, kendisine karşı “işlemediğim bir suçtan” dolayı, bana fena halde kızmış ve aylar sonra Paris’te kendisini Lyon Garı’nda karşılamaya gittiğimde, suçsuz olduğumu anlamış ve elini omuzuma koyarak, beni affetiğini ima ederek, Kürtçe: “merak etme, o iş haloldu” demişti. Ben de şımarık bir çocuk gibiydim; sevincimden yapacağımı yapmış, elini öpmüştüm.
İşte bu olaydan haftalar sonra telefonda onu dinlemeye koyuldum.
“Tüm bu olanlardan sonra, birşeyi merak ediyorum, sende bana karşı Oedipus komleksi var mı?”
Bu soruya o kadar sevinmiştim ki. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Yine heyecanlı bir çocuk gibi verdim cevabımı: “Evet hocam bende size karşı bir değil on tane Oedipus kompleksi var!”
Bu kez o şaşırmıştı. Güldü. Böylesi bir cevabı beklemiyordu.
Uğraşı ve ideal işler konusunda her söylediğini yerine getiren, “gönüllü” biri olmaya adamıştım kendimi.
1993 yılnda Kürt aydınlarının Bonn’dan Brüksel’e gerçekleştirdikleri yürüyüşte yakından tanıştık.
400 kilometreye yakın yürüdük.
Günün birinde, yani 5-6 günlük yürüyüşten sonra, tipi ve karlı bir havada, yürüyüşü tertipleyenlerden biri olarak Wanlı’nın takatsiz kaldığını düşünerek kendisine gitmiş ve bir arabaya binmesini rica etmiştik. Oralı olmadı, estetik bir el hateketi yaparak: “ben yürürüm” dedi.
Aktif Kürtçe konuşmaya bu yürüyüşten sonra başladığını düşünüyorum. 1995’te Berlin’de başkanlığını yaptığı “Kürt Bilim ve Araştırma Enstitüsü”nün çalışmalarını 2001 yılına kadar birlikte yürüttük.
Bilimsel düşüncenin boyun eğmeyen inatçı ama hümanistçe bir uğraşı olduğunu eğer az da olsa öğrendiysem, bunu yüksek kademede bir bilimci olarak gördüğüm İsmet şerif Wanlı’ya borçluyum.
Büyük bir centilmen olmayı ondan öğrenemedim; bunu onun kadar başaran kimseyle de karşılaşmadım.
Kızardı. Darılmazdı. Affettiğinde de, muhattabının belleğinde iz bırakırdı.
Bununla ilgili hiç unutmadığım bir anı:
Berlin’de düzenlenen “şerefhan Bey” dönemiyle ilgili konferansta, kendisine bihürmet davranan tanınmış bir Kürt yazarına kızgınlığını farketmiş ve o yazara giderek, Wanlı’dan özür dilemesini rica etmiştik. Yaşça Wanlı’dan pek de genç sayılmayan yazar, ceketinin düğmelerini iliklemiş ve ondan özür dilemişti. Wanlı: “evet, özürünü kabul ediyorum ama, sen hep başkalarının ayaklarının altını yalayarak, bir yere gideceğini düşünüyorsan, yanılıyorsun…” demişti.
Her Kürt orijinine derinden sevinirdi.
Cemşid Bender de onun için bir Kürt orijiniydi. Onunla Fransızca saatlerce sohbet ederken, iki ayrı coğrafyadan kopup gelen ve “Kürdistan Mekanı’nda” buluşan bu yıkılması güç iki düşün adamının dilini anlamadığımız sohbetlerini hayranlıkla seyreder dururduk.
Onun ölümsüzlüğünü sadece his etmiyorum, düşünüyorum:
“…Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni” Kemal ve kadrosu Türk ırkçılığını temel alarak kurdular ve ilk iş olarak Kürt halkının varlığını yadsıyarak onu özümlemeye tabi tuttular. Bunun gibi Laz dilini yok etmeye, Arapları eritmeye, Suriye sınırındaki İskenderun’u işgal etmeye ve Süryani’lerle, kalan Ermeniler’den öç alma yoluna gittiler…”
Ve Wanlı bu politikaya karşı cevap aradı, 1985 yılında şu önermelerde bulundu:
“3) Partizan savaşı başlatılarak Kürdistan’ın dışına, sömürgeci metropollere kaydırılarak özellikle sömürgeci (sömürge olarak tercüme edilmiştir) başkentlerinde yoğunlaştırılmalıdır…12) Savaş Kürdistan’da değişik noktalarda başlatılmalı, stratejik, ekonomik, coğrafi, ulaştırma ve iletişim (tercümesi, ilişki olarak yapılmış) alanlarından (tercümesi bölgelerinde olarak yapılmış) yoğunlaştırılmalıdır. 13) Savaş başladığında, Kürt Ulusal Hareketi, komşu ulusların devrimci ve demokratik güçlerini kendi bölgelerinde harekete geçirmek ve oralarda savaşım vermeye onları ikna edebilmek ve Kürt ulusla savaşımıyla dayanışmalarını sağlamak amacıyla etkinlik gösterir…15) Kürt Ulusal Hereketi, cephesini Kürdistan’ın tüm parçalarında, gücüne göre açar…”
Tüm bunları önermeden önce, Wanlı: “Gerek sosyalist ve gerekse Ulusal Kurtuluş Hareketi olsun, hiçbir savaşım saldırı üzerinde temellenmeden başarı sağlayamaz. Ama bu saldırı stratejisi yalnız askeri alanda yürütülmez. Daha doğrusu askeri savaşım devrimci savaşımın son aşamasıdır.” (Alıntılar ‘Kürt Yurtsever Hareketi’nin Politik ve Askeri Stratejisi, Geçmişe, Günümüze ve Geleceğe Bakış’tan-Weşanê Yekitiya Demokratên Kurdistan-1985)
...
Ara veriyorum.
Düşüncede önder ve bilim ahlakı konusunda üstte bir bilge tanıdım.
Öyle kalacak, yaşam sürdüğü müddetçe…