Eğer baştan itibaren ters ele alınmasaydı Taksim Gezi Parkı direnişi ülkemizin ihtiyaç duyduğu demokratikleşme açısından bir birlik platformu haline getirilebilirdi. Anayasa ve yasal düzenlemelerde birleşemeyen çevreler, direnen halkın demokrasi taleplerine kulak kabartarak asgari birliği sağlayabilirdi. Böylece başlatılan demokratik çözüm süreci ilerletilebilirdi.

Fakat böyle olmadı. Baştan itibaren Gezi Parkı direnişi etrafında çeşitli eylemlerle halkın ortaya koyduğu demokrasi istemine yanlış yaklaşıldı. Bir demokratik birlik platformu olabilecek bir durum, parçalanma ve çatışma kaynağı haline getirildi. “Ulusalcı” ve “Dinci” diye tabir edilen iktidar blokları arasındaki çıkar çatışmasına dönüştürülürdü.
Bunda elbette esas rolü AKP ile CHP ve MHP yöneticilerinin izlediği politikalar oynuyor. Fakat demokratik güçlerin de olması gereken yaratıcılığı ve inisiyatifi gösteremediği gerçeği ortaya çıkıyor. Bu çekişmeye ve öncüsüzlüğe rağmen, halkın demokrasi için ısrarı devam ediyor.
Buradan herkesin çıkarması gereken dersler var. Bizce özellikle sol demokratik güçler gereken dersi çıkarabilmelidir. Bunun için de yaşananlara eleştirel ve özeleştirel bir yaklaşım gerekir. Ancak böyle bir yaklaşım sol demokratik güçleri birleştirir ve büyütür. Bu da ısrarlı demokratik direnişi sağlam öncülüğe kavuşturur.
Bu noktada CHP ve MHP’nin engelleyici ve saptırıcı konumuna değinmeye bile gerek yok. Çünkü onlar tarihin yüklediği tutuculuk rolünü oynuyorlar. Onlardan değişim ve yenilik beklemek bir hayal görmek gibidir. Bu konumları netleşmiştir ve artık herkes tarafından tanınıyorlar. Gerçekten de yaşanan çıkmazın ve çözümsüzlüğün bir kaynağı oluyorlar. Bu yapılarıyla çözümsüzlükten beslenen AKP’ye koltuk değnekliği yapıyorlar.
AKP’ye gelince, bu durumda esas eleştirilmesi ve üzerine gidilmesi gereken güç oluyor. Kürt halk direnişinden sonra bu kez de Taksim Gezi Parkı direnişi AKP’nin maskesini düşürerek despotik yüzünü açığa çıkarıyor. Bu, AKP’nin demokratik değişiklikleri yapmayacağı, tersine demokrasi ihtiyacını kendi iktidarı için sürekli kullanmaya çalışacağı ortaya çıkmış bulunuyor.
Gezi Parkı direnişi karşısında AKP Hükümetinin yaptığı uygulamalar tam bir devlet terörü oluyor. Buna faşist terör de denebilir. AKP’nin ülkeyi nasıl bir polis terörüyle yönetmek istediği iyice netleşiyor. Kürtlerden sonra tüm Türkiye toplumu bu faşist polis teröründen nasibini alıyor.
Taksim ve diğer alanlarda halkın demokrasi için direnişine polisin saldırıları tam bir devlet terörüdür. Bu tür terör uygulamaları da ancak despotik diktatörlüklerde olur. Bu konuda kendinden korkmaya başlamış olacak ki, Başbakan Tayyip Erdoğan da “Ben diktatör müyüm” diyor. Ne olduğuna elbette toplum ve tarih karar verecek.
Gezi Parkı direnişini polis terörüyle bastırdıktan sonra AKP polisinin geliştirdiği tutuklamalar da bir devlet terörüdür. Buna AKP terörü demek daha doğru oluyor. Başta ESP (Ezilenlerin Sosyalist Partisi) çevresi olmak üzere demokratik güçlere yönelik gözaltı ve tutuklamalar bu anlama geliyor. AKP terörü bir sürek avı biçiminde sürüyor.
ESP ve diğer demokratik güçlere yönelik yapılan tutuklamalar, Kürtlerin “Siyasi soykırım operasyonları“ dedikleri saldırılara denk düşüyor. AKP Hükümeti “KCK Davalarını” ortadan kaldırmadığı gibi, benzer siyasal davaları ülkenin geneline yaymaya çalışıyor. Bundan daha net demokrasi karşıtı bir tutum olabilir mi?
Bu süreçte patlak veren bir de Bingöl’deki tecavüz olayı var. Çocuk yaştaki kızlara bazı ordu mensuplarının yıllardır tecavüz ettiği açığa çıkmış bulunuyor. Dahası AKP Hükümeti tarafından tecavüzcüler tutuklanmıyor, tecavüz olayı planlı bir tarzda kapatılmaya çalışılıyor.
Elbette Bingöl tecavüz olayına devlet terörü demek bile hafif kalıyor. Bu durum, Kürtler üzerindeki kültürel soykırım rejiminin hangi yöntemlerle yürütüldüğünü net bir biçimde ortaya koyuyor. Kürtlerin haysiyetini kırarak onları yönetmeye çalışan rejim, aslında kendi haysiyetsizliğini gösteriyor.
Kuşkusuz bu tecavüz olayı yeni olmadığı gibi, tekil de değil. Bingöl sadece açığa çıkmış bir örnek. Benzer ne kadar uygulamanın yaşandığını kimse bilmiyor. Ama AKP’nin Kürtler içinde uyuşturucu kullanımını ve fuhuşu yayabilmek için özel çaba harcadığını herkes söylüyor. Bütün bunların Kürtlere dışkı yediren 12 Eylül rejiminden ne farkı var?
Bütün bunlar ortaya koyuyor ki, AKP Hükümeti faşist polis teröründe ısrarlı. Demokratikleşme ve değişim onun için bir maske ve oy avcılığı. Ülkeyi bir polis devleti haline getirmiş ve bunu daha da ilerletmeye çalışıyor. Devrî Abdulhamit gibi polise sığınarak iktidarını sürdürmek istiyor.
Fakat en az AKP’nin polis teröründeki ısrarı kadar, halkın da demokrasi için direnişte ısrarlı olduğu ortaya çıkıyor. Taksim Gezi Parkı direnişiyle korkuyu yenen ve mücadele etmeyi öğrenen halk, demokratik kitle eylemliliğinde harikalar yaratıyor. Konuşmaktan susmaya, yürümekten durmaya kadar her şeyi bir demokratik eylem biçimi haline getirebiliyor.
Her zaman halkın yaratıcı olduğu söylenir. Ülkemizde şimdi bu söylem hayata geçiyor. Demokrasisiz yaşam olmayacağını öğrenen halk, akla hayale gelmeyecek demokratik eylem biçimlerini ortaya çıkarıyor. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere Türkiye halkının tam demokrasiye ulaşana kadar direnişte ısrar edeceği artık netleşmiş bulunuyor.
Tabi buna öncülük eden ve geliştiren bir de Kürt direnişi var. Kürt serhildanı bugün Taksim direnişiyle birleşerek tam bir demokratik devrim gücü haline geliyor. Bu gücün karşısında AKP’nin polis rejiminin dayanması zordur. Ülkemiz artık yeni bir demokratik devrim sürecine girmiştir. 1970’lerin demokratik devrimi yeniden canlanmaktadır.
Taksim direnişi bu temelde ısrarla sürerken, Bingöl tecavüzü karşısında başta kadınlar olmak üzere tüm Kürtlerin ayağa kalkacağı anlaşılmaktadır. Böyle bir zulüm ve hakaret karşısında kim yerinde durabilir ki! Aslında bütün insanlığın ayaklanması lazım. İnsanlık dışı kültürel soykırım rejimine ve AKP tecavüzcülüğüne “Artık yeter” demesi lazım.
Belliki tarihi günler yaşıyoruz. Her tarafta direniş var ve demokratik devrim rüzgarı güçlü esiyor. Böyle bir rüzgar karşısında ne CHP ve MHP’nin engelleyiciliği, ne de AKP’nin polis terörü durabilir. Yeni demokratik Türkiye’yi yaratmak her zamankinden çok daha yakındır!..