İstanbul belediye seçimine bir hafta kaldı. AKP ısrarla ve hukuku hiçe sayarak, devletin bütün kurumlarını anlamsızlaştırarak istediğini yaptırıyor. Seçimden iki hafta sonrası ancak İmamoğlu’na mazbatası verilmişti. Sonra mazbata geri alındı ve YSK büyük şehir için yeniden seçim kararı verdi. Sekiz yıl sonra büyük bir eylem kampanyası ve direniş sonrası devlet avukatları İmralı’ya gönderdi. Avukatların basın açıklaması yaptığı gün İstanbul seçimlerinin iptal edildiği de duyuruldu. Bunun bir rastlantı olmadığı açıktı. AKP halk desteği açısından zorlanıyordu. Ayrıca HDP’nin seçim taktiği de Türkiye çapında ona kaybettiriyordu.
Erdoğan ırkçı faşist cephenin kamuoyu önünde sözcülüğünü yapıyordu. Bu cephe Kürtlere karşı savaş amaçlı kurulmuştu. Erdoğan seçim sürecinde de Sünni-milliyetçi Türk oylarına dayanarak iktidarını korumayı hedeflemişti. Bunun için Kürtleri gözden çıkarmış ve meydanlarda bunu sürekli haykırmıştı. Kürtlerin hiçbir değerini dikkate almamış, Kürdistan diyenler “kuzey Irak’a gitsin’’ demişti. Bir zamanlar “komünistler Moskova”ya dedikleri için bu zihniyete ve sloganlara aşinaydılar.
Ancak Kürtlerin bilinç ve örgütlenme düzeyleri Erdoğan’ın ayaklarına sürekli dolandı. İstediklerini yapma ve sonuç almasını zorlaştırdı. Erdoğan dağları bombalayarak, Efrîn’i işgal edip etnik temizliğe tabi tutarak, ordusunu Suriye sınırına yığıp Rojava’yı işgal tehdidi altında tutarak, Türkiye’de yaşayan Kürtlere nefes aldırmayarak zaferini ilan edeceğini hesaplıyordu. Temmuz 2015’ten beri aralıksız ağır bir savaşı Kürtlere dayatmıştı. Ancak görüldü ki, Kürtler olmadan Türkiye’de iktidar olmak mümkün olmuyor. Zorbalık ve hileyle iktidar alınsa da Kürtsüz iktidarda kalınamıyordu.
31 Mart seçimlerinde Erdoğan seçim meydanlarını savaş alanına çevirmişti. Ağzından kan damlıyor, toplumu karşıtlaştırarak seçimleri kazanmak istiyordu. En iyi savunma saldırıdır anlayışını seçimlerde çokça kullanmıştı. Şimdiye kadar bundan hayır da görmüştü. Ancak artık bunun da sonuna gelindi. Türkiye’yi ekonomik iflasa getiren kendi iktidarıdır. 17 yıldır ülkeyi kendileri yönetiyor. Dış politikada Türkiye’yi büyük bir çıkmaza sürükledi. Türk ordusu bugün Suriye ve Irak’ta işgalci durumunda, yaygın bir savaş içinde. Rusya’ya hangi tavizleri verdiği, hangi değerleri peşkeş çektiği halktan saklanıyor.
Erdoğan, İmralı’ya avukatları göndermek zorunda kaldı. Ancak Önder Apo büyük bir sorumlulukla halkların birliğini ve çıkarlarını esas alarak savaş yerine sorunları yumuşak güç kullanarak çözmeyi önerdi. Savaş ve şiddeti bir tarafa bırakalım ve müzakereleri esas alalım, dedi. Erdoğan buna hiç hazır değildi. Böyle bir çözüm aklı ve niyeti yoktu. Cevabı Güney Kürdistan’a saldırıları artırmak ve PKK’yi, gerilla güçlerini imha etmeyi pratikleştirmek oldu. Güney’e yapılan saldırının stratejik bir saldırı olduğunu bilmek gerekiyor. Sadece seçimle sınırlı ve lokal bir operasyon değildir.
Erdoğan bir yandan Binali’yi Diyarbakır’a gönderip Kürdistan kavramını kullandırtıyor bir yandan da Kürdistan’ın tüm alanlarında işgal ve yıkım eylemlerini sürdürüyor. Geçen seçimlerde meydanlarda bağırıp çağırırken şimdi Binali’yi halka göstermeye çalışıyor. Çünkü belediye başkanları adına da onun konuşması artık ters tepmiş durumda. Deyim yerindeyse boyunun ölçüsünü aldı. Kürtlere karşı soykırım saldırılarını sürdürse de onların oyuna muhtaçtır. Binali’nin Diyarbakır’a gelmesi başka biçimde açıklanamaz. İstanbul belediye seçimleri için Diyarbakır’a gelmeye ne gerek var ki? Demek ki, onları Diyarbakırlıların ayağına getiren yaşadıkları zayıflıklardır. Onlara İmralı kapılarını açtıran halkın direnişi ve içine girdikleri çıkmazlardır.
Erdoğan büyük bir açmazla karşı karşıya. Bu açmazı aşmak için rant kapısı olan İstanbul’u almak istiyor. İstanbul seçimleri çok önemlidir. İstanbul’u tekrar yitirirse Türkiye’de iktidar olamayacağını, istediği gibi at koşturamayacağını iyi biliyor. Bu açıdan Kürtler, Aleviler, demokratik bütün çevreler, AKP’nin MHP’yle Türkiye’ye verdiği zararın farkında olanlar İstanbul’u bir daha AKP’ye vermemelidir. Seçimler faşizmin geriletilmesi ve darbelenmesi için bir fırsat sunuyor. Bu fırsatı basite almamak ve sıradan yaklaşmamak gerekir. İstanbul seçimleri demokratik bir hamleye dönüştürülmelidir.