İngiltere Gündemi


Gezi Parkı’yla başlayan protestolar ülkenin tamamına yayılırken halk bir kere daha polis şiddetiyle ‘terbiye’ edilmeye çalışıldı. İstanbul’da barışçıl bir şekilde ve sadece parkın yıkılmasına engel olmak isteyen bir avuç insan tarafından başlatılan direniş, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in de mücadeleye destek vermesi ve yıkım aracının altında nöbet tutması üzerine kısıtlı da olsa medyada bir yer buldu. Ne olduysa işte bundan sonra oldu. Küçük bir kıvılcım adeta bir yangına dönüştü ve on binler destek olmak için Taksim’e akın etti. Türk polisinden beklenen şiddetli müdahale de gerçekleşince ve Türk medyası her zamanki gibi gerçekleri ya görmezden gelip ya da çarpıtarak aktarınca, hayatlarında buna benzer bir şeyi belki de hiç görmemiş ya da görmezden gelmiş olan kitleler devlet şiddetiyle tanışmış oldular.
Türk basınının aksine yabancı basın nedense bu defa olaylara geniş bir yer verdi. BBC birçok defa ana haber olarak Gezi Parkı protestolarını işledi, uluslararası basında da geniş analiz ve yorumlar yapıldı. Türk televizyonları yukardan gelen emirler doğrultusunda protestoları haber yapmamaya yeminli olduğu için, halkı sakinleştirmek ve mümkünse uyutabilmek adına penguen belgeselleri yayınlamayı tercih etti. Fakat Twitter ve Facebook başta olmak üzere internet ve sosyal medya üzerinden bilgi paylaşımı yapan kitleler kendi haberleşme kanallarını oluşturmakta gecikmediler.
İngiltere’de de G8 zirvesini protesto etmek isteyen göstericilere polis sert bir şekilde müdahale etti. Protestoların büyümemesi için anında müdahale ederek 57 kişiyi tutuklayan polis, Londra’nın göbeğinde geniş bir bölgeyi de kontrol altına alarak neredeyse gelen geçen herkesi sorgulamaya tabi tuttu. Bu hafta İngiltere’ye bağlı Kuzey İrlanda’da düzenlenecek olan G8 zirveleri, global politikaya yön veren 8 ülkenin her sene farklı bir yerde bir araya geldiği sembolik etkinlikler olmasına rağmen anti-kapitalist kitleler tarafından haklı protestolara sebep oluyor. 2001 yılında İtalya’daki G8 protestolarında göstericilerden bir gencin polis tarafından öldürülmesi üzerine olaylar daha da büyümüş ve Cenova kenti adeta savaş alanına dönmüştü.
Gezi Parkı’yla başlayan protestoların diğer bir yankısı da Brezilya’dan geldi. Ülkenin en büyük kenti Sao Paulo’da otobüs ücretlerine yapılan zamları protesto eden grup polisin sert müdahalesiyle karşılaşınca geri adım atmak yerine direnişi daha da büyüttüler. Zamlar iptal edilinceye kadar eylemlerden vazgeçmeyeceklerini söyleyen ve yine çoğunlukla sosyal medyayı kullanan gençlerin oluşturduğu kitle, sistemin en temel haklarına yaptığı saldırılara tepkisiz kalmayacağını göstermiş oldu.
Tüm bu protestoların ortak bazı yönleri de var aslında. Kapitalizmin ezilen sınıflarda yol açtığı yıkım ve gittikçe derinleşen gelir dengesizliği, sistemden iyice umudunu kesen kitlelerin artan giderek tepkilerine yol açıyor. Otoritelerini ve doğal olarak sistemi koruma görevini yürüten hükümetler ise halkın bu tepkilerini bastırabilmek için amansızca mücadele ederken sürekli aynı bahaneyi kullanıyorlar: Barışçıl gösterilere saygı duymakla birlikte saldırganlığa izin veremeyiz. Ve genellikle bu cümleleri kullandıktan sonra kendi kolluk kuvvetleri üzerinden en temel haklarını talep eden bu kitleler üzerinde orantısız şiddet uygulamaktan geri kalmıyorlar.
Tüm bu yaşananların bazı kazanımlara yol açmaması ise mümkün değildi elbette. Türkiye’nin batısında yaşayan önemli sayıda insan, yıllarca Kürt sorununu görmezden gelen veya çarpıtarak yansıtan Türk medyasının gerçek yüzünü görmüş oldu. Bir arkadaşım Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde benzer bir tavır takınan televizyonların olayları yansıtmamak adına uzun süre Kuğu Gölü Balesi yayınladığından bahsetmişti. O nedenle artık Rusya’da televizyonlar ne zaman Bale gösterse insanlar önemli bir olay olduğundan şüphelenmeye başlıyorlarmış. Türkiye’de de bundan sonra Penguen belgeseli göstermek eskisi kadar kolay olmayacak sanırım!