KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, AKP’nin sözde anketlerle gerçeği ters yüz etmek istediğini belirterek referandum çağrısı yaptı: “Kendinize güveniyorsanız, buyurun uluslar arası kuruluşların gözetiminde referandum yapalım. Halka demokratik özerkliği isteyip istemediğini soralım, hodri meydan!”
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan gündemdeki konulara ilişkin ANF’’nin sorularını yanıtladı.

Öcalan’’a Özgürlük İnisiyatifi’ tarafından özgürlüğü için başlatılan kampanyayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bölgesel ve uluslararası bir niteliği de bulunan Kürt sorununda düğümü çözmek için uluslararası kamuoyunun desteğine de ihtiyaç vardır. Bu açıdan Abdullah Öcalan’’a Özgürlük İnisiyatifi’’nin başlattığı uluslararası kampanya çok önemlidir. Artık Önder Apo’’nun özgürlüğüne ve Kürt halkının da yeryüzündeki diğer halklar gibi haklarına kavuşmasının zamanı gelmiştir. Bu kampanya da çok doğru ve yerinde bir kampanya olduğu kadar, isabetli bir zamanda başlatılmıştır. Umarım önemli başarılar ve sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
6 aydan bu yana Önderliğimizden ve yanındaki 5 arkadaştan hiçbir bilgi alınamamaktadır. Bu durumun yaratacağı her tülü sonuçtan doğrudan Başbakan ile AKP Hükümeti sorumlu olacaktır. Bu faşizan ve insanlık dışı uygulamaların hiçbir sonuç vermeyeceği açıktır.

Türk cezaevlerindeki Kürt tutsaklar, yeni bir direniş süreci başlattı, nasıl bakıyorsunuz?

Evet. Cezaevindeki arkadaşların açıklamalarını biz de izledik. Geliştirdikleri tutum doğru, yerinde ve zamanında bir tutumdur. Tüm halkımız, bu direnişe daha güçlü sahip çıkmalı ve katılım göstermelidir.

Tüm bu saldırı ortamında AKP’nin dışarıdan, özellikle de Batı’’dan aldığı desteği nasıl yorumlamak gerekiyor?

AKP yöneticileri, ABD ve AB desteğiyle Kürtleri hizaya çekebileceklerini zannediyor. Halbuki Kürtlerin bir özgücü ve direnişi vardır. Bu nedenle dış destekli olan bu politika sonuç vermeyecektir. Haksızlıklara karşı hiçbir zaman boyun eğmeyeceğiz. Kürt halkı şimdi değil, tam 90 yıldır dışarıdan hiçbir destek almadan direnen bir halk olarak kendi özgücüyle bu direnişini bu düzeye getirmişse, başarıya da götürecektir.

Türk Başbakan’ı’nın Kürt siyasetine dönük verdiği sert demeçler, ‘‘ya Meclis ya Kandil’’ biçimindeki dayatmaları tartışılıyor. Sizce Başbakan ne yapmaya çalışıyor?

Kürt halkıyla Türkiye arasındaki köprüleri uçurma girişimidir. 1925’’lerden sonra gelişen zihniyetin tezahürüdür. Son 2-3 aydır Kürt siyasetine ilişkin yaptığı açıklamaların hemen hemen tümünün arkasında MHP de duruyor. Çünkü AKP, MHP’’leşmiştir. Başlangıçtaki o liberal görünüm aşılmış ve gerçek yüzü açığa çıkmıştır. Şiddetle sonuç almayı önüne koyan en katı, ırkçı, faşizan bir politik hattadır.
Buradan tüm Kürt gençliğine şunu söylüyorum; Başbakan bu sözü aslında gençliğe söylemiştir; “Yüreğiniz varsa dağa çıkın”, demektedir. Kürt siyasetinin dağa gelmesine gerek yok ama Kürt gençliği Başbakan’’ın bu sözlerine karşılık dağa çıkarak cevap olmalıdır. “Vekiller Değil, Gençler Kandil’e!” diyerek Başbakan’’a gereken cevabı vermelidir. “


Devrimci harekat ve alan hakimiyeti karşısında Türk devleti de çeşitli girişimlerde bulunuyor. Devletin içinde bulunduğu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Türk devletini yöneten AKP Hükümeti, gerçekleri gizleye gizleye çok ilginç bir noktaya geldi. Türkiye toplumuna karşı saygısızlık yapılıyor. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkında alan hakimiyeti ile ilgili tespitinde dolayı inceleme başlatılmış. Galileo Galilei’‘ye Roma Engizisyon Mahkemesi’nin verdiği ceza durumuna benzemektedir. Demirtaş yanlış bir şey söylememiş ki inceleme başlatılıyor! Doğru olan şeyleri söyledikleri için Başbakan bu kadar saldırganlaşıyor ve kendilerini hedefliyor. Açıkça, “niye yalan söylemiyorsunuz”, diyor. Çünkü Türkiye’’nin Kürt politikası yalana dayalı bir politikadır.
Eğer Demirtaş’ın söyledikleri doğru değilse niye gece gündüz oraları bombalıyorsunuz? Neden şimdi operasyon hazırlığı yapıyorsunuz? Onlarca yeni ağır bombardıman uçağını neden Amed’‘e getirdiniz? Niye asker yığınağı yapıyorsunuz? Çünkü şimdiye kadar bu amaçla geliştirdiğiniz operasyonların tümü sonuçsuz kaldı. En son Genelkurmay Başkanı’n’ın da gelip Şemdinli’’de iddia ettiği, işte “7 taburun Katıldığı “Büyük Operasyon”” da sonuçsuz kaldı. Şimdi daha kapsamlısına hazırlanıyorsunuz. Gerçekleri gizleye gizleye nereye kadar gideceksiniz? Açık ki mevcut yapılan operasyonla, daha çok hava tekniğine dayanarak hakimiyeti sağlama amacı güdülmektedir.

Peki, hazırlıkları yapılan operasyon Güney Kürdistan’’ı da kapsayabilir mi?

Bir olasılık olarak düşünmek gerekiyor ama Türk devletinin/Türk ordusunun eskisi gibi her yere operasyon yapma durumu sözkonusu olmaz. Çünkü gerillanın savaş performansı ve gücü, eskiye göre birkaç kat artmıştır. Örneğin eskiden Güney’’de girdiği birçok alana şimdi giremez. Sorun sadece Şemdinli ile Çukurca arası değil ki? Beytüşşebap ile Şırnak arasına girebiliyor mu ki, gelip Güney’’e girecek?
Şimdi bir gerçeği açıkça ifade etmek gerekiyor, Türk toplumu da artık bunu görmeli: Türk devleti ve Türk ordusu her şeye kadir değil ve istediği yere, istediği zaman giremez. Bir kez daha açıkça söylüyorum; Türk ordusu artık Kürdistan’’da istediği yere giremez. Kandil’‘i bırakın, önce Herekol’’a bir bayrak dikmeye çalışın. Bu tür kaba, mekanik ve ajitatif tehditlerle hiçbir şey yapamazlar.
Mevcut durumda gerillanın alan hakimiyeti taktiği gelişiyor. Şimdi bu operasyon bu taktiğin önüne geçme çabası olarak pratikleşecek. İster Güney’’i ister Kuzey’’i kapsasın, bazı köşelerden ve daha çok da kapsamlı hava saldırılarıyla bu gelişen taktiksel hamleyi durdurmaya çalışacaklardır. Aslında politikaları boşa çıkan AKP, başarısız kaldı, ciddi bir sıkışmayı yaşıyor. Bu sıkışmadan kurtulmak için bir karşı atak yapmayı deneyecekler.

Başarabilirler mi?
Bu ilerleyişi durduramazlar. 28 yıllık tecrübeye dayalı olan Kürdistan gerillası, ilerlemesini sürdürecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Türk devleti, uzman-paralı ordusuna çok güveniyor. Özel kuvvetler, uzman kuvvetler, bunların hepsi zaten denendi, her türlü teknik denendi. Aslında denenmeyen bir şey yoktur. AKP çevresinin sürekli gündemleştirdiği uzman kuvvetler 3-4 aydır deneniyor ama ne yaptılar ki? Hepsi pul gibi döküldü. Başarısızdırlar yani.
Kuşkusuz bu bir savaştır, bizim de kayıplarımız olabilir. Bunu yadsımıyorum. Onların tek avantajı teknolojidir. Şimdi bu avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışacaklardır. Aksi takdirde arazide hakimiyet anlamında devletin sadece kendi üslenmiş olduğu kışlalarını koruma gibi bir pozisyonu vardır. Ama bundan kurtulmak ve daha fazla denetim sahasını geliştirmek için çeşitli çabalar sergileyebilirler. Bunun sonuçlarını pratikte göreceğiz.

Devlet ve hükümetin desteklediği bir kuruluş, bir araştırma yaptığını; Kürtlerin yüzde 90’nının ayrılmak istemedği, yüzde 67’’sinin siyasi soykırım operasyonları’nı desteklediğini iddia etti. Sizce bu ne anlama geliyor?

Türk devleti, işgalci ve sömürgeci gerçeğini gizlemek ve normalmiş gibi göstermek için her türlü yol ve yöntemi denemiştir. AKP, bugün biraz daha zengin yöntemlerle aynı şeyi yapmaya çalışmaktadır. Geçmişte Türk ‘bilimadamları’ Kürtlerin aslında olmadığını iddia ederlerdi. Profesor titri olanlar ‘kart kurt’ masalını anlatırlardı. Bugün de yeni versiyonunu piyasaya sürüyorlar. Kürt halkının PKK’’yi desteklemediğini, siyasi soykırımı desteklediğini iddia ederek bilime kastediyorlar. Psikolojik savaş dairelerinin söylediklerinin hiçbir değeri yoktur. Irkçılık üretip alçakça yalan söylemekteler.
Kürt halkı o kadar onursuz bir halk değil. İşbirlikçi kesimler olabilir; bunlar her toplumda vardır. Kürt toplumunun büyük ekseriyeti kendi onuruna, kişiliğine, diline, kültürüne ve şerefine sahip çıkan bir halktır.
Eğer bu kadar eminseler BM’’nin gözetiminde demokratik bir sistemle referandum yapalım. Halka Demokratik Özerkliği isteyip istemediğini” soralım. Hodri meydan!

‘Başbakan’’ın BDP’’liler için söylediği “”Onların sine-i milletleri yoktur, sine-i PKK’ye giderler. Çünkü onların aldığı oyların yarısı baskıyla alınmıştır”” sözleri için neler diyeceksiniz?
Başbakan büyük bir “söz çarpıtma ustası”dır. Bravo kendisine! Her gün polisiyle askeriyle sağı solu bastırıp tehdit ediyor, sonra da dönüp BDP’’nin bizim tehdidimizle oy aldığını söylüyor. Baskı kalksın bakalım hele Kürt halkı hangi kararı veriyor.

Aynı tersyüz etme durumu yaşanan çatışmaların sonuçları için de geçerli mi?

Evet. Yani, bir devlet bu kadar yalan söyleyemez. Şimdi mesela son olarak Şemdinli’‘de bizim 75 kendilerinin de 4 kayıplarının olduğunu açıkladılar. Emin olun ki gerçek tam tersidir. Bu kadar gerilla öldürdüyseniz, niye o zaman hakimiyet sağlamıyorsunuz? Yalan söylemeyin; burada halkın çocukları sizin denetiminizde ölüyor, gizleyerek evlerine gönderiyorsunuz.
AKP’’nin devlet geleneğinden beslenerek sürdürdüğü bir tarz daha var. Toplumu yönlendiriyor, şovenist duygularını kamçılıyor, bir şovenizm dalgası geliştiriyor, ardından dönüp anket yapıyor, “siz Kürt veya PKK meselesi için ne diyorsunuz?” diye soruyor. Sen zaten hepsini şişirdin, doldurdun, ne diyecekleri bellidir. Yani kendisi şişiriyor, biçimlendiriyor, sonra üzerinde anketle oyun oynuyor. Oysa gerçek bir Anadolu insanı, gerçek bir TC vatandaşına Kürt sorunu doğru anlatılsa tutumu farklı olur. Yani şimdi başka bir ulus gelip de Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde Türk tarihini ve dilini yasaklasa, insanlara “sen farklı bir ulustansın” dese bunu normal görürler mi? Bunu nasıl normal görmeyeceklerse Kürt halkı da kendisine dayatılan bu sistemi normal görmüyor.
İşte BDP’’li parlamenterler gitmiş, bir gerilla grubuna rastlamış diye Meclis’ten kovup zindana atacaklar. O zaman siz bu halkla birlikte yaşamak istemiyorsunuz. Eğer siz bu halkla birlikte yaşamak niyetindeyseniz buyurun 10 bin gerilla vardır. Bu gerillaları ne yapaksınız? Yani bu gerillaya düşman gözüyle, öldürülmesi gereken kişiler olarak bakıyorsanız, o zaman nasıl bir arada yaşayacak ve nasıl çözüm bulacaksınız?

Atsalar ne olur?

Atsınlar da görelim. Herhalde bu halkın da buna karşı vereceği bir cevabı vardır. Fakat şimdiden belli olan şey şu ki, böyle bir durum gelişirse HPG’’nin de AKP’’nin tüm siyasetçi ve parlamenterlerini tutuklama hakkı doğar.
Bu halkı daha fazla zorlamayın. Asıl biz hala sabırlı yaklaşıyoruz. Savaşı halen kontrollü; savaş ilkelerini ve ahlakını gözeterek yürütüyoruz.
Bu savaşı çirkefleştiren, her türlü etik değeri ayakları altına alarak sürdüren karşı tarafın zihniyet yapısıdır. Bu konuda halkımızın göstermiş olduğu büyük kararlılık vardır, direniş vardır. Biz, halkımızın bu büyük direnişine layık olmak istiyoruz.
En son Beytüşşebap halkının gerillaların cenazelerine sahip çıkmada gösterdiği cesaret ve kararlılık; Yine Karlıova halkınızın, kendi siyasi temsilcilerinin tutuklanmasına karşı göstermiş olduğu direniş, geliştirdiği tepki çok anlamlı ve değerlidi. Biz bunlara layık olmaya çalışıyoruz

AKP niçin Karlıova’’da böyle bir uygulama yaptı?

Çünkü Bingöl’’de Kürt yurtseverliğinin gelişme sürecini gördü. Bunu önlemek için Kürt yurtseverliğinin en çok geliştiği Karlıova’’da Kürt siyasetçilerini ve seçilmişlerini tutuklayarak ve yine toplumda bir korku yaratarak bu yurtseverliği geriletmek istemektedir. Bütün bu numaralar, baskılar ve şiddet ters tepecektir.
Bingöl-Karlıova yolunda gerçekleşen eylemde 8 polisin öldüğü, 9’’unun ise yaralandığı belirtiliyor...
Ben de az önce duydum. Henüz kimin yaptığını bilmiyorum. Herhangi bir şey belirtmiyorum. Ama halkımız içinde bir söz vardır; “eden bulur... KCK adı altındaki operasyonlara karşı bir cevap olmuş olabilir. Bunu bir ihtimal olarak belirtiyorum. Hiçbir yolu bırakılmazsa elbette ki bu halkın adaletsizliğe karşı direnişi kendine başka yollar bulacaktır. Eğer birileri buna üzülüyorsa bunun sorumlusu KCK operasyonlarına karar verenlerdir. Bu polislerin ve ölen askerlerin gerçek katilleri bu savaşa karar verenlerdir.


DENİZ KENDAL / ANF/BEHDİNAN