İsviçre Gündemi


İsviçre gündeminde 3 hafta sonra yeniden birlikteyiz. 3 hafta uzun bir ayrılık değil ama Türkiye gibi bir ülkede darbe içinde darbelere tanıklık ediliyorsa, bu üç haftada adeta Hitler’in yükseliş kronolojisine benzer olaylar gelişebiliyorsa, sanki 3 yıllık bir ayrılık yaşamışsınız hissine kapılıyorsunuz. 

İsviçre gündemini yeniden yazmak için bilgisayarın başına geçtiğimde, 3 haftadır terkettiğim İsviçre'de hiç birşeyin değişmediğini farkettim. Toplum yaşamını sürdürüyor, siyaset topluma daha iyi hizmeti tartışmaya devam ediyor, gazeteler ise ülkedeki habersizlikten yurtdışı gelişmeleriyle günü kurtarmaya çalışıyorlardı. Yurtdışı haberlerinde sıçrama yapan ülke ise Türkiye. ASKERİ DARBE girişimi haberleri...Kimse doğru düzgün yorumlayamıyor. Acaba nasıl gördüler diye göz attığım gazete arşivleri teknik bilgilerden ibaret... 

Belliki söz konusu Erdoğan olduğu için kafalar karışık. Zira Erdoğan darbe öncesinde demokrasiyi yok eden, yeni sultan, diktatör olarak tanımlanan bir lider konumundaydı. Aynı adamın bir askeri darbeye karşı "Demokrasi kahramanı" oluvermesi haklı olarak sindirilememişti. Ardından hükümet kaynaklarının nasıl bir açıklama yaptıklarını merak ettim, tek açıklama İsviçre Dışişleri Bakanlığı Sekreteri Yves Rossier'den gelmişti. Rossier'in İsviçre hükümetinin meşru ve seçilmiş Türk hükümetinin yanında olduğunu söylemesine hiç şaşırmadım. Bütün dünyadan benzer açıklamalar yapılmıştı zaten. Kim, kimler, niçin vb soruları yanıtlayamayan Türk usulü karanlık darbenin ya senaryo gereği ya da büyük bir aptallıkla Parlamentoyu bombalaması karşısında farklı tepkilerin olması zaten beklenemezdi. Bu durumda Türk basınının koro halinde hükümetlerin meşru hükümete destek verdiklerini manşetlere taşımaları kadar gülünç birşey olamazdı. "Seçilmiş" bir hükümetin destekleniyor olmasının büyük haber taşıması bile darbenin karanlık yüzünün bir göstergesiydi...

Neyse biz İsviçre'ye dönelim. Rossier'ın meşru hükümete destek açıklamasının satır aralarında hükümetin olaya temkinli yaklaşımlarının izleri açıkça görülüyordu, ama bu yanların hiç biri Türk basınına yansımadı. Tek yansıyan "İsviçre, hükümetimizin yanında" ifadelerinden ibaretti. Satır aralarında ise İsviçre’nin, Türkiyede gelişen olayları çok yakından takip etiği vurgulanıyor, 42’si gazeteci yaklaşık 50 bin kişinin gözaltına alınıp sorgulandığı darbe girişimi sonrası yapılan operasyonlara İsviçre’nin sessiz kalmadığı, operasyonlarda hukukun üstünlüğü prensibini önemsediklerini, yargı mensuplarının işlerini özgürce yapmalarına izin verilmesinin gerektiği belirtilerek, Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyesi olarak verdiği taahhütlere uyması gerektiği hatırlatılıyordu. Açıklamada Ölüm cezasının yeniden getirilmesi kırmızı çizgi olarak vurgulanıyordu. 

Türk basınında hükümetin açıklamaları çarpıtılırken, İsviçre basınında çıkan eleştirisel haberler ise Fethullah Gülen'in İsviçre'deki gücüne bağlanıyor, bu gazetelerin Gülen'le iş tuttuğuna dikkat çekiliyordu. 

Özetle hiç bir şey Türkiye'de algılandığı gibi algılanmıyor, yorumlandığı gibi görülmüyordu.

Kafasını kuma gömen deve kuşu misali...