Önümüzdeki 18 Ekim’de yaklaşık 80 bin civarında Kürdistanlı’nın yaşadığı İsviçre’de federal seçimler yapılacak. Siyasi partiler aday belirleme çalışmalarını hızla sürdürüyorlar. Açık ve gizli ittifaklar için görüşmeler yoğun şekilde gerçekleştiriliyor. Sağ partiler, iş çevreleri, bankalar, sigorta şirketleri, patronal kurumlarda destek ararken, sol partiler ise sendikalar, sivil toplum örgütleri, sosyal, göçmen ve çevre alanındaki derneklerle ilişkilerini tazelemeye çalışıyorlar.
İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Portekiz, başta olmak üzere birçok ülkenin federasyon, konfederasyon şeklinde örgütlenen dernekleri konsolosluklar veya anavatanlarındaki siyasi partiler aracılığıyla İsviçreli partilerden parlamenter kotaları koparmaya çalışıyorlar. İtalya, Fransa, İspanya soyalist partileri, kendi üyesi çifte vatandaş adaylarının seçim kampanyalarını dahi “kardeş“ siyasi partiler tarafından finanse ediliyor. Fransa, İtalya ve İspanya sosyalist partilerinin bugün İsviçre federal parlamentosunda kota üzeri seçilmiş, temsilcileri mevcut. Bu parlamenterler anavatanlarındaki siyasi partilerle İsviçre’deki benzeri örgütlere de aynı zamanda üyedirler. Dolayısıyla her iki ülke arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerde de köprü vazifesi görebiliyorlar.
Elimizde resmi rakamlar olmazsa da 2 milyon civarında Kuzey Kürdistanlı’nın Avrupa’da yaşadığı tahmin ediliyor. Bu nüfusun büyük bir kısmı 1980’lı ve 90’lı yıllarda devletin “topyekün” kirli savaş politikaları sonucu ülkelerini terk ettiler. 1960’lı yıllarda Almanya ve Fransa’ya gelen işçi göçünü de gözönünde bulundurursak, yarım asırlık geçmişe sahip bir diasporadan söz edebiliriz. Bu rakama diğer parçalardan 200 binden fazla bir nüfus da eklenebilinir.
Kendine özgü federal bir yapısı olan İsviçre’de üç aşamalı bir siyasi yapı mevcut: Komün, kanton ve konfederasyon. Tahminen 50 civarında Kürdistanlı komünlere (belediye meclisi veya yerel parlamento) seçilmiş. 24 kanton parlamentosunda toplam 9 milletvekili bulunuyor. Bu seçilmişlerin çoğunluğu Sosyalist Parti’den (SP) olmakla birlik Yeşiller’den de birkaç kişi mevcut. Federal parlamentoya (Conseil national, Nationalrat ) seçilmiş ne Kürt ne de Türkiyeli kimse bulunmuyor henüz. Buna karşın, Zürich, Basel, Cenevre, Bern gibi bazı kantonlarda seçilme şansı yüksek adaylar mevcut. Bunun yanı sıra, bazı kantonlarda siyasi partiler listeleri doldurmak, etnik birkaç oy alabilmek veya demokrasi gereği “egzotik, dekorasyon” denilebilecek, seçilme şansı hiç olmayan adayları listelere ekleyecekler. Bu konuda uyanık davranılması gerekiyor. Bir diğer etken de bazı marjinal gruplar da oy avcılığı adına, “göçmensever”, “Kürtsever” kesilip, icraattan uzak, süslü sloganlarla Kürtler’in blok sayılabilecek oyları için “Kürt adaylar” çıkarabilirler.
İsviçre’de oldukça örgütlü olan Kürt kurumlarının 18 Ekim genel seçimleri için gözle görülür halihazırda bir çalışmaları yok. İttifaklar, aday tesbitinde söz sahibi olmak için ne tür girişimlerde bulundukları da bilinmiyor. Fakat şu bir gerçek ki, Türkiye’deki Haziran Genel Seçimleri, İsviçre Federal Seçim kampanyası ile çakışıyor. Bu anlamda Kürt kurumlarının, çok kısa zamanda bir seçim politikası geliştirmeleri, siyasi partilerle kantonal ve federal düzeyde görüşmeler yaparak Türkiye-İsviçre seçimleri arasında bir bağ oluşturmaları gerekiyor.
Diaspoarada harekete geçirilecek seçmenlerin aynı anda Türkiye ve İsviçre genel seçimlerinde kendi adayları için oy kullanmaya teşvik edilmeli. Bunun için stratejiler geliştirilmelidir. Türkiye’de 15-20 milyon Kürdistanlı için HDP’nin ülke ve metropollerde aday belirleme, ittifak çalışmaları ne derece önemliyse, yaklaşık 2 milyonluk diaspora için de aynı ciddiyet ve siyasi hedeflerle adaylar belirlenmesi gerekir. İstanbul ve İzmir’den seçilecek bir vekil ne kadar gerekliyse, Basel, Berlin veya Marsilya’dan parlamentoya gidecek kişi de o derece önemlidir. Artık diasporadan da HDP’nin eşbaşkanları, milletvekililleri kabiliyetinde, temsiliyetinde Kürt seçilmişlerin çıkması gerekiyor. Zira Paris, Berlin, Bern ve Brüksel’de siyaset yapmak, en az Ankara’da siyaset yapmak kadar önemlidir. Diasporının asıl gücü de bu noktada ortaya çıkıyor. Devletler yurtdışında yaşayan vatandaşları üzerindeki egemenlik haklarını dış siyasette, diplomatik ilişkilerde bir güç olarak kullanıyorlar.
Bu anlamda, bir diasporanın aktör olabilmesi ve anavatandaki siyasal, mücadeleye katkı sunabilmesi için bulunduğu ülkede aktör olması gerekir. Bunun için de siyasi partiler nezdinde ve seçimlerde güçlü bir ses çıkarabilmek gerek. “Biz zaten aktörüz” demekle aktör olunmuyor malesef!
* Soyalalist Parti (PSV) yönetim kurulu üyesi. AFKICV, İsmet Şerif Vanly Kürt Mirasını Koruma Derneği
Başkanı.